Haziran, 2006 için Arşiv

h1

The truth is I never left you

30 Haziran, 2006

argentina in tears

Maç bitiminde ekranda ağlayan Cambiasso’nun görüntüsü varken Okay Karacan: “Biz futbolu seviyoruz. Ekran karşısında sizler futbolu seviyorsunuz. Ama bu gözyaşları yürek burkuyor”. Ya ekran karşısında gözyaşlarını tutamayanlar?..DK, kendisini seyretmek için gösterdiğim çabaya layık olamadı. Yürek burkulmasından doğan sakatlık nedeniyle 2-3 yıl sahalardan uzak kalayım diyorum.

arg-camb

edit: Pekerman was asked why he didn’t put in 19-year-old phenom Lionel Messi, who had played well in the first round, and he said the timing wasn’t right. ”I don’t regret anything,” he said.

Several Argentine players were in tears afterward.

”We left our lives on the field, and this really hurts,” said forward Carlos Tevez, who was in tears after the match.

Added Hernan Crespo: “All the match I thought we’d win. I never for a minute thought they’d eliminate us. I feel tremendous pain, but at the same time pride for all we did here. It’s just a shame one of these teams had to lose.’

h1

1 ay sonrası (bugün)

28 Haziran, 2006

- Öldürmem gereken bir imam var.

- Ne?

- Öldürmem gereken bir imam var dedim. Sen de hiçbir şeyi duymuyorsun.

- Ben retorik olarak sormuştum. Ne? Nasıl yani?

- Ya bu imam her gece 4:30-5 arası benim odamın dibinde bağırıyor.

- Saatler tanıdık geldi nedense.

- Gerçekten aynı saatler. Demek kuşlarla imamlar aynı saatte uyanıyor. Anladığım kadarıyla sabah ezanı 4:45 civarı, hergün 1 dk. kadar farkediyor. Ama bu imam bazen uyuyalıyor galiba, 5′te filan okuduğu da oluyor.

- Okusun, sana ne. Duyma sen de.

- Birgün bizde kal kolaysa. Sabaha doğru inliyor ev. Sadece uyanmıyorsun, uykunu da kaçırıyor. Bir de sanat müziğine meraklı olmalı, makamlı uzattıkça uzatıyor ezanı.

- O zaman adamı TRT’ye filan önersene, niye öldürüyorsun ki… Hem kaç yıldır oradasınız, şimdi mi şikayet ediyorsunuz?

- Eskiden böyle değildi, kesin hoparlörün sesi son aylarda açıldı. Ya kuvvet alıyorlar bir yerden ya da direk bir talimat bu.

- Halbuki sizin ev o kadar yakın da değil sanki camiye.

- Değil canım. Arada kaç tane ev var. Ama adam kesin benim sağlığımla oynuyor. İşi bitirilmeli.

- Sen şu Kadifekale’ye doğru bir git istersen. Ara sokaklarda birşey mi arıyorsun diyen olursa çıtlatırsın, bir imamın işini bitirecek birini arıyorum diye. Yalnız sonra o mahalleden çıkabilir misin bilmiyorum

- Evet, bir de birşey mi arıyorsun yakışıklı diyenlere yaklaşmayacağım, biliyorum. Ya lütfen bir düşün. Benim uykumu almam, vaktimi insanlık yararına hayırlı şeylere harcamam mı önemli, işini bir teyple yapabilecek bir müezzinin varlığı mı? Ben kaydederim adamın sesini temizlikten önce. Sonra onu çalarlar isterlerse.

- Bu senin işini pek görmez bence.

- Doğru, kaydetmeyeyim en iyisi. Ben de ailesine veririm teselli olarak diyordum, caminin eline geçerse hoş olmaz. Temizleyecek biri de olmaz o zaman. Kasedi ele geçirmek için camiye girecek birini bulmak gerek.

- Bunu yaparsan ülke karışır biliyor musun?

- Kasedi çalması için adam tutarsam mı?

- Yok be. İmamı öldürtürsen diyorum. Şimdi biri duyacak senin yüzünden.

- Harbi ya. Bu hükümet, komplo teorileri filan. Harbiden ülke karışır.

- Trabzon’daki rahip cinayetine karşılık yaptığını yazar gazeteler. Sonra Washington’da CIA’in merkezinde eğitim gördüğünü. Böyle bir sorumluluğu alabilir misin, iyi düşün.

- Düşündüm. 4:45′te bizim evde olsan herşeye değer bu.

- Tamam, o zaman al şu benim zulada biriktirdiğim parayı..

- Ama sen o parayı zor günler için…

- Bundan zor gün mü olur… Avukatlık hizmetleri filan, daha Burhan Apaydın’ı tutacağız sana.

- Önce eylemin olmasını bekleseydik.

- Yok yok biz tedbirimizi önceden alalım. Önemli olan, olay olduktan sonra değil, olmadan hazırlıklı olmak. Hem sorarız, işi nasıl hallettirirsen yırtabilirsin, bilir o.

- Tamam, ama dikkatli olalım, adamı sokaktaki bir telefondan arayalım.

- Aramakla olmaz, çok tehlikeli. Bürosuna gideriz. Tabi ben niye gideyim, sen gidersin. Al kartını.

- Çantanda Burhan Apaydın’ın kartvizitini mi taşıyorsun? Bu ne bu, Ahmet Geçerdöver. Nörolog. Sen birşey anlatmaya çalışıyorsun galiba bana.

- Senin için endişeleniyorum.

- Bunu daha önce kimse söylememişti bana.

h1

1 ay öncesi

28 Haziran, 2006

- Öldürmem gereken bir kuş var.

- Ne?

- Öldürmem gereken bir kuş var. Hergece 4:30’la 5 arasında ötmeye başlıyor penceremin dibinde.

- Hergece aynı kuş olduğunu nereden biliyorsun?

- O kadar belirgin bir ötüşü var ki. Cik cik cik ciiik, cik cik ciik, cik ciik. 8 9’luk aksak ritmde sanki. Başka hiçbir kuş onun gibi ötemez. Hem aynı kuşun ya geçen yıl Mayıs’ta ya da Eylül’de yine burada aynı şekilde öttüğüne eminim.

- Yok artık.

- Tabi canım, niye olmasın? Aynı rotayı izliyordur her yıl. Öyle şeyler duymadın mı?

- Her yıl gelip senin pencereni mi buluyor yani?

- Aslında pek benim pencereme konmuyor. Onu ses açısından demiştim. Birkaç gece çıkıp baktım, bizim arkadaki dar aralıktan geçen elektrik tellerine konuyor.

- Senin pencerene yakın mı çok?

- 20-30 metre vardır. Ama bu kuşun sesi çınlıyor etrafta. Sadece benim odam değil, evin her yerinden duyuluyor.

- Ne yapacaksın peki?

- Bilmem, profesyonel birini arayacağım sanırım. Öyle parayla kuş öldüren birileri var mıdır ki? Aslında niye olmasın ki, ihtiyaç varsa di mi?

- Doğu tarafindaki ara sokaklara bir gir bakalım. Birşey mi arıyorsun diyen olursa fısıldarsın, belki bir şey çıkar. Yalnız, bir şey mi arıyorsun yakışıklı diyenlere yaklaşma:)

- Yoksa internetten bir sapan mı alsam diyorum…

- Sen canisin biliyor musun…

- Ya niye anlamıyorsun, bu kuş peşimde diyorum. Beni uyutmamak için elinden geleni yapıyor. Hem uykumu almam insanlık için daha hayırlı olur, insanlara iyi davranırım, üretirim. Benim vakit kazanıp insanlık için hayırlı şeyler yapmam mı önemli basit bir kuşun canı mı önemli?

- Ben gidiyorum diyorum, başka birşey demiyorum.

h1

Güzelim canlı portakal renkte tişörtü bütün gün güneşte bırakırsan solar

26 Haziran, 2006

holland-018

Hatta şöyle olur ve şöyle:

azer

saigon

Sakin olmalıyım. Sakin olmalıyım. Sanki olmalıyım. Ama nerdeeeeee…

h1

Tutku (ki bence mavi-beyaz)

24 Haziran, 2006

Argentina

Bir süredir endişeliyiz biz harbi futbolseverler. Çünkü Avrupa Şamp.’nı sadece defans yapan Yunanistan’ın kazandığını gördük. Sonra defansı öne çıkaran Chelsea örneği var. Bu kupada da birçok takım öyle defans yapar birçok maçta oyun tıkanır, iyiyle kötü birbirine karışır diye uykularımız kaçıyordu. Cidden.

Ama ilk tur sonunda en beğenilen iki takım, coşkuyla oynayan, varyasyonlarla hücum eden Almanya ve Arjantin. Almanlar ağır eleştirinin verdiği hırs ve seyircisiyle, Arjantin de futbol geleneklerinden, hatta yaşam tarzlarından gelen bir tutkuyla hücum ediyor. İkisi de defansını eksik bırakıyor hatta.

Sonuç temkinlilik yerine heyecan, sıkıntı yerine seyir zevki, mecburen Meksika dalgası yapan seyircilerler yerine coşan tribünler.

Bugün ikisi de tur atlarsa çeyrek finalde oynayacaklar. Final gibi maç, 86 ve 90 finallerinden sonra final öncesi final. Arjantin ilk göz ağrım, parmağımı kessem açık mavi-beyaz akar. Ama biri bana bu kupa öncesi Almanya’yı bu kadar beğeneceksin, Arjantin elenecekse onlar finale çıksın diyeceğimi söylese “lafunu bil de konüş Mavi, ben Çınar’ı seviyorum” derdim. Kafam karışırdı yani.

h1

rezil rüsva

24 Haziran, 2006

world cup-manchester

Sanki biz bir III. Dünya ülkesiyiz (sahi, öyleyiz). Sanki bizde tüketicinin hemen hiç hakkı yok (sahi, yok). Sanki isteyen istediğini verir-satar, biz de alırız, şeklinde işliyor sistem (sahi, öyle işliyor).

İlgilenin ilgilenmeyin, DK yayınları önemlidir. Beklediğim gibi, Kanal 1, yani atv, bunu eline yüzüne gözüne bulaştırmış durumda. En korkuncu, maçları İstanbul'dan anlatıyorlar (büyük çoğunluğunu). Söylemeye gerek var mı, maçlar yerinde ağırdır, yerinde anlatılır. Yoksa ekrana bakıp sırayla top ayağına değecek oyuncuları sayacaksan onu ben de yaparım. Spikerleri Almanya'ya gönderemeyecek kadar acizsen yayınları da alma en baştan. Hiç de belli etmemeye çalışıyorlar maçların İstanbul'dan anlatıldığını. Söylemiyorlar bunu, ayrıca bu spikerlerin hiçbiri de kupa başlayalı beri ekranlarda görünmüyor. Bazen de bir güzel rezil oluyorlar.

Onun dışında aynı anda yayınlanan maçların sadece birini yayınlıyorlar. Hatta atv böyle bir şey olduğunu 2-3 gün önce farkedip ikinci maçları yayınlayacağını duyurdu. Ama sonra herhalde hiç reklam alamadılar ki duyurmadan vazgeçtiler. Biz de tabi enayiyiz, keriziz, nasıl isterseniz, e tabi sizin işiniz de zor, yayınlayamadınız mı, napalım, siz yayınladığınızda seyrederiz, biz size dolma da yapıp gönderelim, maç anlatırken acıkmışsınızdır.

h1

Uzanıp mavi göklerden sana doğru

22 Haziran, 2006

Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omzuma bir beyaz güvercin kondu
Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın manasını

Pek özlediğim Timur Selçuk vardı dün televizyonda. Her zamanki sinirli ve beyefendi tavırlarında. Yanında da her zaman aşık olduğum kızı Hazal. Zamanında gittiğim iki özel konserini hatırladım Timur Selçuk'un. Biri Cemal Reşit Rey'de kalabalıktan yer bulamayıp sahne arkasından-kenarından dinlemiştik, bir anlamda dibiden. Diğerinde de Kızılay Meydanında yolun ortasında oturuyorduk. Tabi o zamanlar Ankara'da solcu bir belediye vardı. Trafik kapanmış, Timur Selçuk beyaz piyanosunun başına geçmişti Atatürk Bulvarında.

Televizyon seviyorum işte ben. "Ben televizyon seyretmem, aptal kutusu o" diyenleri de hala garipsiyorum. Hoş şeyler seyrediyorum ben. Bazen tabi. Bir de aramak, bulmak gerek. Farklı şeyler yaşamamanın sonucudur sanırım, farklı şeyler yaşayanları seyrederiz.

Bir önceki gün mesela, televizyonların en hisli programı Yeditepe'de serseri Rüstem Pembe'yi ikna etti, evlenmek için kızın ailesinin kasabasına yola çıktılar. Her seven karşısındakini bir şekilde ikna eder gibi oldu. Duru Belçika'da piyano eğitimi alıyor. Zuhal iş buldu, ambulans şoförlüğü yapmaya başladı. Arkadaşı Lale de güvenli yolu seçti, iki gün önce tanıdığı orta yaşlı adamla evleniyor. Yusuf İzmir'e yola çıktı, tersanede çalışacak. Havva da ameliyat oldu, oğlu Ali ve torunu Ömer başında. Ömer Duru'nun kendisine bıraktığı saçı bulduğundan keyifli.

Sonra S O N yazdı. Bekliyordum bunu. Ve neyse ki Şaşıfelek kadar bağlanmamıştım. mtlda Hanım için daha çok üzüldüm açıkçası.

Ama olsun, sonra iki gözde takımım aralarında oynadı, Hollanda-Arjantin. İkisi de gruptan çıkacağı için vasat ama tribünleri çok renkli bir maçtı.

Size de ucundan tattırayım diyorum zevk aldığım birşeylerden bahsedince. Demek hiç yemek tarifi sitesi yapamazmışım ben, nasıl yaparım da onlara da tadına baktırabilirim de yanar yakılır, hüsran olurdum.

Buyrun Beyaz Güvercin. Eğer şimdiye dek bir kere olsun içiniz titreyerek Beyaz Güvercin'i dinlemediyseniz herşey anlaşıldı işte; sizin tanıdığınız hayat yarım hayat.

h1

Tatil arabaşlığı altında herşey

19 Haziran, 2006

Antalya’dan doğuya gitmek, keşfetmek, bir ülke ile tanışmak; canı can olan her can gibi canını bir Bodrum gulaş tekneden maXimum’un X’i şeklinde sulara bırakmayı istemek; başka diyarlarda, ismi telefon rehberinde olmayacak adamların diyarlarında gezmek, anlaşamamak, kaybolmak; konserler, baba isimler, ama manzarada da deniz olsun; yolda güneş yükseliyor olsun, güneye giderken; daha saysam sayılır, tüm yıl bu kelimeyi bekledik biz, en iyisi maddeler şeyedeyim:

manastir

1. Maç: Toprak altında yaşayan, 4 yılda bir yeryüzüne çıkan cırcırböceklerine benzeyen bir hadise bu (bizim orada öyle cırcır böcekleri var, 17 yılda bir çıkıyorlar topraktan). Kaçmaz. İnsanın elinde değil. Zaten neredeyse bir vazife bu. Hatta Almanya’da olmak vardı anasını satayım. Püfür püfür bir stadyumun yamacında. Birahanede kolkola sosis ekmek yemek, Arjantin’liye yarasın dostum demek, ver elini Kaiserslautern, ver elini Gelsenkirschen; şimdi orada olmak vardı, haydi gel gidelim yersen.

2. Roger Waters: Tüm Dark Side of The Moon’u çalacakmış. Vayy ulan dememek elde değil. Bilet fiyatına rağmen. Hele C.R.A.Z.Y.’yi gördükten sonra daha bir canı istiyor insanı. (Görmedin filmi, di mi, sayın okuyucu? Yani ben sana ne diyeyim? Direk indirmen için link mi koyayım buraya, yoksa bilet mi dağıtayım?) Ama uymuyor anacım, kupanın ortasında İstanbul gezisi. Hem bakın, pek ittiriş doluymuş Kuruçeşme’de bir önceki konser.

Peki bir tek İstanbul’da, bir tek kupa sırasında mı çıkıyor bu adam? Yoo, bakın, turne uzun. Pilota söyleyeyim, denize inip alsın beni, Malta, Lucca, şu, bu, gezelim Roger Waters ilen.

ishakpasa
3. İstanbul’a gitmek lazım, anasını satiim: 3 yıl olacak neredeyse doğru dürüst İstanbul görmeyeli. Günübirlik geçişler ve 1-2 konser hariç. Arada müzeler coştu, bu aralar da festivaller çiçekleniyor. ‘Hıck’ diyerek izliyor insan gece-gündüz benzeri programları uzaktan. Hem o programlar niye hep İstanbul’dan ibaret, anlayamıyor buradan insan.

4. Mersin’den doğuya: Eski bir plan bu. Ülkenin doğusunu görmemiş birinin doğuda büyülenme isteği. Shakespeare’in Pericles’ini seyrettim geçenlerde. Pericles, Lübnan’daki antik kent Tyre’ın prensi. Hayatı boyunca Antakya, Tarsus, Efes, Milet, İskenderiye, Pentapolis (Cezayir) gezer, başına türlü şeyler gelir. Böyle masalsı bir hikaye.

Lafın geleceği yer, Shakespeare, seyircilerini böyle egzotik bir Akdeniz macerasına çıkarır 17.yy. başında da biz bugün gezmeyiz egzotik ülkemizi.

Mersin, Tarsus, Antakya, Antep, Halfeti, Kilis, Urfa, mutlaka Mardin ve Midyat (yalnız bulgura dikkat), Van, Doğubeyazıt, İshakpaşa Sarayı, Kars. Artvin’de nokta. Fazla hırslı bir plan sanırım. Ucundan başından kesmek gerek.

Ama arada bahtımıza ne çıkarsa planıyla gezmek, isimlerinin yazılışı hız simgeleri yaratan otobüs firmalarını seçmek -Yeni Hayat karamelaları eşliğinde-, bol otostop, gidilmeyen yerlere gitmek, Ankara’nın Doğusu kitabındaki bilinmeyen kiliseleri keşfetmek, anayoldan ayrılmak, ohh be.

mardin mardin

not: tekliflere açığım, keyiflere kapalıyım. Ama çalarım, can yakarım, hatırlatayım.

h1

AB+ veya AB-

16 Haziran, 2006

Biraz evvel gelen bir mail. Bir lise arkadaşımın oğluna lösemi teşhisi konmuş. Acıbadem Hastanesi Kozyatağı şubesinde tedavi görecekmiş. AB- veya AB+ kan grubuna sahip olan kişiler aranıyormuş. Öff çok kötü yaa.

___________________________________________________

Sirketimizde calisan Taylan Ozsipahi’nin oglu olan Deniz Ozsipahi‘ye losemi tanisi konuldu. Deniz 4 yasinda ve kan grubu AB(-). Su anda Acibadem Hastanesi Kozyatagi Subesinde yatiyor. Acil olarak donor olabilecek kisileri bulmaya ihtiyacimiz var. AB(-) kani olanlar kan ve trombosit, AB(+) olanlar ise sadece trombosit verebiliyorlar. Bu kan grubunda olan kisilerin en yakin zaman icerisinde Acibadem Kozyatagi Subesine kan testi yaptirmak uzere ugramalarini rica ediyoruz. Deniz’in tedavisi basliyor ve yakin zamanda kana ihtiyaci olacak. O zaman gelince ulasabilecegimiz olabildigince fazla kisi ariyoruz. AB(-) kan grubunun cok nadir bulunmasindan dolayi sizin ve cevrenizdekilerin ilgisi cok onemli. Lutfen bu maili cevrenizdekilerle paylasiniz.

Acibadem Hastanesi Kozyatagi Subesine gunun 24 saati gidebilir, B2 katindaki kan bankasina Deniz Ozsipahi icin donor olmak istediginizi soyleyip cok kisa bir sure icerisinde kan testinizi yaptirabilirsiniz. Kan testinizin sonuclarini 5-10 dakika icerisinde veriyorlar ve donor olabilmek icin uygunlugunuzu size bildiriyorlar. Her turlu bilgi almak ve sonucu aldiktan sonra bilgilendirme yapmak icin Bahadir Karalar’i 0 533 727 76 24 no.lu telefondan arayabilirseniz cok makbule gecer. Ulasilamadigi durumlarda 0532 555 07 88 no.lu telefondan Erdem Basegmez’i de arayabilirsiniz.

Ilginiz icin tesekkur ederiz.

h1

yılın ilk denizi

14 Haziran, 2006

Çeşme’de şimdi hatırlamadığım bir tür maceradan çıkmış kaldığım yere dönüyorum. Oraya gitmek için en uygun yol sahilden, yandaki sitenin önündeki plajdan geçmek. Biraz zor ama. Önce denize doğru uzanan duvarının yanından geçmek gerek, geçiyorum. Sonra da dar bir aralıkta uzanan betonun üzerinde yürümem gerek o kumsal boyunca. Yürürüm herhalde, çok dar değil. Zaten ileride bir adam daha var, o gittiğine göre… Başlıyorum yürümeye. Sonra biraz dengem bozulur gibi oluyor, kumlarda devam ediyorum. Dalgalar geliyor ama. Bana ulaşamıyorlar. Aman, yalnız bir tanesi çok ısrarcı, illa bana kadar gelecek. Islanacak şimdi spor ayakkabılarım. Islansınlar, nolcak, sadece biraz kuma bulanırım. Hem yılın ilk denizi olur bu. Buraya böyle yazmayı düşünüyorum. Ama, daha yazın başları, denize giremeyenler vardır, ayıp olur mu… derken bir başka boyutta bir telefon çalıyor. Lütfen biri baksın, ben şu dalgadan kaçayım. Bir daha çalıyor. Ööfff. Bir daha.. ve ben o telefonu yılın en münasebetsiz telefonu seçiyorum.

h1

Oranje

13 Haziran, 2006

Oranje

Ne fırsatçı milletiz. Yeni mi anladın diyeceksiniz. Ama milli tutkumuz futbolda, tuttuğumuz takımlarda bile böyleyiz. Brezilysa son şampiyon ve kadrosunda Ronaldinho, Ronaldo, Kaka filan var diye en büyük favori ya, hemen kendini çocukluğundan beri Brezilya taraftarı ilan ediyor herkes. %90 Brezilya’yı tutuyor, aynı %90 da Brezilya kazanır diyor. Başka bir takım kazanır deseler onu tutacaklar. Bunun adı taraftarlık değil kaybetme acizliği.

Oysa ben pek iyi hatırlarım, 94′te kazanmadan önce “Brezilya yeni dünya futboluna uyum sağlayamıyor, artık kupa almaları çok zor” diyenleri. O zamanlar herkes ‘makina gibi işliyor’ diye Almanyalıydı, ’savunmaları taş’ diye İtalyalıydı, sırf Platini var diye Fransalıydı. Şimdi kimse yemesin beni, hep Brezilyalıymış, şuymuş buymuş, kazananı desteklersiniz siz, başka birşey değil. İlk başarısız sonucunda görürüz, nasıl dönersiniz.

Böyle tek maçlı 4 eleme turunun olduğu turnuvalarda tek favori olması kadar saçma birşey olamaz. Çünkü o tek maçlarda herşey olabilir. Brezilya’nın da fazlasıyla zayıf karnı var üzerine oynanırsa kaybedeceği. Birçok takımın kazanma olasığı var, Brezilya da bunlardan biri sadece. Kazanırsa da bu kimseyi haklı göstermez, sadece o olasılık gerçekleşmiş olur.

6 kupadır gönlümün takımından da soğudum bu yüzden. Hiç gelemem böyle toplu hezeyanlara. (Türkiye’ye karşı bile tutmuştum onları oysa). Diğer ezeli gözdelerimi destekliyorum. Avrupa rasyonalliğinden uzak, hücum oynayan canlı Portakalları (bakınız tribünleri) ve mavi-beyaz renkleri içime işlemiş olan ilk aşkım coşkun Tango ustalarını.

Kupanın en kötüsü görülen teknik Suudileri ve yeni gözdem tüm orta saha adamlarını (Xabi Alonso ve İniesta) barındıran İspanya’yı da sempatiyle takip edeceğim.

Kupayı alması için en büyük favorimse İtalya. Tuttuğum takımla bunun aynı şey olmadığını anlatmama gerek yok herhalde. Brezilya da ilk veya 2. turda elenir, tüm yorumcularımız apışıp kalır!!!

h1

Martin Guerre’in Dönüşü, Bir Tat

12 Haziran, 2006

Januzs Miller

10 gün filan geçti gerçi ama yazayım, maksat içimde kalmasın. Havaalanında veya sonraki günlerde bazen bir his oluyor. Artık alıştığım, çok da duymadığım bir his ama eğer uçakta biriyle muhabbet etmişsem ve inişte onu bekleyen kişiler varsa yine akın ediyor. Bunun şarkısını da yapmışlar aslında, pek anlatmaya gerek yok:

Fakat ne yazık ki sokak boştu…, gibi, veya

Please don't bother tryin' to find her
She's not there…

En etkileyicileri Nazım Hikmet'in şiiri ama, Yeni Türkü'nün eski dönemlerinde şarkı yaptığı:

altı kadın vardı demir kapının önünde..
altı kadından biri sen değildin amma
beşyüz erkekten biri bendim…

Bu mudur diyesim geliyor böyle durumlarda. Hep de etraftan biri budur diye karşılık veriyor. Hayır, sonra Roland Garros'u filan kazanacağım, maçtan sonra o çok duygusal anda tribüne çıkıp kime sarılacağım?

Zombies'ten She's not there, buyrun.

not: bu kızı seviyorum ben. henüz kim olduğunu bilmesem de.

h1

Beyoğlu, saat 02:50

10 Haziran, 2006

- Ender ya, geldik de, bu saatte bu sokaklar pek tekin değildir ha.
- Dur be tırsma, bulucaz şimdi adamı. Ya şu köşede ya sonrakinde.

- Hah işte bak. Duran abi, para hazır.
- Hepsini getirdin mi?
- Ayıpsın abi, anlaştığımız gibi.
- Yanındaki bacaksıza güvenilir mi?
- Hiç endişe etme Duran abi, ha o ha ben.
Al parayı say istersen.
- Yok tamam. Eksik çıkarsa zaten ödersin. hehheh.
- Oldu, biz de malı alalım o zaman abi.
- Tamam lan, dikkatli dinle o zaman.
TekKale yazıyorsun, blogspot diyorsun, en iyi yorumları alıyorsun. 1.kalite, iyi kafa yapar. Yavaş kullan ha, alışık değilsindir şimdi sen.
- Yaşa abi, biliyorduk sende en iyi kalite malın olduğunu.
- Yazayım mı bir kenara, sonra unutup başımı ağrıtmayın yine?
- Yok ezberledim bile ben abi. Sen de yazdın mı aklına, Kerem?
- Blogspot, TekKale, merak etme.
Tanıştığıma sevindim Duran abi.
- Kess. Hadi uzayın artık. Kapatmayın dükkanın önünü.

h1

Nadal-Federer

10 Haziran, 2006

federer-nadal

Rüya final yarın (bugün) 4′te Eusport’ta. Bir tarafta İsviçre saati mükemmelliği, karşısında İspanyol coşkusu. Nadal biraz yakışıklı da -kahretsin-. O sırada Hollanda büyükelçiliğinin davetiyle Leipzig’e maça gideceğim ama yan gözle de arada buna bakılabilir, özellikle maç bitince.

edit: Devre arasında açtığımda ilk sette 5-0 öndeydi Federer. Nadal’a göre çok mükemmel kaçtı diye düşündüm, ilk seti de 6-1 aldı. Ama ondan sonra hata yapmadı neredeyse Nadal, Federer de dondu kaldı. 3-1 kazandı Nadal, geçen yıldan sonra tekrar.