- Öldürmem gereken bir imam var.
- Ne?
- Öldürmem gereken bir imam var dedim. Sen de hiçbir şeyi duymuyorsun.
- Ben retorik olarak sormuştum. Ne? Nasıl yani?
- Ya bu imam her gece 4:30-5 arası benim odamın dibinde bağırıyor.
- Saatler tanıdık geldi nedense.
- Gerçekten aynı saatler. Demek kuşlarla imamlar aynı saatte uyanıyor. Anladığım kadarıyla sabah ezanı 4:45 civarı, hergün 1 dk. kadar farkediyor. Ama bu imam bazen uyuyalıyor galiba, 5′te filan okuduğu da oluyor.
- Okusun, sana ne. Duyma sen de.
- Birgün bizde kal kolaysa. Sabaha doğru inliyor ev. Sadece uyanmıyorsun, uykunu da kaçırıyor. Bir de sanat müziğine meraklı olmalı, makamlı uzattıkça uzatıyor ezanı.
- O zaman adamı TRT’ye filan önersene, niye öldürüyorsun ki… Hem kaç yıldır oradasınız, şimdi mi şikayet ediyorsunuz?
- Eskiden böyle değildi, kesin hoparlörün sesi son aylarda açıldı. Ya kuvvet alıyorlar bir yerden ya da direk bir talimat bu.
- Halbuki sizin ev o kadar yakın da değil sanki camiye.
- Değil canım. Arada kaç tane ev var. Ama adam kesin benim sağlığımla oynuyor. İşi bitirilmeli.
- Sen şu Kadifekale’ye doğru bir git istersen. Ara sokaklarda birşey mi arıyorsun diyen olursa çıtlatırsın, bir imamın işini bitirecek birini arıyorum diye. Yalnız sonra o mahalleden çıkabilir misin bilmiyorum
- Evet, bir de birşey mi arıyorsun yakışıklı diyenlere yaklaşmayacağım, biliyorum. Ya lütfen bir düşün. Benim uykumu almam, vaktimi insanlık yararına hayırlı şeylere harcamam mı önemli, işini bir teyple yapabilecek bir müezzinin varlığı mı? Ben kaydederim adamın sesini temizlikten önce. Sonra onu çalarlar isterlerse.
- Bu senin işini pek görmez bence.
- Doğru, kaydetmeyeyim en iyisi. Ben de ailesine veririm teselli olarak diyordum, caminin eline geçerse hoş olmaz. Temizleyecek biri de olmaz o zaman. Kasedi ele geçirmek için camiye girecek birini bulmak gerek.
- Bunu yaparsan ülke karışır biliyor musun?
- Kasedi çalması için adam tutarsam mı?
- Yok be. İmamı öldürtürsen diyorum. Şimdi biri duyacak senin yüzünden.
- Harbi ya. Bu hükümet, komplo teorileri filan. Harbiden ülke karışır.
- Trabzon’daki rahip cinayetine karşılık yaptığını yazar gazeteler. Sonra Washington’da CIA’in merkezinde eğitim gördüğünü. Böyle bir sorumluluğu alabilir misin, iyi düşün.
- Düşündüm. 4:45′te bizim evde olsan herşeye değer bu.
- Tamam, o zaman al şu benim zulada biriktirdiğim parayı..
- Ama sen o parayı zor günler için…
- Bundan zor gün mü olur… Avukatlık hizmetleri filan, daha Burhan Apaydın’ı tutacağız sana.
- Önce eylemin olmasını bekleseydik.
- Yok yok biz tedbirimizi önceden alalım. Önemli olan, olay olduktan sonra değil, olmadan hazırlıklı olmak. Hem sorarız, işi nasıl hallettirirsen yırtabilirsin, bilir o.
- Tamam, ama dikkatli olalım, adamı sokaktaki bir telefondan arayalım.
- Aramakla olmaz, çok tehlikeli. Bürosuna gideriz. Tabi ben niye gideyim, sen gidersin. Al kartını.
- Çantanda Burhan Apaydın’ın kartvizitini mi taşıyorsun? Bu ne bu, Ahmet Geçerdöver. Nörolog. Sen birşey anlatmaya çalışıyorsun galiba bana.
- Senin için endişeleniyorum.
- Bunu daha önce kimse söylememişti bana.