
damarlarımdaki asil kan
7 Eylül, 2006
Önce altyapıyı oluşturmam gerek. Bu ülkede içkiye bakış bizim ülkeden farklı değil, hatta daha berbat. İçki yaşı 21. 16’sında ehliyet alıp yolda adam öldürülebiliyor ama kendilerine ne yapacaklarına 5 yıl daha karar veremiyorlar. Herhangi bir yerde, örneğin bir evarkadasliığı ilanina başvururken herkes “sosyal olarak içerim, ama alkolik değilim” deme ihtiyacı hissediyor. Nedeni de var tabi. Genelde zevkle normal düzeyde içmeyi bilmiyorlar. İçen içine düşmüş gibi içiyor.
Okul ve içki kelimeleri kesinlikle birarada düşünülemiyor. “Barda yakalanan öğrenciler” gibi haberlerden geçilmiyor okul gazetesinde. Bu böyleyken İtalya’da yemeklerini yediğim okulda kola-fanta-su-soda çeşmelerinin yanında bira çeşmesi de olduğunu hatırlamayayım diyorum. Öğle yemeklerinde bile…
Ama bu akşam, hayatımda yaptığım en gereksiz, aşağılayıcı işlerden biri için, sadece süs niyetine girmek zorunda olduğum derse giderken bölümün buzdolabını açtım ki… biri bir güzellik yapıp birsürü bira doldurmuş. Bira bira diye inledi iç organlarım. Kendimi yemek sonrası açık büfenin tatlı bölümünde bulmuş gibi hissettim. Bira dedi dalağım. Bira diye yanıtladı böbreğim. Bira bira bira gözüm döndü o anda.
İşte şu anda o derste gereksiz gereksiz otururken bir yandan da sarı sıvı dibimde, beyaz köpükten, görülemeyeceği bardakta. O güzel biri çok da zevkli değilmiş, Budweiser gayet kötü bir seçim, ama burada nitelik değil, öze bakıyoruz. Kim olursan ol gel, bira ol da ne olursan ol.
…
Münih yazacağım demiştim biliyorum. Beyaz birasıyla Münih yarına kalsın bu durumda.