Son zamanlarda benim için şehrin en ilginç noktası, bizim metronun girişi. 2 hafta önce aralıklı iki akşam küçük çadırlar diziliydi orada. Ben okuldan dönerken, 11 civarı, 10-15 genc takılıyorlardı çardırlar etrafında, bazıları yatmaya hazırlanıyordu. Sormadım neden diye. Hele 2.sinde gayet merak ettim ama perşembeydi sanırım, nasılsa yarın da burada olurlar diye düşünmüştüm, aralarından zıplayarak çadırların arkasında kalan gazete kutularından haftalık bedava aktivite dergisini alırken. Hava çok soğuk değildi o zaman ama ben tabi ki yatamazdım dışarıda. Hem öyle sakin bir yer de değil orası, gayet hareketli bir caddenin üzeri.
Sonra geçen gün yine o saatlerde 40-50 kişilik hareketli bir grup vardı, hiçbir şeye benzetemedim.
Metrodan gelen 3. ve son yürüyen merdivenin çıkışı küçük bir girinti oluşturuyor, yandaki 2 büyük mağazanın girişinin camekanlarına yaslanarak. Üstü kapalı olduğu ve metrodan sıcak hava geldiğinden o köşeyi mesken edinen evsizler var (çirkin yüzünle ne zaman yüzleşeceksin, ey amerika?). Battaniye ve gazete yığınları olur orada. Dikkatli bakarsanız bazen battaniyelerin arasında birinin olduğunu da farkedebilirsiniz.
Yalnız son 1-2 ayda diğer evsizlere pek benzemeyen bir adam da var orada. Diğerleri genelde dünya benden geçmiş, ben dünyadan geçtim tipindedirler. Bu adamsa gayet cool (kelimenin kusuruna bakmayın, ama adama bu yakışıyor gerçekten). Orada bacaklarını uzatıp dergisini okuyor, hep yanında ilginç bir içecek oluyor. Tam evinde kanepedeymiş gibi duruşu. Siyah (demeye gerek var mı?), ince, uzun. Ve diğer evsizler 20 metre uzaktan feci kokar, bu öyle değil. Diğerleri pek zinde durmaz, bu adam gayet iyi durumda.
[Bu da başarısız bir resmi. Tabi ki gel de resmimi çek tarzında biri olmadığından yürüyen merdivenden gizlice ve hızla çekerken sarsmışım.]
İşte bu adamla bugün metroda aynı vagondaydık. Ben onu, iki önümdeki ve tam karşısına denk gelen adamın şaşkın bakışlarını gördükten sonra farkettim. Ben ona döndüğümde tam üstünü çıkarmıştı. Yani, afedersiniz, adam sokakta yaşıyor, gidip de üstünü bir kabinde mi değişsin, lütfen anlayışlı olun. Neyse, karşısındaki adamın gözleri büyüdü ve kalkıp başka yere oturmaya gitti (PİSLİK, O SEN DE OLABİLİRDİN diye fısıldamadı sanırım o anda kulağına bir melek). Bizim adam da bunu görüp birşey söylendi arkasından hafifçe. Bu arada önüne açtığı bavulundan lacivert ve sahne giysisi gibi bir bluz çıkardı. Kadife, saten, önü biraz işlemeli. Sadece onu giydi, tek düğme ilikledi. Sonra da hararetle birşey aranmaya başladı. Üç küçük çanta vardı yanında. Hepsinin içini arandı, metro kartları, bozukluklar, kağıtlar, sonra döktü birini içine, otobüs transfer kağıtları, yine metro kartları, birinden az miktar para çıktı. O devam etti aranmaya. Kimseyi de umursamıyordu etrafta. Zaten buydu onu cooool yapan, umursamaz bakışları.
<>Ben önünden geçerken de devam ediyordu hala aramaya. Ayakları çıplaktı, ve gayet kirliydi tabi. Kolunda bileğinde bilezik gibi iliştirilmiş bir kağıt vardı, barcode’u olan. Herhalde arada gittikleri bir shelter’da verilmiştir diye düşündüm. Bakmadı bana. Baksa selam verirdim belki. Hiiç, size saygı duyuyorum gibi bir laf geçti aklımdan. Arada geçer öyle benim aklımdan, biri bana ne bakıyorsun derse birşey demek.












