[2-3 choses que je sais d'elle - Godard]
İnsanın tüm dünyanın bir anı kendisine ayırdığını hissetmesi ne güzel. Bir de düğününde böyle hisseder belki, bilmiyorum. Ama sanırım en çok gol attığında. O zaman top filelerle buluşur buluşmaz golü atana döner kamera. Herşeyi yapmaya hakkın vardır. Sarılmaya gelen arkadaşlarını itersin, bi’ durun ya -ki daha gol sevincinde itildi diye bozulan futbolcu da görmedim-, bi’ durun çünkü koşmam gerek. En güzeli kollarını iki yana açıp göğüs ileride, baş geride bağırarak koşarsın en coşkulu tribüne doğru. Kendini rüzgara bırakırcasına, hatta uçarcasına.
Ondan sonra döner, tebrikleri kabul edersin. Ne güzel ortaydı o, Skör ve de Alttire. Bu bana yapılan ilk asistti be! Bilmiyorum, hanginize yazılır. Geciktim pardon topa vurmakta, ama gol goldür işte.
-bu arada J. Depp’in oynadığı Rochester Lordu‘nun hayatını anlatan filmi henüz seyretmiş olmaktan etkilenmemeye çalışacağım-
1. Neden Simon Templar: Tahmin edebileceğiniz gibi, soyadım Templar değil. Whitingale. Şiirden kazandığım şöhretimin tehlikeye girmemesi için değiştirdim.
2. Nereliyim: Oxfordshire yakınlarındaki Little Milton’dan. Burası Great Milton’ın az güneyinde kalır ve -afedersiniz- yosmalarıyla ünlüdür. 19.yy. başında yöredeki demir madeni kapatılınca köyün erkekleri Oxford’a ve Londra’ya gitmişler çalışmaya. Yalnız ve parasız kalan eşleri de çareyi Londra’ya gidip sokakta çalışmakta bulmuşlar. Little Milton ismi birden ünlenmiş Londra’da. Hatta bundan şikayet eden düşeslerin isteğini dikkate alan Kraliçe Victoria geldikleri yere dönsünler kararını çıkartmış bu kadınlar için, ama araya parlamento girmiş de önlenmiş (gözünü seveyim demokrasi).
Tamam, oyunbozanlık ediyorum, kabul. Başa sarıyoruz. Kemerleri bağlayın, “hakkınızda bilinmeyen birkaç şey” anketine başlıyoruz:
- Niye Simon Templar?
Eski siteden başka bir yere taşınmaya karar verdiğimde ilk aklıma gelen TatlıSert’ti. The Avengers. Hayran olduğum, ilk gözağrım. Sonra onun fazla özel olduğuna karar verip kardeşi ve daha başarısızı The Saint’te karar kıldım. Ama açıkçası Simon’dan sıkılır oldum, çok sevimli de çınlamıyor düz okuyunca, birgün Arsene Lupin‘e geçebilirim. Zaten arada onu kullanıyorum ama siz görmemişsinizdir, çünkü ancak ağzımı bozacağımı hissettiğim zamanlarda kullanıyorum. Dün buradaki linkte “In other words, Lupin was the Simon Templar of early 20th century France.” demesini de manidar buldum.
- Nerede yaşıyorum?
Bu çok belli sanıyordum ama hep okuduğunu bildiğim kişiler bile sorduğuna göre demek ki değil. İki şemsiyem Wash.’da, sevdiğim giysiler ve kütüphanem İzmir’de, üniversite birikimim (bu birsürü kutu demek) Ankara’da, hoş broşür-kataloglardan oluşan 2 karton eski sevgilimin bodrumunda.
- Profilinde yazanlar doğru mu peki?
Ayıpsınız, size hiç yalan söyledim mi… (hatırlamıyorum)
- Takıntıların neler?
Hah, ben de bu soruyu bekliyordum. Biri de bana takıntı anketini gönderse diyordum. Öncelikle telefonda hemen tanınmak isterim. Numara çıksın çıkmasın, ismimi söylemekten hiç hoşlanmam. Eskiden de hiç öyle görmedim. Bir arkadaşımı aradığımda iyi akşamlar, şu evde mi derdik, öyle gördük. Yıllar sonra sen kimsin, önce onu söyle demeye başlayan babalar çıkmaya başladı, onların burunlarını evire çevire bükmek isterdim.
Sonra v yerine w kullananlar Somerset Maugham’ın mı soyundan geliyor diye merak ediyorum.
Kaşkol bağımlısıyım. Ekim-Nisan arası kaşkolsüz yaşayamıyorum. Hatta soğuklarda 2 tane.
- eee, bu kadar mı? 24 saat içinde aklıma gelen olursa eklerim.
Peki bunu başka kimler yapsın isterim? Benden beklemeyecekler (fors majör aslı, tespit böcee, kürk mantolu maria puder, celerone, question marx, şirin miette) yapsın; merak ettiklerim yapsın (zuzay, evrim yapsın, zizu, ben hayattayken yapsın, khalkedon yazmalarını kim yapıyorsa o yapsın); cüneyt özdemir burada, lizzle dizzle da 5N1K’ya çıkıp cevaplasın.
Ayrıca uzay, misterio’yu tekrar yazmaya ikna etsin, ece, anyone, mankafa geri dönsün. Led Zeppelin bile geri dönüyor, huuu.



