O benim ilk aşkımdı. Hala sürüyor. Ve hep sürecek umarım.
İlk nerede tanıştığımızı hatırlamam mümkün değil tabi. Ailecek görüşürdük o zamanlar. Anlatmadı da bizimkiler. Hatırladığım ilk seferlerden biri E.T.. Çınar Sineması. Sonra teyzeyle ve anneyle gidilen çok iyi bir James Bond var mesela. Yine Çınar. Zamanla ailecek gidişler azaldı, özel izinlerle arkadaşlarla gidilen Cumartesi 12:15 ve 14:30 seansları başladı. Yer, İzmir Sineması.
Arada yazları abimle evin dibindeki yazlık sinema. Devasa bir perde -ki ayakları kale olurdu genelde bize-, kır çay bahçelerinin tahta sandalyeleri. Şimdinin gözüyle anormal rahatsız, ama çok sonraları gittiğim Bahçeli’deki On Sineması’nın fazla konforlu koltuklarından aladır. O yazlık sinemada seyrettiğim filmler -veya o serinin başka filmleri- ne zaman karşıma çıksa o tadı hatırlarım. Çiğdem yerdi herkes (ben değil).
Yüreğimin orta yeri sinema
İstettiler ama varmadım sana
Ortaokuldan çok anımız yok sanki. Bir tek cumartesimiz vardı görüşecek, o gün de yapacak çok şey olurdu. Bir din dersi yüzünden kaçılan okul günü gittiğimiz eski tip bir Bond filmi vardı mesela.
Lisede ilişkimiz hareketlendi. Dersaneye diye çıkılan yatılı okul akşamlarında kaçmış olması bile büyük keyif olan sinemalar, özellikle Tehlikeli İlişkiler. Yine İzmir Sineması.
Sonra sevgiliyle, başta beraber gitmek için gidilen, sonra seçerek gidilen büyük filmler. Bazen İzmir, daha çok (Güzelyalı) Köşk Sineması.
İyi Türk filmlerini oynatan, kurtarılmış bir alandaki, devasa (gördüğüm en büyük) ve %5′ten fazla dolu görmediğim (Yenişehir) Ülkü.
Üniversite ve ilişkimizin baharı. Çok hareketli, çok dolu sinema sezonları, Ankara film festivali ve bilinmeyen sinemalar, farklı dünyalar, klasikler. Hangi seanslara gideceğini planlamak bile ne zevkti Tanrım. Kızılırmak, Kavaklıdere. Bir de sabahları Vakıfbank’ın salonundaki kısa filmler.
Kitapçığındaki kısacık film hikayeleri insanın hayalinde yepyeni dünyalar yaratan İstanbul film festivali. Okul döneminin ortasında, bazen sınavların ortasında 1 hafta ayarlayıp gidebilmek için neler çektim. Ama sonra Beyoğlu’nda o rengarenk festival afişlerinin ortasında bir sinemadan diğerine giderken o ortamı koklamak bile unuttururdu herşeyi. Kocaman perdelerde seyredilen başyapıtlar. Reks. Atlas. Beyoğlu. Ve tabi Emek. Bazı sabahlar da koşa koşa gidilen Marmara Otelindeki büyük yönetmenlerin söyleşileri.
Yüreğimin orta yeri sinema
Yanında bakmadım hiçbir kıza
Peki bizim hiç sorunumuz olmadı mı? Olmaz mı? Hangi aşk ilişkisi dümdüz gitmiş? O bazen tempoyu artırdıkça ilişkimiz de noluyoruz, nereye gidiyoruz dönemine girdi. Veya, sıradan yapımlar başyapıt gibi ilan edildiğinde. Veya en kötü dönemime eşlik eden birkaç film orada burada karşıma çıktığında.
Ama beni bir anlamda hayata döndüren yine bir film olmuştu. Çok kötü bir akşamda karşımıza çıkan Fransız Kültür’de ortasında girdiğimiz çok durgun bir film. Bu özelliğini hep sürdürdü zaten. Burada sinema olmasa yaşama katlanmak mümkün olabilir miydi? Yalnız doğumgünlerine ilaç, can sıkıntılarına birebir, bunaltıcı Pazartesilerine panzehir. Dilini pek bilmediğim ve sinemalarında dublaj yapılan sayısız ülkeden birinde olsaydım halim niceydi kimbilir (İtalya’da filmlerin dublajlı oynadığını gördüğümde yaşadığım hayalkırıklığı mesela, başka sıkıntılı bir dönemdi aramızda).
Yüreğimin orta yeri sinema
Oscarları seyretçez yine akşama:)
O benim en büyük aşkım. Işıklar söndüğünde projektörden süzülen mavi-beyaz ışığa birkaç saniye kadar bakmam yeter. Artık uyutulmuşumdur. Hoparlörden gelen ses ne derse onu yaparım. Örnek, kısa askerlikte haftasonları gittiğim filmler. O dünyadan çıkıp gidilince (biri yine bir Bond, bir diğeri eXistenZ) ne farklıdır sinema. Ve bitince ne kadar yabancılaşırdım döndüğüm dünyaya.
Daha televizyonda seyredilen binlerce filmi, TRT ile öğrenilen klasikleri, westernleri, Hitchcock’ları, gecenin bir yarısı başlayan ve uykusuz bırakan ilginç filmleri, (cnbc)e’nin ilk çıktığı günlerde yayınlanan Luc Besson’ları, sinema kanalları ile hoş geçirilen akşamları, unutulan dertleri, geride kalan stresleri saymıyorum bile. Zaten koca bir aşkı birkaç paragrafa nasıl sığdırayım..
Bu yazıya ilham olan, 100. yıl sebebiyle TCM kanalının yaptığı kısa film (yu tüb her zamanki gibi görüntü kalitesini iç etse de). Daha enternasyonal ve daha iyi bir film grubu isterseniz de Süddeutche Zeitung’un paket halinde sattığı bir 100 film listesi.
Yüreğimin orta yeri sinema.
İstettiler ama varmadım sana.
₪₪₪₪ ₪₪₪₪ ₪₪₪₪ ₪₪₪₪
₪ bütün bunları derken bayıldığım bir top oyununa haksızlık ediyormuşum gibi geldi. ama o benim.. çocukluk arkadaşım. kendimi hiç ayrı düşünemediğim, kendisini pek de sorgulatmayan ve çok da özletmeyen yakınım. ilişkimizi adlandırmaya gerek bile olmadı hiç.
₪ ve oscarlar için söylenecek sözlere.. nasıl derler, karnım tok. ben de biliyorum ne mal olduğunu. chicago, halle b erry, c. teta-jones… daha kötüleri de var, örnek yüzlerce. özellikle de sinemanın lokomotifi bu ülkenin pek de özgün birşey üretmediği son 20 yılda.
ama herşeyden önce, sinemanın bayramıdır bu akşam. herşeyiyle, emekçileriyle pelikül kutlanır. bu konuda birçok ustanın da (Truffaut, Fellini, Kurosawa, Melville, vs.) benimle benzer şeyler düşündüklerini biliyorum. ve hem ben forest whittaker’a yıllardır hayranım.






