Çarşamba 20:00: Evvelsi günlerden kalan yemekler bulamaç halinde ısıtılsın.
20:10: Isıtıldı. Bir an önce yensin.
20:20: Yendi. Hadi çıkılsın.
20:30: Geç ama çıkıldı. DC’nin minik film festivaline, aceleylen.
20:50: Sinema. 20:45′teki film için bilet kuyruğu. Önümdeki yaşlıya çalan çift Türkçe konuşur. Kim der adam, Kim Ki-Duk der kadın. Birşey diyecekken beklerim. Sonra öndeki kız döner ve ‘merhaba, kulak misafiri oldum da’ der. Gülerler. Ben daha çok gülerim. ‘Ben de’ derim. Kadın güler, iki taraflı Türklerle kuşatıldık der. 50′lerinde birçift, kadın gri saçlı, kültürlü duran, tanıdık bir tip, adam kot ve beyaz gömlekli, beyaz saçlı ve sakallı, elleri ceplerinde, kısa boylu, sıkılgan, sevimli; kız cıvıl cıvıl, yanında bir oğlan.
Siz hangisine gidiyorsunuz der bana dönüp kadın. Tüm filmler o sinemada ve birkaç film birden oynuyor. Time derim. Ben de der kadın. Biz de demez.
Bilet alırken bir Time’a, bir de başka birşeye derler. Ayrı filmlere gidiyorsunuz demek, derim ben. E, şey olunca, der kadın. Tercihler ayrı olunca, diye tamamlarım.
Film, kadının söylediği gibi, Kim Ki-Duk’un filmi. Kim Ki-Duk 1, Kim Ki-Duk 2, Kim Ki-Duk 3. Filmdeki adam, unutamadığı kaybolan sevgilisini beklerken karşısına sayısız güzel kız çıkar, kendisiyle açıkça ilgilenen. Hep gittiği kafede, arkadaş toplantılarında, eskiden beğenilen bir kız, vs.. Böyle filmleri dava edeyim diye düşünürüm ben de. Yalan söylemesinler artık insana. En azından abd’deki yalnız türkler için filmin tanıtımına bir uyarı yazısı konsun. Şiddet içermesinden, açık veya küfürlü filan olmasından çok daha tehlikeli be bu.
Neyse. Çıkışta o Türk kızı görür müyüm diye bakınırım. Belki geldiği kişi bir arkadaşıdır. Salonun önünde beyaz sakallı sıkılgan sevimli amca bekliyor. Sonra kadınla ikisi geçerler önümden. Beğendiniz mi der kadın, eh derim, diğer filmleri daha güzeldi. Bence de deyip güler. Sonra artık gitmeden tuvalete gitmek için çantamı koyduğum koltuklarda görürüm kızı. Çok sevimli el sallar, ben selam verirken. Ama, galiba sevgililer. Öyle durdu sanki.
Çıkışta yoklar. Yolda da görmem. Eve giderken içime sinmez, diğer yöne dönerim.
Az sonra karşıdan gelirler, kolkola. Bu sefer biraz zoraki bir selamlaşma olur. Ben de diğer yöne gitmenin anlamı kalmadığından eve doğru dönerim, ama az önümdeler. Tekrar karşılaşmak garip olacak, o yüzden yavaş yürürüm. Ama onlar da gayet yavaşlar. Artı, arada bir durup gülüşüyorlar, sarılıyorlar filan. Çin işkencesi. Aslında Kore filmi olduğuna göre Kore işkencesi. Tam da bu ülkede amma az sarılan, elele tutuşan çift görüyorum diye düşünmüştüm 1-2 gün önce (ve gördüğüm de Türk çıktı).
Tam da bu düşünceden, bu cıvıl cıvıl, birçok zenginliği kanında ve yüzünde barındıran kızdan, hem sofistike hem sıcak duruşlu kadından, aile tanıdığımız olmasını isteyeceğim ‘muhtemelen’ eşinden, başlıktaki cümle geçer içimden. O kadar yılda kaç tane böyle hoş Amerikalı yaşlıca çift gördüm ki (0′la 1 arasında). Veya bana, farklı zamanlarda ‘niye bir Amerikalı kız bulmuyorsun orada kendine’ diyenlerin benim gözümden o sığ çoğunluk ile bu Türk kız arasındaki farkı görebilmelerini isterim, diye düşünerek eve yürürüm. Çiselerken ve genç çift bir yerlerde kaybolmuşken Oysa Ben der Fikret Kızılok. yaşanmamış sevdalardan.. ve yarım kalmış uykulardan.. ve yosun tutmuş bulutlardan..







