I. Üçüncü döneminin sonları yaklaştı. Ben Gökçek’e hala ve inatla alışamadım. Her görüşümde midem bulanıyor, beynimde no! no! no! neonları yanıp sönüyor. Mesela bu seçimde akp nasıl %47 aldı diye tartışılıyor da Ankara’da bu adam nasıl %55.35 aldı, tartışılmıyor. 3 seçimdir tüm sağ, Karayalçın ve sol bir partiden bir aday seçilmesin diye buna veriyorlar oylarını. Artık nasıl bir nefretleri varsa sola. O zamanlar hala varolan dyp, anap, gp, sp, mhp, tümünün son belediye seçiminde aldığı toplam oy %9 ediyor. Gökçek radikal sağ kimliğinde ve pis sırıtışında tüm sağı toplamış.
Bir Gökçek yazısı buranın sınırlarını aşar, Radikal İki’nin bir sayfasını kaplar. O yüzden burada sadece iki gün önce tv’de söylediği “Biz bu durumu tabi tahmin edemedik, nasıl tahmin edebilirdik ki” sözlerini tekrarlayayım. Bir tahmin edilemeyen, gizemli olay vuku bulsa da meteoroloji, hidroloji, ve forecasting literatürünün en kalın ciltli kitapları bütün gece tavandan kafana yağsalar..
O zaman “Ankaralılara tavsiyem, bu 2-3 ay şehri terketsinler” gibi şeyler demezsin belki.
II. Ben zamanın değiştiğine, yönetimlerin, yine sağcı, gerici, vs. de olsalar artık 80′lerden beri alışageldiğimiz mantıkötesi hataları yapmadıklarına inanıyorum. Çalışıyorum daha doğrusu buna inanmaya. Ama zorluyorlar be!
Tayyip ne dedi geçen gün. Demirel, köşesinden (gaste köşesi değil, evinin bir köşesi) akp’ye oy vermeyen %53 de var demiş, bu da ona sinirlenmiş. “Birileri iki kişiden birinin bize oy vermediğini, bize oy vermeyen %53 gibi bir oran olduğunu söylüyor. Bu seçimde sandık başına seçmenin %82’si gitmiş. Bu oran %100 olsaydı, bizim oyumuz kaç olacaktı? %55.5. Demek ki biz iki seçmenden birinin değil, daha fazlasının oyunu almışız”. hııı, evet. Bu noktada alkışlar, parti meclisindeki milletvekilleri.
Ben ülkenin gelişmişliği böyle demeçlerde belli olur diyorum. Aklı çalışan bir ülkede böyle bir demeç verilemez. Alay edilmekten korkulur çünkü. Bunu ilkokul 5′de biri söylese alay ederdik be. Belli ki adamın aklıevvel danışmanlarından biri, belki de ortaokuldaki oğlunun akıl vermesiyle böyle bir fikir geliştirmiş, başbakan da aferin, demiş, danışmanı yazmış, o da çıkıp okumuş.
Baykal da dün gazetecilere sormuş, ya bizim oyumuz kaç olurdu diye. %25 demiş gazeteciler. Hayır, aynı kalırdı, biraz matematik çalışın demiş Baykal. Aslında bu, matematik hatası olduğu kadar uygulama cahilliği. Partilerin aldıkları oy oranı, verilmiş ve geçerli oylar üzerinden hesaplanıyor. Yani, 46.6, 20.5, 15.5 şeklinde giden oranları toplarsanız %100 ediyor. Geride %18 sandık başına gitmeyen seçmen, %2-3 geçersiz oy gibi oranlar kalmıyor. Bunu değil bir parti başkanının, herhangi bir parti üyesinin, hatta sonuçları izleyen bir seçmenin bile bilmemesi mümkün değil. Başbakanın söylediğiyse, ‘bizim oylarımız tüm kayıtlı seçmenin %46.6’sına denk geliyor, oy kullanmayan %18′i de aynı oranda dağıtsak gerçek oranımız olan %55.5′a varıyoruz mantığına varıyor ki tek kelimeyle… cümleyi bitirirsem suç olacak.
Bu kadar inanılmaz hatalar yapan kafalar düşünün, ne devasa ölçekte yatırımlara karar veriyor, birçok durumda güvenliğimiz o kafalara emanet oluyor. O yüzden zaten, Ankara’da çevreyolunda hızla giderken sol şeridi birden refüj kaplıyor.
Veya abim anlatıyor: “(Ankara’da) refüjleri suluyorlar kamyonla. Sol şeritte bir adam hortum tutuyor yeşilliğe, ondan 2-3 metre önce de bir adam bayrakla işaret veriyor. Görünce bu adam ölür dedim, adamı gördüğünde kamyonu da görmüş oluyorsun zaten. Birkaç gün sonra gazetede gördüm, bir araba o sulama kamyona çarpmış, o işaret veren kaçmış herhalde, sulayan adam arada kalmış ölmüş”.