Ekim, 2007 için Arşiv

h1

Çocukları devlete emanet ettik, şimdi devlet bilmiyor neredeler

30 Ekim, 2007

Askerlerimiz öldürülünce kahraman ilan etmeyi çok iyi biliyoruz. Ama karşılarındaki tetiği çeken, kurşunu göndermek yerine birkaçını rehin alacak fırsatı bulup da kaldır ellerini derse napıyoruz? Basit, bu durum hiç olmamış sayıyoruz. Bu, karşındaki, batılı haber ajanslarının ‘asi’ demeyi seçtiği örgütün bir zaferi anlamına geliyor ya, yok say. Bu olay hakkında haber de yapılmasın. Yapan da vatan hainidir.

8 erden birkaçının kürt kökenli olmasını kullanan bazı yorumcular ihanetle bile suçlamış onları.

İnsan hayatına önem verilen herhangi bir ülkede bu durumda yer yerinden oynardı. Bu da ilk olay değil, hatırlarsınız. 96′da büyük olay olan esirler için RP milletvekili Erbaş, Akın Birdal gidip aracı olup teslim almışlardı. Sonra? Haklarında terör örgütü propangadası yaptıkları için dava açılmıştı. 2 yıl önce de aynı şey tekrarlandı. O sefer bunu haber yapan gazeteciler bile yargılanmıştı. Bunları hatırlarken Yıldırım Türker de aynı şeyleri yazmış dün.

Ne hükümetten ne genelkurmaydan en ufak açıklama gelmiyor. Ailelerine de hiçbir haber verilmemiş. Ortaya çıkan sonuç çok açık: Şehit mehit sadece laf, insan hayatının devlet düzeyinde en ufak anlamı yok. Önemi olan tek şey, üy-yyüceee devletimizin imajı bozulmasin. Bakire bir imajdan bahsediyoruz tabi, bozulursa bir daha bu halka nasıl satarız onu…

h1

bık.tım. dün.ya.yı sır.tım.da taşımaktan

26 Ekim, 2007

skör isterse boynumuz kıldan ince. beni anlatan dizeler bunlar olabilir mi:

bıktım dünyayı sırtımda taşımaktan
hayatın yorgunuyum ben rahat vurgunuyum ben…

…ilk ciddi imzamı nikah dairesinde attım
hiç unutmam o soğuk kış günü kan ter icinde kaldım
sıkıntıdan çatlayacaktım”

Peki, daha anlamlı ve doğru dizeler bulalım. Beni anlatmıyor olabilir ama istediğim dünyayı anlatıyor desem deyip buraya koyduğum mozaik dizelerini çıkardım, ama bu mozaik geri dönsün diye imza atmamamızı gerektirmez yine de. Bir şarkısını bulursam da çalayım yakınlarda.

ekle: bir de şunu hatırladım, tam beni anlatıyor olmasa da tonunu çok yakın bulduğum:

bütün kabile kızar bana
derler bu adam çalışmaz mı
bu adam hep düşünür mü
bir kuş ölmüş diye üzülür mü

gündüz böyle diyenler
gece olunca
ateşler yakılınca
denizler çoşunca
ben bir şarkı söylerim yorgun insanlara
bakın bakın martılar uçar
bakın bakın yıldızlar koşar
bakın ne güzel bir hayat var dünyamızda
bir hüzün çöker bir garip olur insanlar
yaklaşırlar birbirlerine
şarkım sürer sabaha kadar
melekler uçar üstünüzde
şarkım sürer sabah kadar
melekler uçar üstünüzde

bu sabah uyandırmamışlar beni
ava giden dostlar
ne güzel, ne güzel…

h1

Solar, molar, ama öncelikle zarif kız nereye kayboldu?

25 Ekim, 2007

Güneş enerjili ev yarışması varmış, üniversiteler arası. Metro afişleri ilgimi çekti, zaten haftasonları hep eve kapanıyorum, son gününde kendimi biraz zorlayıp gittim. Ama kalabalık metrodan çıkar çıkmaz çarptı. Kazandığı birgün önce açıklanan çok az yabancıdan biri, hem de güzel Darmstadt’ın üniversitesi olunca tabi ki asıl onu görmek istiyordum, ama önündeki kuyruk 1 saatlikti. Öyle dediler. Zaten kapanmasına 1.5 saat filan kalmıştı, ben de önce 3. okulun evine girdim. Çok da ilginç gelmedi, bol bol bambu kullanmışlar, duvarlarda yalıtımda kanvas kumaş, bildiğimiz kot yani. İyi.

Oradan çıkıp görünümü gözalıcı Darmstadt’ın evinin sırasına gireyim dedim. Daha fazla almıyoruz, yakında kapanacak, dedi ciddi ortayaşlı iki gönüllü kadın. Ciddi misiniz dedim, evet dediler. Aa, olmaz ki, göremeyecek miyiz derken eski numaralardan biriyle sıra filan da beklemeden girmiş oldum eve. Evin hemen dikkat çeken tarafı, sıra sıra güneş panelleriyle kaplı panjurları. Güneşin açısına göre yön değiştiriyor, ayrıca açıp kapayabiliyorsun.

img_1715.jpgimg_1786.jpg
Ama evin içinde bana çok daha hoş gelen buluşlar vardı. Şu yatak mesela:

003.jpg Biraz ilerisinde yemek masası var, böylece yatağın üstü kapanıp bir misafir odasına dönüşüyor.

Zeminden alçakta uyumak nasıl olur derken zeminden alçak oturma zımbırtısı:

img_1740.jpg
içi minder dolu. İstediğin gibi düzenle. Ayaktaki, anlatması pek mümkün değil, buradakilerden sonra nasıl da normal bir insana benziyor dediğim Almanlardan biri.

Fırın: img_1779.jpg

biraz yukarıda ama kapağı açılmıyor, çünkü altı açılıyor.

img_1780.jpg

Biraz oturma odasına benzer bahçe düzenlemesinde oturup ve siyah yastıklarından bir iki tane eve götürmeye zor direnirken artık kapatmalarına yakın çıktım. Müzelerin kapanmasına 15 dk. var, girsem mi direk eve mi gitsem derken gözlerim birine takıldı. Amerikalı bir kız. Arkadaşlarıyla konuşmasını duydum, sonra da ayrıldı. Ama Amerikalı gibi değil, özenli giyinmiş bir kere. Siyah, parlak (rugan?) ve sevimli ayakkabılar, uzun bir etek, biraz garip duran ama sevimliliği artıran kısa siyah çoraplar, zarif bir hırka, saçlar sanki örülü.

Kuzeye doğru gitmeye başladı. Oraya doğru nereye gidebilir ki? Ben önce güneşışığı enerjisini ölçen fıskiyenin resmini çekeyim, sonra belki düşünürüz.

Evet, niye olmasın? Ben severim o bölgeyi. Lincoln’ün vurulduğu tiyatronun da olduğu tarihi bölge. Ben geldiğimde pek tekin değildi de çok değişti son zamanlarda. Hem gözden kaybolmamış kendisi henüz. Ama gerçekten orada nereye gidebilir ki? Tabi ya, metroya, diğer hattın istasyonu var orada. Değilmiş, istasyonu geçtik. Bu arada, daha önce dikkatimi çekmeyen bu güzel ve devasa bina neymiş?

img_1794.jpg environmental protection agency. maşallah, bizim çevre bakanlığı 2 apt. dairesine sığar herhalde.

Peki, buradan nereye? İleride barnes&noble var, kocaman kitapçı. Orası? Hayır, onu da geçtik. Sevdiğim e street sineması? Hayır, oraya da dönmedi. Tamam, köşedeki H&M. Girmedi ama bir vitrinin önünde durdu, ben yanından hafif geçtim bu arada, hemen yanındaki Zara’ya geldi, onun vitrinine bakıyordu ki sonraki binanın önünde kendini Londra’daki müzede sanan Whoopi Goldberg’i gördüm.

img_1802.jpgArtık ne kadar gerekliyse onun resmini çekip döndüğümde yoktu. Gözlerden ırak, kayıp. Zara’da mı ki? Bakalım. Hayır. H&M de değil. Olmadı ama bu. İlişkimiz uzun soluklu olur sanmıştım ben. Çok kırıldım zarif kız.

Sonra ayrılamadım oralardan bir iki saat daha, mağazaları dolaş, oraya buraya gir çık. Ama mahzundu hepsi.

h1

L’appuntamento

19 Ekim, 2007
h1

hayata susadım be!

11 Ekim, 2007

Aşağıdaki yazıda tam veremediğim (çünkü bir anı anlatmakla o anda kanınızda belli bir noktadan geçen alyuvar sayısını anlatmış olmuyorsunuz) hissi bu şarkı iyi veriyor.

[ve demek ben bu şarkıyı ilk şuradan biliyorum. ve demek ondan filmde sürekli iggy pop ekseninde yaşıyorlar].

{beste kiminmiş: şövalyemiz bowie’nin}

≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈ ≈

Hala bu Trainspotting hali devam etse de içimden bir his yavaş yavaş, cidden yavaş ama zamanla şu moda geçeceğimi söylüyor.

[ve bu Serge ne şanslı adamdır. burada biricik sevgilisi, soti'nin dünyanın en güzel kadını ilan ettiği birkin'le. şu şarkıda da benim dünyanın en güzel kadını diyebileceğim (ama sanırım demeyeceğim) anna karina'nın kollarında].

h1

akşamüstü arabada giderken athena çalıyordu

5 Ekim, 2007

Ψ bu post kendini yansıtmaktadır ψ

Tam öyle değil aslında. Bir defa akşamüstü değil, basbayağı akşamdı. Karanlık olduğunu hatırlıyorum. Hem zaten, karadan 2-3 dk.lık birhızlı tekne yolculuğu ile varılan 3-4 kiliseli adada güneşin batışını seyretmiştik.
Sonra araba da değil, dolmuştan bozma birşeydi. Şunun gibi: 2007-08-24_00036.jpg Pencerelerden bazıları yoktu. Kapıyı da pek kapatmıyorlardı.
Sonra yaptığımıza gitmek de denemez pek, daha çok sallanıp yuvarlanıyorduk.

Ama Athena çaldığı doğru. Oradaki tek kaset o muydu, veya müzik sistemine bağlanan minik basit mp3 çalardaki tek albüm müydü, öyle birşeydi. Ska da sevmem aslında. Ama o anda gerçekten iyi gitti. Yani mirk elam’dan her gece filan olsa daha iyiydi tabi ama iyi idare etti.
Aslında deniz, üstüne güneş batışı gelince bir yorgunluk çökmesi ve durgunluk beklenebilirdi ama nedense hiç öyle değildi. Kanımız kaynıyordu. Özellikle benim.

Şoför koltuğundaki uzun saçlı oğlan müziği hareket ettikten hemen sonra açmıştı. Diyelim bu (aslında bu sanırım 2. şarkıydı). Hızlı ritmli, oynak birşey. Sesi de sonuna vurunca minibüs inlemeye başladı. Hatta baştan ritmle beraber minibüsü de sarsıyordu şoför, frenlerle. Ormanın içindeki daracık, bol virajlı ve karanlık bir yolda gittiğimiz düşünülürse bu pek de akıl karı değildi belki. Karşıdan birşey gelince sakinleşip kenara çekiyorduk.
Birileri dansetmeye başladı. Dikkat ettim, hep yabancı kızlar. Bir Rus, iki Ukraynalı ve daha çok salınıyor olsa da bir İtalyan. Dolmuşun ön koltuğunda oturup ya onları seyrediyordum, ya da içeriyle uyumsuz ama gözalıcı biçimde huzurlu olan dışarıyı.

“Hadi Simon, oturmaya mı geldik” gelince en arka sıradan, işin başa düştüğünü anladım. Bensiz hareketlenmeyecekti minibüs. Önden kalkıp ortalara geçtim. Demin de söylemiştim sana, güzel oluyor. Ben olunca dansedenler arttı birden. Nedense. Çünkü hepsini daha 1 gündür tanıyordum. Birara açık kapıdan uçuyordum. Ama hoş oldu, tutundum son anda.

Sonradan hepsi geride kalınca iyi hissettim. Hala dışıma çıkabildiğim için. Hala kıpır kıpır olabildiğim için. Bir de hala limboda çıtaları iyice aşağılara indirdiğim için.

h1

1. elden gazetecilik

1 Ekim, 2007

Wor dpress’i ‘yansıtan’ wordpr exy bir çözüm olabilir gibi gelmişti. Ayrıca, ne güzel birilerinin buna kalkışması. Ama tabi, o da kapatılmış. Şöyle anlatıyorlardı durumu. Tehdit, vs., hoş değil. Ama bu mektubu gönderen avukat telefonunu da yazmış. e, iyi ne güzel, aradım ben de. Konuştuk 10 kadar. Yaklaşık şöyle oldu -hatırladığım kadarıyla:

- İyi akşamlar, avukat şey beyle mi görüşüyorum?

- Evet, buyrun.

- Merhabalar, ben Simon. Size wordpre ss’le ilgili kısa bir iki sorum vardı.

- Buyrun.

- Wo rdprexy diye bir site var, wordpre ss’in içeriğini yansıtan. Onlara silmelerini rica etmişsiniz, müvekkilinizle ilgili siteleri, onlar da silmişler. Ama yine de o site de tamamen kapatılmış.

- Baktırayım, ben silmediler diye biliyorum.

- Sizden aldıkları maili yayınlamışlar. Ben de telefonunuzu oradan aldım. Sizin yazdığınız siteleri sildiklerini söylemişler. Müvekkilinizle ilgili ne leyhte ne aleyhte bir amaçları olmadığı için böyle yaptıklarını da yazmışlar.

- Onlar orada öyle yazıyorlar, bizi zor durumda bırakmak için. Ama aslında hiçbirşey yaptıkları yok.

- Yalnız, wordp ress’ten bahsetmiyorum. Onların hiçbirşey yaptığı yok. Ben sonu pre xy, e x y diye biten, en son 2-3 gün önce yasaklanan siteden bahsediyorum. O bu yasağa karşı oluşturulmuştu.

- Anladım.

- Aslında tabi niye sadece o siteleri yasaklatmadığınızı, tüm wordpress’i yasakladığınızı da sorabilir miyim?

- Siz türkiye temsilcisi misiniz?

- Yok, ben kendi halimde bir blog yazarıyım. Bir aydan fazla süredir benim blogum da yasaklanmış durumda.

- İsminiz ne demiştiniz?

- Simon.

- Türk değilsiniz yani?

- Dayım İngilizmiş.

- Şimdi simon diye bir site kursa birisi, içinde size hakaret içeren şeyler yazsa… Bilmem gördünüz mü yazanları ama hakaret dolu sözler…

- Bunu anlıyorum tabi. İçerik ayrı bir konu. Ama neden hepsini yasaklıyorsunuz?

- Biz de tabi yasaklamaktan memnun olmuyoruz ama. Ama bu siteye 3 kere yazdık, bu hakaret içeren yayınları kaldırın dedik. Hiçbirşey yapmadılar.

- Onlar yasaklanırsa alıp başka yere kopyalarlar diye mi tüm wor dpress peki?

- Evet. Bizim sürekli bunu kontrol etmemiz çok zor. Onlarınsa bunu yapması çok kolay.

- Wordp rexy de yapmış zaten. Yo utube’de de neden aynıydı sanırım. O videolar kaldırılır, tekrar konur diye.

- Evet, hatırlarsınız ne hakaret içeriyordu o videolar.

- Yalnız, bunun sonu yok ki. Oradan alır, başka blog sitesine koyarlar. Daha büyük blogger var mesela, oraya koyarlar.

- Tüm blog sitelerine yazdık zaten, uyardık hepsini buna karşı. Bazılarından cevap geldi, yardımcı olacaklarını söylediler, bazılarından hiç gelmedi.

- Bence gerçekten bunun sonu yok. Yalnız benim şimdilik sadece vurgulamak istediğim, wordpr exy’ye bir baktırın dediğiniz gibi. O iyi bir çare olabilir gibi gelmişti bana. Hem dava konusu içerikler yok, hem de diğer sitelere erişim sağlıyor.

- Tamam, baktırayım ona. Bize şurada da var diye haber veriyorlar, öyle harekete geçiyoruz.

- Ben onlara inanıyorum. O yüzden ilgilenirseniz sevinirim.

- Tabi baktırırım.

- Tamam, iyi akşamlar size.

- İyi akşamlar.

(mümkün değil, kurgusuz yapamıyorum, ama burada gerçekten çok az.)

Bu arada kibar ve genç sesli bir bey olduğunu da söylemem gerek. En garip olan da şimdiye kadar hiçbir gazetecinin veya mesela wordpress tr’den birinin kendisini arayıp bunları sormamış, sonra da haber yapmamış olması.

(Bir yandan da fazla mı yumuşak davrandım, bu sansürün hakkını niye aramadım diye düşündüm sonradan. Ama ben böyle biriyim. Sonra kibar kibar konuşan birini sıkıştırmak nezakete sığmaz gibi geldi sanırım. Ve hem bu telefonun tek amacı word prexy’yi açtırmaktı aslında, tüm sansürü sorgulamak değil).