Dünyanın en sevmediğim ülkesinde (peki, tam doğru değil, düzeltiyorum: 2. sevmediğim ülkesi, başa bae’yi koymalıyım, zaten sevmezdim, üstelik nasıl üzmüşler dünya tatlısı kızı), ne diyordum, işte orada oturup sorunlu öğrencilerin sınavlarını okurken yaşasam en seveceğim şehirlerden birinde (barrrçelona’da) tam anlamıyla hayatını yaşayan bir grup erasmus’lu öğrenciyi, dostane ev ortamlarını, bir süredir görmediği arkadaşına sarılanları, birşeyleri paylaşmalarını, beraber içmelerini, sokağa işemelerini, yolun ortasında sızıp kalmalarını, aşk ilişkilerini, sevgilisi ziyarete gelen kız odasında bir başkasıyla yakalanmasın diye 6 kişi eve koşturup sevgiliyi oyalamaya çalışmalarını, şunu, bunu, ve özellikle de yabancı bir yerde en güzel biçimde kabul görüp varolmalarını seyredebildiğim için ödülü hakettiğimi düşünüyorum.
Bu arada sorunlu derken tüm sınıfı kastettim. Ne biçim şeymiş şu lisans öğrencisi denen şey. Hep master’larla muhatap olan biri için tam kültür şoku oldu. Sırf final sınavında arıza çıkaranların listesi:
Biri (Steve Amerikalı), tam sınavı yaparken bilgisayarı bozulmuş. Ama resmini çekmiş o durumdayken, istersem gösterebilirmiş. Birkaç gün sonra gönderebilir miymiş… Apple store’da çalışıyormuş, o yüzden hemen yaparlarmış.
Biri (WooHyuk, Koreli), Georgia’daymış, ablasının düğünü için, o yüzden sınavı getiremeyecekmiş. Aslında mail atabilirsin, zaten bilgisayarda yapmış olman gerekiyordu; ama sanırım senin derdin daha çok bu aktivite dedim. 2 gün sonra eliyle yazıp getirdi.
Biri (Angela, Koreli-Amerikalı),vaktinde bitirdim -heey diye mail atmış, ama mailde herhangi birşey iliştirilmemiş. O gün hemen haber vermek için yazdım, 3 gün sonra görmüş. “Bitirince beni strese soktuğu için sildim dosyayı, hemen tekrar yapayım” diyordu, o gün bu yana da 3 gün geçti, haber yok.
Biri (Mustafa, malum), hocam, yarın şuyum, 2 gün sonraya buyum var, şimdi yapsam birşeye benzemeyecek. En iyisi ben Pazar’a (4 gün sonra) vereyim dedi. Hayyy, dedim, iyi ver.
Biri (Alex, Amerikalı), tam sınavı getirmesi gereken saatte, sınavın bugüne olduğunu yeni anladım. Ben 17’sine sanıyordum. Hemen yapıyorum diye yazmış. 2 gün sonra eee? dedim, gönderdim o gün diye cevap verdi. Yoktu ortada öyle bir mail, tekrar gönderdi.
Biri (Bryan, Amerikalı), üzgünüm, yapamadım, işle beraber olmadı bu ders dedi. Son sınavda bıraktı.
Biri (Allen, Koreli), dönem boyu başı mahkemeyle, bir sosyal hizmetler mecburiyetiyle dertteydi. Önceki, iyi, geç verebilirsin dediğim quizi de vermedi. Sınavdan da haber yok. Hoop? dedim, cevap çıkmadı.
Biri (Katherine, abd), posta kutunuza bıraktım dedi. Yoktu, bugün aramalar sonucu bir başkasının sınavları arasından çıktı. Bu sekreter hatası ama.
Ay, sıkıldım. Daha listenin ortasındayız halbuki. Dönem bitti, notları verdim, hala sınavından haber alamadığım kişiler var. Dönem boyunca da sürekli hastanelik olanlar, sevgilisi hastanelik olanlar, kişisel sorunları olanlar, psikolojik sorunları olanlar, ailevi sorunları olanlar, ne kadar sorunlu ülkeymiş. Hiç uzaktan zengin, ferah gözüktüğüne bakmayın dedirtiyor insana. Bunların çoğu doğruysa -ki ben hep inanma yanlısıyım, ama hepsinde küçük bir olasılık kalıyor- normalde 40 kişide 1-2 kişide olacak sorun oranı bunlarda neredeyse yarısında.
Ah, bunlarla uğraşmak yerine nasıl bir hayat yaşıyor olabilirdim kısmına pek de geri dönmeden birazdan bu yazının şarkısını söyleyecek olan adama zıplayayım. Yazın ortasında Efes’te tuvaletteyken yanımdan kumral, kıvırcık uzun saçlı bir adam geçti. Ben de bir süre kendisine bakakaldım. Aynı saçlar, benzer bir yüz. Afedersiniz ama, şu ileride işeyen adam Robert Plant mi şimdi diye düşündüm. Daha bir hafta kadar önce İstanbul’da konserdeydi. Kalıp Theodorakis konserine bu antik şehre gelmiş olabilir miydi? Röportajlarında iki kere GS maçı için kalkıp İstanbul’a geldiğini söyleyen bir adam bu. Bayağı bir baktıktan sonra değil diye karar verdim (emin miyim, ya yüzü yaşlanınca hafif değiştiyse, saçların gerisindekini biliyor muyum?). Robert Plant’e çok benziyorsunuz demekten de vazgeçtim.
İşte o adamın sesinden mellow is the man who knows what he’s missing. Ve geçen hafta bugünki tarihi Londra konserleri öncesinde Trafalgar Meydanı’nda buluştuklarında kimbilir nasıl heyecanlıydı zeplin üyeleri.