
9 + 1 çift
18 Mayıs, 20091. çift vapurda çaprazımdaydı. Oğlan uzun boylu, ince, boksör gibi çarpılmış burunluydu. Uysal ve kolay yönlendirilen birine benziyordu. Kız hoştu, ortalama bir kenar mahalle kızıydı. Kız 17-19, oğlan 1-2 fazla. Yolculuk boyunca tek kelime konuşmadılar. Ya birileri onları başgöz etmek istiyor, ya da uzak akraba/tanıdıklar ve aileleri onları beraber bir başka mahalledeki bir misyona gönderdiler diye düşündüm. İnince durağa dek yakın yürüdüğümüz süre içinde de tek kelime etmediler.
2. çift o gidilen duraktaydı. Oğlanın tam Serge Gainsborough imajı vardı. Dalgalı saçlar, yakası kalkık pardesü, kot. Yalnız, Serge o zamanlar arkasının basıklığından önü havaya kalkan ayakkabılar giymiyordu tabi. Kızın da rahat, özgür bir hali vardı. Bakınız, Jane Birkin! Otobüste yanyana durduk kapı civarında. Kız, geç kaldığını, bir dükkana uğrayıp birşey almadan giderse annesinin kızacağını söylediğinde (saat de 6-7) imajı yıkıldı. Ah işte, Fransız hemcinsleriyle Türkler arasındaki fark.
3. çift Washington metrosunda tren bekliyordu. Hippimsi, hafif yırtık, sökük giyimlerine bakılırsa şehir dışından (batı kıyısından) olmaları yüksek ihtimaldi (pek o şehirde olmuyor öyleleri). 3 kişiydiler, 1 başka kızla beraber. Kızlardan çifte dahil olan 2-3 dakikalık bekleme süresinde oğlanı yaklaşık 15 kere öptü. Bir tür ‘bu benim, ona göre’ hareketi olduğunu düşündüm bunun, diğer kıza karşı. Oğlanın fazla umursadığı yoktu.
4. çift başka bir trendeydi. Çift olduklarını anlamamıştım baştan. Tek başına oturan, özenli ve şirin giyimli bir kız vardı. Bir noktada önündeki iki oğlanın yaptığı birşeye güldü. Aralarında başka bir etkileşim olmadı. Hep beraber bir gruplar mı diye emin olamamıştım. Sonra kızın yanındaki kişi kalktı. Aynı anda diğer koltukların da çoğu kalktı. Ben ayaktaydım ve normalde boş ikili koltuklara otururdum ama kızın yanına oturmayı tercih ettim. O sırada oğlanlardan biri de iniyordu ve kızla selamlaşmadılar. Demek tanışmıyorlar, oturayım diye düşünürken diğer oğlanın da kızın yanına oturmaya yeltendiğini gördüm, ama kendi oturma hamlemin de ortasındaydım ve vazgeçmedim. Oğlan da öndeki yan duran koltuğa oturdu. Sevgilisel bir hareket yaptılar, elele tutuşmak gibi. Napalım, kader. Sonra, diğer oğlanı çekiştiren birşeyler söylediler. 1-2 durak sonra inerlerken gördüm, çok kısaydı kız, 1.40′larda. Otururken belli olmuyordu.
5. çift burada otobüsteydi. Otobüsün kalanına bakacak şekilde ters oturuyorlardı. Kız oğlanın göğsüne yaslamıştı başını. Kalabalık otobüste tamamen oğlana sığınmıştı. O olmasa dik, rahatsız, kimseye bakmadan oturacakken şimdi evinin salonunda gibiydi. O oğlana bunun minnetiyle bakarken oğlanın pek de umurunda değildi, diğer tarafa bakıyordu. Kız biraz açık giyinmişti. Oğlan, uzun boyluydu, giysisinin açık göğsünden kıllar fışkırıyordu. Kızların artık en çok aradığı şey olan sığınmak fiiline de böyle mağara dönemi görünümleri uygun düşüyor zaten. Birkaç yıl önce maganda denenler artık ağır abi olmuş.
6. çift bir sokakta bir evin bahçe duvarında otururken önümden geçti. Oğlan boyunduruğa almış gibi sarılmıştı kıza. Ve tam önümdeyken “sonra Yunanistan’ın bütün uçakları bizim ülkemize giriyorlar” dedi. Bak yavrum, politikayı da ben sana öğreteyim der gibi bir sahneydi.
7. çift gözlerimin önünde oluştu. Hatay’dan Alsancak’a giden otobüste gökmavili (italyanların formasının renginde) giyinmiş, gözalıcı denebilecek esmer güzeli bir kız vardı. Bir noktada yaşlılara yer verilmesi konusu açıldı etrafta. Bir iki yaşlı kadınla beraber lafa 18-19 yaşlarında fırlama bir oğlan da karıştı. Herkesin suyuna gidecek şeyler dedikten sonra yakındaki bu kıza da ‘atlamaya’ başladı. Ben hep yerveririm, bu vermez, dedi mesela yaşlı bir kadına. Sonra konuştular ikisi, birileri inince beraber oturdular. Alsancak’ta benim indiğim durakta iniyorlardı beraber. Oğlan tam o sırada tanıdığı bir çifte rastladı. Arkadaşın mı dediler yanındaki kız için. Yok, ben şuradan döneceğim, o da yoluna gidecek, dedi. Az sonra beraber yürüyorlardı sokakta.
8. çift: Cumartesi günü durağa geldiğimde hemen arkadaki paten pistinde motorsiklete binen bir kız vardı. Sapsarı saçlı, düzgün tipli bir kız çok yavaş ve dikkatli bir şekilde motosiklet sürüyordu. Kız, İzmir’in tipik, Avrupai tipli ve hayatı boyunca istediğine kavuşmuş kızlarına benziyordu. Belli ki şimdi de motosiklet alınmıştı ona. Kenarda arada bir yanına gelip birşeyler anlatan kel kafalı bir tip vardı. O mu çiftin oğlanı derken diğerini gördüm. Kızla daha ilgisiz, eşofmanlı, telefonda konuşan bir oğlan. Kel kafalı adam ya bir akraba-tanıdıktı, ya kıza motosiklet öğretsin diye tutulmuştu, belki de aldıkları yer ‘bizim kız bunu kullanabilir mi bakalım’ deyince yanında verilmişti. Pistte taşlar diziliydi. Kız fazla temkinli, korkarak değil ama çekinerek aralarından geçmeye çalışıyordu. Sonra kelkafa araya girip bak böyle yapacaksın diye gösteriyordu. Keşke patene binen biri olsaydım diye düşündüm. Hemen patenle gelir, burası bunun için değil, çıkar mısınız derdim. Les riches biraz sıkıyor bazen.
9. çifti aynı gün eve dönerken gördüm. Kadın adamın kucağına yatmıştı -ki o halde bir kadın olduğuna bile emin olamadım baştan. Ondan daha ilginç olan adam da büyük bir ciddiyetle yere koyduğu bir ajandayı okuyordu. Gördüğüm kadarıyla düzgün bir yazıyla yazılmıştı ajanda. Tam bir günlük gibiydi. Eve 15-20 dk. mesafedeydim ama üşenmedim, daha doğrusu üşendim ama bu poz kaçmaz dedim. Makinayı alıp döndüm. Ama kafamda canlandırdığım gibi o fotojenik pozu korumamışlardı. Kadın kalkmıştı, adam da etrafına bakıyordu. Bu durumda istediğim gibi yakından ve dasdananak bir poz olmadı doğal olarak.



+ 1: Dün KSK çarşının başında bekleyen sevimli tipli bir kız vardı. 18-20. Biraz sonra bekledikleriyle karşılaştı-buluştu. Yanındaki oğlan beraber geldiği kişileri tanıttı ona tek tek, o da ellerini sıktı. Oğlanın arkadaşları mı? Ama tanıttıklarından biri oğlanın tıpkısıydı, demek kardeşi. Bir kişi daha ve bir kadın, belli ki o da oğlanın annesi. El sıkışma faslı bitince anne ilgilenmeye başladı kızla. Yanağını okşadı. Gözlere bak dedi. Renkli gözleri vardı kızın (eskiden de bu kadar çok muydu bizim ülkede renkli göz, yoksa gittikçe baskın mı çıkıyor?). Sonra da içten sarıldı kıza. Kız, müstakbel kayınvalidesinin tepkisi karşısında hem sevindirik olmuş hem de biraz utanmıştı. Sonra çarşıya doğru yürümeye başladılar. Çok beklemedin umarım dedi kadın kıza. Öpmek istedim valla ben o anneyi.
Kalan üç çift nerdeler ler ler???
kalan üç çift burada bodrumdalar lar lar. üzerlerine kezzap döktüm demin.
yakışır.
BURADA, BODRUMDA?
))
Vay vay vay!
evin bodrumunu kastetmiştim.
Bu “komik” oldu, sazan gibiyim bir çeşit!
+1 de buralarda geziniyordu bugün. bir tanesinin elinde bir sürü poşet, alı al moru mosmor, bir diğeri etrafa yavşamış gözlerle bakıyor ve ‘ hadisene be’ diyor. mor olan kadın tabii ki. benden gençtir, ama bitmiş ki eyvaaaaaah!
ha, o mor olamayanı yollasam bodrum’a bir güzelik falan? hı? olmaz mı?
sizin gördüğünüz çiftin erkek olanını da mı kezzaplıyayım? bilemiyorum, bazı kızlar bu muameleyi özellikle istiyor sanki. onları isteklerine karşın korumak gerekir mi, tartışmalı.
Yıllar Sokağın girişi sanki orası:) ah bu çiftler…bir de dengesiz eşleşmeler var,hani insanı çileden çıkaran… daha doğrusu, eşleşmeyi kabullenemediğimiz..bu şehrin çiftleri de, havası da, suyu da güzeldir. Uzun bişr nkara-istanbul seyahtinden sonra daha iyi anlıyor insan..
evet, galiba yıllar sokak. tam köşe orası, trafiğin sürekli tıkandığı, o yüzden dolmuşların girmek istemediği, cafelerle dolu yolun başı.
bu şehrin çifti bol geliyor bana. çok çapkın bir şehir.
ama eşleşmeyi kabullenemediğimiz dengesiz çiftler?
kız çok güzeldir de, erkek o kadar yakışıklı değildir hani…
hmm, onu alma, beni al sendromu (s. aksu, 1995).