Taksim’de trafiğin ortasında bir adam arabasından inip başka bir yola girmiş birine inanılmaz küfürler ediyor. İstiklal’de Fransız Kültür’den hemen sonra bir adam karşısına çıkan bir kadına akıl almaz şeyler söylüyor (daha yeni, Fransız Kültür’ün önünde merdivenlere oturuyor diye bir kızı karakola götürüp dövmüşlerdi. Bunu hatırlayıp gözlerine sokmalı diye bir yandan adamı takip edip bir yandan polis bakındım. Adam çeşitli kadınları tacize devam ederken ortadan bir polis minibüsü geçti. Memur bey dedim hafifçe, durdu (ne büyük bir lüks). Böyle böyle dedim. Deli o deli dediler). Deli de olsa fark etmez, burada böyle şeyleri yapabileceği bir ortam olduğunu görüyor. Öyle bir karmaşa, düzensizlik var ki bu da insanlara vuruyor; ve bunlar gittikçe birbirini doğuruyor.
Burada varolana kabalık demek yetmiyor. İnsanlar nasıl kırsaldan kasaba-kent hayatına geçince (kaynakları paylaşmak için) bir arada yaşamayı öğreniyorsa nüfus bu kadar artınca da (sınırlı kaynakları ele geçirmek için) birbirini ezmeyi öğreniyor. Bir yandan da sonsuz bir soysuzluk, denetimsizlik ve kirlilik. Özellikle Eminönü yarımadasındayken burası çökse diyorum, sular yükselse, insanlar da karayla beraber batsa. Bu şehir tüm ülkenin üzerine çöreklenmiş bir kara gölge. Tümden batsın, insanlarıyla beraber, de artık bu kamburdan kurtulup kurtuluşa erelim.
(tamam, şöyle 5 kişiye filan önceden haber verebilirim, Şindler pozuyla)
§ § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § § §
Tüm bu kirliliğe ve kalabalığa rağmen arada iyi şeyler olmuyor mu? ehh işte. Karaköy’den bindiğim bir gece vapurunda arka güvertedeki iki kişilik kısımda yanıma kimse oturmayınca çantamı yanıma koyup bir güzel yattım. Yattığım yerden deniz ve kubbe-minare siluetleri görünüyordu. Ve portakal brandalı bir filaka. Acil durumlarda (bir gece çok fena aşıksanız) çok işe yarayabilir. Orada yattığımı pek gören yoktu, filikaya sızdığınızı da gören olmayabilir vapur boşalırken (yakalanırsanız suçu bana atmayın).
Yatması pek hoştu da karnım çok doluydu. Az önceki, çok başarılı Fasuli köftesinden. Köfteden sonra Eminönü’nden vapur bittiği için Karaköy’e yürürken köprünün ortalarına doğru tam aşağımdan bir tekne geçmeye başladı. Birden içimde karşı konulmaz bir dürtü duydum. Adımlarım kenara doğru hızlanırken o dürtünün beni ele geçirmesiyle koşarak köprü korkuluğuna da basıp teknenin brandasına doğru atlayabilecek olmak küçük çaplı bir çarpıntı yarattı.








