h1

birkaç sahne

9 Kasım, 2009

Çok yıllar önceydi, ODTÜ’de hazırlığın önlerinde ortaokul aşkımla karşılaşmıştım. Zamanında doğru dürüst hiç konuşmadığım, sadece bir öğle arasında beraber basket oynadığımız (okul takımının oyun kurucusuydu o) ve lisede galiba sadece bir kere gördüğüm kızla o gün ayaküstü sohbet etmiştik biraz. O sahne hayatımın ilk yarısında kalmıştı (yani şu an hayatımı ortadan ikiye bölsem).

Aradan pek çok zaman geçti, ileri sardık takvimleri, ya da bir göz açıp kapadık ve bilgisayarların tarihini sağ alttan yıllarca ileri aldık; hiç beklenmedik bir yerden çıkageldi. Filmleri kıskandıracak bir kurguyla.

Ve sonra geldiği gibi kayboldu. Son görüşüm de hala o hazırlığın önündeki günde kaldı.

Eski hocalarımın arasındaydım, yine ODTÜ’de, ama bu yeni. Elif de demin seni soruyordu dedi bölüm başkanı. Elif kim dedim. Tanımıyor musun dedi. Tanımıyorum dedim. Tabi bu diyaloğu az sonra Elif’in kendisine söylemesem daha iyi olacaktı. Zira eski bir sevgili olur Elif (hatta ne garip ki iki Elif sevgilim oldu, isimler torbaya girmiş gibi. Bir insana hayat boyu yetecek kadar kız ismi olsa gerek).

Ona anlatmadığım kısımda da şöyle oldu:
- Ha, eski sevgili, dedim hocalara.
- Eski sevgili, eski günler, dedi biri.
- Hayata baksana, takmıyor kimseyi, dedi bir diğeri.
- Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi dedi bölüm başkanı.
- Yar edip yine de, dedim ben.

Sonra kolkola girip halka olduk ve döne döne ‘yaktın gemileri, dönüş yok artık geri’ diye halay-cancan arası bir dansla söylemeye başladık.

2 gün sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın koridorlarında tanımadığım bir kızın peşindeydim. Ortada, açıkça görülen bölmelerde bir memur videolar seyrediyordu -sanki açık resimlerle dolu. Biri fal bakıyordu, biri bayağı sesli oyun oynuyordu. Kimse sormadı ne aradığımı.

O gün mutlu bitmedi.

Ortaokuldaki kızı sevmiş olmaktan ne kadar memnun olduğumu farkedince düşündüm ki insan aşık olduğu kişilerle ve sevgilileriyle (bu ikisi büyük çoğunlukla kesişimleri olan farklı iki küme olurlar) gurur duymalı. ‘Ben bunu nasıl sevmişim’ demek fena birşey olsa gerek -ilersi için, çünkü aynısını tekrar deme olasılığın çoktur o zaman- (ama bu biraz da gönlünün ota bota konmasına izin vermekle ilgili herhalde).

12 yorum

  1. Bence o kadar da kötü bir durum değil; “ben bunu nasıl sevmişim?” demek.
    Şundan değil; aynı kalmıyoruz ki, değişiyoruz. O zamanın sevgilisi belki o zamanki bize uygundu. Onun şimdiki gönül gözümüze pek uygun olmaması, bu yüzden belki. Olamaz mı?


  2. olamaz! bence yani:)
    bu değişme konusu yazarken aklıma gelmişti tabi, ama bir süredir ben de tam tersini düşünüyorum. yani değişmiyoruz. özümüz aynı. sadece şartlara uyum sağlıyoruz. daha önce ortaya çıkmayan taraflarımız duruma göre pırtlıyor mesela.

    benim için o kadar yabancı bir his ki o. hayatımdaki tüm kızlar -patricia kaas’ın les hommes qui passent şarkısındaki hayatımdan geçen tüm adamlar gibi- hep bunu hakedecek kişilerdi. diğeri biraz da insanın bir dönem standartlarını düşürmesiyle ilgili olmasın?


  3. Peki olmasın!:)
    Ben de demedim hiç zaten “ben bunu nasıl sevmiştim” diye!


  4. yani, insan bazı şeylerden sıkılır, yeni şeyler keşfeder, öğrenir filan. ben mor severdim bir dönem, nasıl sevmişsem bu rengi diyebilirsin. ama birini sevmek çok temel zevklerle ilgili ve çok kriter var. bunların çok oynaması zor sanki.


  5. “ben bunu nasıl sevmişim” dediğim olmadı ama “şimdiki aklımla ve onun şimdiki haliyle ona asik olmazdim” dediğim oldu. bu çok ters bir şey değil bence yahu :) lisede aşık olduğum adam, daha sonraki yıllarda muthis bir donusum gosterdi mesela. e ben de cok olmasa da degistim. simdiki hallerimizle birbirimiz icin cok da fazla bir sey ifade etmezdik sanirim ama o yillardaki ben’e ve o’na baktigimda normal geliyor yasadiklarim.

    bu arada, simon, ben senin sıkı bir takipcinim aslında pek yorum bırakmasam da :) bil istedim…


  6. o, yani ‘onun şimdiki hali’ tarafı farklı tabi. yoksa ‘şimdiki aklımla’ tam da benim kastettiğim şey. şimdiki aklın beğenisi, eski aklın beğenisinden çok çok farklı olmasa gerek.
    bir de lisede aşık olduğunuza adam değil de çocuk derdim ben:)

    takipçilik için teşekkür ederim cidden. yalnız, bu aralar genel olarak tersini düşünür oldum. bu kadar takipçim vardı, dönem dönem ortaya çıkan. ama bir süredir kimse yok ortalarda.


  7. arada kaçırdığım yazılar oldu ama ben hala takipteyim. ancak kızım fırsat verdikçe. bebekler kendilerinden başka bir şeye vakit bırakmıyorlarmış,yeni anladım :)


  8. iyi ki aşık olduğum kadınların hepsine aşık olmuşum


  9. senin kızın mı var? hayırlı olsun, çok tebrik ederim. böyle isim vermeden yazınca karışmaz, zizu da üzerine alınmaz herhalde:)
    böyle dediğine göre yeni geldi sanırım… ne güzel.


  10. işte bu diyorum zizu. böyle demek çok mühim bence, iç huzur ve bir sonraki aşka korkmadan atlamak için.

    bu arada, aşağıdaki bir yazının yorumlarında da sana lafatmıştık, 26 ekim’deki yazıda.


  11. iki aylık oldu bile. gerçekten çok güzel bir şey. darısı başına diyorum, bir aile kurmak istediğini düşünerek:)


  12. ne güzel ya. çok tebrik ederim. bu durumda tebrik edilmez biliyorum ama içimden geldi.

    bir aile kurmak istediğimi düşünerek: ne büyük bir varsayım:) chaplin’in mösyö verdoux filmi vardı, oradaki hayatı yaşamayı düşünüyorum ben.
    geçen gün dikkatimi çekti, yabancı bir dizide, aile kurmayı çocuk sahibi olmak anlamında kullandılar, evlenmek değil. sen de öyle dedin sanki.

    ve teşekkür ederim içtenlikle.



Yorum Yapın