
ben mesut bahtiyar. maillerde yaşıyorum.
21 Kasım, 2009Uzaktaysanız maillerde yaşıyorsunuz. Kızlar, uzak-yakın tüm arkadaşlar, aranıp bulunan eski arkadaşlar, lise grubunuz, hatta aileniz. Hele Amerika’yı aramak pahalı diye insanların bilinçaltına kazınmış bir mit yüzünden tüm ilişkileriniz mail oluyor. Üstüne bir de oradaki hayatın online olmasının, tüm iş ve sosyal bağlantılarının maillerle yürümesinin, sanat olaylarını bile öyle takip etmenin etkisi. Özellikle benim için gerçek hayatın boşluğunu dolduran bir şey oldu mail. Birileriyle oturup sohbet etmek fiili olmayınca o birilerinden gelecek güzel iki lafı bekler oldum ister istemez (aslında istemez tabi).
Mail deyince yıllardır öncelikle okul mail adresini kullanıyorum. Diğer hiçbir alternatifi yeterince sevemedim. Bizde en popüler olan hotmail kesin en kötüleri bir defa. Çok kullanışsız, en sevimsiz. Yahoo ondan ancak bir nebze iyi. Şu sıralamadaki maile git tuşu bile yok mesela. Ki bu ikisi gugıl gelene dek ne kadar alan veriyordu bedavadan? 4 mb. 5 mesaj ve dolardı kota. Birine bir şarkı göndermeyi aklınızdan bile geçiremezdiniz. Gmail -ki aslında ondan önce de 1 gb veren vardı, spymac- devrimci ve çok daha kullanışlı. Ama karşılıklı yazışmaları gruplamasının kötü tarafları da var (eski yazışmalar aralarda kalıyor, kendi tarihleriyle gözükmüyor). Klasik düzeni aradığınız da oluyor. Ayrıca, kurum mailini kullanmak çok daha kişisel geliyor bana.
Ama kaçınılmaz teknik sorunlar da getiriyor kurum (okul) mailleri. Kotaları düşük oluyor. Yahoo/hotm.’ın 4 mb verdiği dönem okul hesabının kotası 10 mb’tı, ama yıllar içinde ancak 50′e çıkabildi. O bana hiç yetmediğinden hocalık da yapıyorum diyerek üst statüden 100′e çıkarttım. O da hep sınırlarda geziyor, 98-99 civarında. Arada bir deşip birşeyler silmek gerekiyor.
Ve bir mail şirketinde yaşamayacağınız teknik sorunlar çıkıyor. İlki oradaki ilk senemde giden maillerimin silinmesiydi. Kendi yazdığım birşeyin kaybolmuş olması fikrini katlanılmaz bulmuştum. Özellikle sevgiliye yazılmış mesajların. Bu fikir zaten kötü şeylere sebep oldu sonrasında.
2. sinde 2 yıl kadar sonra yine giden mail dosyası silinmişti. Kısmen geri geldi o seferinde. Son olarak da geçen cuma açtığımda içindeki herşey silinmişti. Ki en son toplam 12 bin civarında mail vardı. Pek silebilen biri değilim, tutucuyum o bağlamda, ama çok düzenliydiler. O kadar yıl boyunca yaşadığım herşey de oradaydı. O maillerden hayatım, ne gün neler yaşadığım bile takip edilebilir bazen. O yüzden geri getirilmeyeceğini, kalıcı olarak kaybettiğimi düşünmek bile istemedim. Diğer yandan, kabul etmek istemediğim bir hafifleme hissi de vardı yalnız.
Hemen bilgi-işleme yazdım, noluyoruz diyerek. Amerika’da bu tip durumlarda iki tip tepki alırsınız. Ya hemen birileri ilgilenip halleder. Ya da o kişiler ilgilenmez ve siz ısrarcı olup daha yukarlarında birilerine erişip kendinizle ilgilendirirsiniz. Okulda bunu daha önce bir güzel öğrenmiştim. İdari iki sorunda küçük memurlar bir sorunu çözmeyince üstlerine çözdürmüştüm.
Bu sefer de benzeri oldu. Gönderdiğim 5-6 maile ancak şu numarayı arar mısınız cevabı geldi. Yurtdışındayım, hem ne gerek var, sorunu anlattım ya, dememe rağmen. Aradım ben de. Korkunç derecede donuk bir adam “biz silinen mailleri kurtarmıyoruz”dan başka birşey demedi. Sonra da alakasız bir bölüme bağladı beni. Kafam attı, başkanlarına yazdım biraz sinirli bir şekilde. Ve tahmin edebileceğiniz gibi sonraki gün çözülmüştü herşey. Bir sonraki gün geri gelmişti 12 bin mail (hatta bazıları çifter çifter kurtarıldığından 15 bin olmuştu). Hatta bana bir teknisyen atamışlar, mesajlarımı yeni kullanılmaya başlanılan gmail tabanlı sisteme aktarmaya yardım edecekmiş.
Yalnız, işlerin böyle kaymak gibi çözülmesine alışmak kötü olabiliyor, TR’de bir şeyler bir türlü çözülmediğinde durumu kabulün zorlaşıyor.
geçmiş zamanlarda bilgisayarlarim zaman zaman virüslenip çöktüğü için ben bir iki defa yitirdim tüm mesajlarimi (outlooktaydi hepsi). oturup ağlamadığım kalmıştı arkalarından bir tek. çok hayıflanmıştım. mektuplarimi nasil kutularda ozenle saklamissam, o kaybettigim mesajlari da benzer şekilde saklamamis olduguma, arsivlememis olduguma hâlâ yanarim zaman zaman.
12 bin mesaj ciddi bir bireysel tarihtir neticede…
o yuzden gozunuz aydin efendim
“Diğer yandan, kabul etmek istemediğim bir hafifleme hissi de vardı yalnız.”
İşte, ben bunu hep yapıyorum; kağıda yazılı olanlarını saklıyorum da sanal olanlarını genellikle siliyorum.
Hafifleme mi desem bu hisse, bağımsız olma mı?
Bak şimdi!
Basbayağı kafa yorulacak bir konu çıktı, bir anda…
geçmiş olsun. ne olduğunu bilip önemserken kaybetmek zor. ama ne olduğunu bilmeden-düşünmeden kaybedince belki daha iyi bile olabiliyor (ki bu da çavdar hanım’ın yazdıklarına bağlanıyor).
12 bin derken büyük çoğunluğu kişisel değil tabi. iş, öğrenciler, dersler, lise grubu, eski asistan grubu, american film institute, ev arayışları, ev arkadaşları, havayolları, ve böyle devam eder liste.
çavdar hanım, işte bu anlatmak istediğim şeydi. sizin niye öyle yaptığınızı sanırım anlayabiliyorum. çünkü siz gerçek hayatı yaşıyorsunuz ve maillerde olanlar ancak o gerçek hayatın tamamlayıcıları, ayrıntıları. benim içinse o maillerdi varolan herşey. maillerde yaşanan ilişkiler, arkadaşlıklar, yoldaşlıklar.
hafifleme deyinceyse (öyle bir kanca atmıştım o cümlede) bazen atmak isteyip de atamadıklarımız var -benim çok sık yaşadığım bir şey.
başlık, Tutunamayanlar’ın Turgut Özben i gibi olmuş:) tespit çok doğru bu arada..Elektronik ortama sıkıştırılmış bir yaşam var artık.
Gelelim BAL mevzusuna, abi höyük möyük anımsamıyorum ben. O neredeymiş ki? Koruluktaki köşkü unutamam, hatta bir keresinde, o köşkün mahezeni vardır 20 metre yerin dibinde. Herkes bilmez. biz orada şarap içerken Müdür muavaini Serdar a yakalnmıştık. Hey gidi hey diyesim geldi… Bayramdan sonra okula gitmek gibi bir planım var, çok özledim. Höyük var mı yok mu bir bakarım. ayrıca bir önceki postun yorumlarında aile kurmaya özlem duymak gibi bir cümle sarf edilmiş sanki..Mikrop damara girmiş, haydin hayırlısı:):)
Şule,
siz kaç mezunusunuz?
cok iyi anliyorum.
o kadar cok dostum, sevdigim benden uzakta yasadi/yasiyor ki mesajlar benim icin her zaman cok ozel oldu gercekten de. bir de önüne geçmeye çalışsam da bir arşivci ruhum vardir her zaman zaten. kisisel tarihim önemlidir bu anlamda
zizu 89 mezunuyum ben.
89. birkaç arkadaşım vardı o dönemden. biri (ismini aramalarda çıkmayacak şekilde vermenin mahsuru yoktur herhal) burak te mel ku ran, diğeri lozan servisinde yanımdaki arkadaşım ama adını unuttum şimdi.
zizucum, köşk dedin ve zihnimde kaybolmaya yüz tutmuş bir yerin ışıklarını yaktın. ama benim için hala o denli alacakaranlık ki değil mahzeni, köşkün kendisi bile flu.
gideceksen beraber gidelim mi? gerçi, ben o tarihlerde burda olmıycam galiba. neyse, yazışırız.
bu arada, başlık bir zeki müren’in şarkısından.
bu konuyu zaten en iyi sen anlarsın skörcüm.
burak benim kankamdir
blogumda ona adanmis yazilar falan vardir hatta.
simon, bana mesaj atar misin? sana benim blog icin devatye gondereyim, okuyabilirsin boylece. daha cok bir anne-ogul anilari blogu, bayiltici olabilir senin icin ama olsun
gideriz tabii beraber.. Bayramdan sonrası için konuşalım.süper olur.
şule de 89 mezunuymuş.bendeniz yine çömez kaldım. Tabildot sırasında sürekli kaynak yediğimiz günler gibi:)
şule hanım, tam da bundan dolayı size minik bir laf etmek üzereydim. sizin blogdan geliyorlar buraya ama biz onu göremiyoruz diye. hatta zizu’ya da hangi şehirde olduğunu bilsek şule hanım’ı da çağırırdık ama ne mümkün, diyecektim.
burak’ın üniversitedeki adını bilmezsiniz ama herhalde siz: moz. mozambik’in kısaltması:)
zizucum, tamam sen arkalara geç bakalım:) bu arada, şule hanım benden de üst çıktı.
bu sözünle de öğle zili çalar çalmaz yemek kuyruğuna koşuşumuzu hatırladım. acaip bir deparla. hiç de yakın değildi bu arada.
bu pazar çok mu erken sana? o olmazsa sanırım 2 hafta sonrası da olur.
simon, bu benim icimde bir yaraydi zaten. kapimi dahi acmazken ben, komsumun evine futursuzca girip cikiyor gibi hissediyordum kendimi ne zamandir. affet lütfen

benimki sadece bu blog olayina fazlaca herşeyi ortaya dökerek başlamamdan ve öylece de sürdürmemden kaynaklanan bir saklanma ihtiyaci. yoksa cok onemli seyler yazdigimdan degil. aksine çok anne-oğul temelli bir blog. lütfen bir mesaj at ki (sonsel at gmail com), davetiye gonderebileyim.
zizu, ayni sey senin icin de gecerli
bi de ben, “hanim” olmaya cok alisamadim bu hayat icinde. izninle
peki, şule olsun:)
yalnız, geçen gün ilginç bir şekilde girdim bloguna. birşey yaptığımdan değil, tıkladım ve açıldı. o sırada biraz okudum, normalde açılmadığını unutup. bir daha olmadı ama.