h1

İstenmeyen Randevu

23 Ekim, 2010

[Görmemişin 3 günlük festivali olmuş gibi oldu, ama orada 3 günde tanıştığım, konuştuğum insan sayısı burada bir yıldakinden fazladır.]

İlk gittiğim filmin sonunda yönetmeni ile söyleşi vardı. Sarhoş Atlar Zamanı ve Kaplumbağalar da Uçar’ın İranlı yönetmeni. Filmden ayrıca bahsederim, ama soru soran bir kız “ben Filistin’den geliyorum” diye başlayıp İran’daki ve Filistin’deki baskılardan, kadınlardan ve film çekmekten bahseden bir soru sordu. İlgimi çekti oradan bir filmcinin buraya gelmesi. Çıkışta konuştum. O da hemen atladı. İngilizce konuşan kimse bulamamış. Bir belgeseli varmış festivalde, yönetmemiş de yazmış. Yazıyormuş, belgesel filmle ilgileniyormuş, bir de blog yapıyormuş, Filistin yönetiminin zaman zaman uyardığı. İsmi Asma. Benden de bahsettik. Sonra aşağı inip servis beklemeye başladık, bir alışveriş merkezinin sinemasındaydı gösterim. Arada jüriden bir kadın da katıldı aramıza.

Saat 7:30′u biraz geçiyordu söyleşi bittiğinde, bayağı bir servis bekledik, 8 civarı geldi servis. Ben 8:30′de kültür merkezindeki eski sessiz bir filme gidecektim. Ona da söyledim. O da gelirim dedi, ama önce otele gitmek istiyordu. Servis ilk kültür merkezinde bizi bıraktı, ben inerken geç kalırsan da gel, dedim, çok güzel olacaktı çünkü.

Ben yine çalışanlarla tabldot yemeği yiyip filme girdim. Asma yoktu meydanda. Zaten otele gidip orada vakit geçirip sonra yine servis bekleyip yetişmesi çok zordu. Film, ünlü bir yönetmenin (Ernst Marischka) yeni bulunup restore edilmiş 1917 yapımı bir filmi. Yönetmen Avusturyalı, ama gelip burada çekmiş filmi, arkada nadir İstanbul görüntüleriyle. Daha da önemlisi, sessizliğe eşlik eden Baba Zula. Çok ilginç, geçen yıl Portakal’da Baba Zula konseri de vardı ve ben Antalya’ya gitmeyi düşünürken gripten vazgeçmiştim. Neyse, film hoş devam etti. Arada dikkatimi çeken çizgili bluzlu bir kız oldu, yanımdaki merdivenlere oturan -ki oraları benim en sevdiğim yerlerdir-.  Film bitti, Baba Zula coştu ki bir el omzuma dokundu, heyy diye. Asma gelmiş. Yalnız, üstündeki -ağır- kıyafeti, makyajı filan görünce birşeylerin yanlış gittiğini anladım. Yani, ben karşımda yabancı kim olsa derdim o filme gelmelerini, hatta yabancı olmasalar da oradaki herkese söyleyebilirdim. Ben öyleyim. Ama bu özen sanki farklı algılamıştı.

Baba Z. kısa ve eğlenceliydi. Niye çağırdığımı gördün mü dedim Asma’ya. İlginçtir, buradan önce Almanya’ya gitmiş Asma ve orada da seyretmiş onları. Çıktık, dışarıda yine servis beklemeye başladık. Filmdeki çizgili bluzlu kız da oradaydı ve -Asma’nın da sonradan söyleyeceği gibi- bakışıyorduk. Böyle zamanlarda kızların bakışları çok ilginç oluyor. Önce sana bakıyorlar, sonra yanındakine, çok da belli oluyor. Neyse, Asma oteline gidecekti. Ramada’da da parti olduğunu söyledi. Önceki gün gitmiş ama ortamı iğrenç bulmuş. Ben gidebilirim deyince o da gelebilirim dedi. Ama onla gitsem belli ki onla kalmak zorunda olurdum. Öyle belirsiz bir durumdayken çizgili bluzlunun bir arkadaşı geldi. Ama ben arkadaşını kesin tanıyordum. Farklı bir tip. Çekik gözlü, sarı kısa saçlı. Asma’yı bir anlığına bırakıp gidip “ben sizi tanıyorum” dedim. Beni mi dedi o da. Beni değil, arkadaşımı olmalı der gibi. Tanıdığım sensin, ama ilgilendiğim değil, demek isterdim, ama olmuyor öyle durumlarda. Sonra ortak bir yer bulamadık. Ankara, ODTÜ muhabbeti filan geçti. O Today’s Zaman’da kültür sanatta çalışıyormuş. Arkadaşı da buradaki filmlerden birinin müziğini yapan şirkette.

O arada servis geldi, ben döndüm, ama Asma deminki 5 metre ötedeki yerde değildi. Oysa daha en fazla 1 dk. önce döndüğümde oradaydı. Ben aranmaya başladım, arka taraflarda. Araçları yöneten bir adam “arkadaşın şu taraftan gitti” dedi, arkadaki daha karanlık kısımları gösterip. Oralara gittim geldim, bu arada servis gitti. Bir daha gittim geldim. Filistinli kız şehrin karanlıklarında kayboldu diyordum. Aran taran yok. İleride de şoförlerin bir barakası vardı, önünde oturuyorlar filan. Herhalde dedim, oradan birileri ile gitti, bana bozulup.

Sonra ben de atlayıp Ramada’ya gittim. İki kız oradaydılar. Görür görmez diğerine “ben senin asistanındım” dedim, şu şu zamandan. Yolda hatırlamıştım. Bu sırada diğerinin ilgisi de bitmişti. Neyse, iyi oldu. Çünkü sonradan gördüğüme göre tam bir parti maymunu çıktı (bu tabiri onun için buldum ve pek sevdim).

Bir akşam sonra yine aynı otelde rastladım Asma’ya. Niye gittin, merak ettim dedim. “Bir kadınlayken bırakıp başkasıyla konuşamazsın” dedi. Ah, Arap kadınları diye genelledim içimden. Önceki gece orada olup olmadığımı arkadaşına sormuş, “womanizer da orada mıydı” şeklinde. “Daha önce çeşitli şeyler denmiştim ama womanizer denmemiştim” dedim. Sonra işte karşıdaki bakkaldan bira alıp gelip içtik. İyi hoş oldu, o yanlış anlama tarafı biter gibi olunca.  Hayattan, şundan bundan konuştuk. 28 yaşındaymış, 5-6 yaşında oğlu varmış, çocuğu doğunca ayrılmış eşinden. Gençti ama fazla şey yaşamış gibiydi. Hayata bakışı pek iyimser değildi. Öyle işte.

Blogu da asmagaza – wordpress. Arapça bilen şanslı azınlığa.

2 yorum

  1. 3 günden baya bir kısa film çıkmış. yalnız asma bozulmakta haklı biraz:)


  2. bence o son kapanış partisi gecemden uzun metraj bile çıkardı. hatta sandalyelerde uyumadan önce düşünmüştüm, o gecenin hikayesini çeksem ödül alıp yukarı katlarda kalabilirdim.

    asma meselesi, kadın milletinin nasıl işine geldiği gibi algıladığını gösterdi bana. gayet arkadaşça sorarsın, başka türlü anlarlar. hiç arkadaşça sormazsın, öyle anlamak işlerine gelir. oofff of, yani.



Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.