h1

Orta Anadolu’da Bir Yer

18 Ocak, 2012

Şu sahne Kuzeyde Bir Yer’de (özden’e özel not: haftaiçi her gece tnt’de, ama çoğunlukla çok geç saatlerde) geçiyor:

- Kasabanın, hayal dünyasına ait gibi görünen, pür anlamında saf, uzun saçlı radyo programcısı (dj demek ona aşağılama gibi olur) Chris, yolda kamyonetiyle bir köpeğe çarpar. Hemen doktor Fleischman’a getirir, ama köpek çoktan ölmüştür. Tasmasındaki adrese gidip kapıyı çalar. Bir adam açar. Adama merhabalar, ben köpeğinizi öldürdüm der. Adam benim köpeğim yok ki der. Ama hikaye gizeme bağlanmaz, o adam oraya sadece tamirat için gelmiştir, evde akademik çalışmalar yapan bir kız kalmaktadır. Kız Chris konuşmaya başlamadan ona yaptıklarını anlatır. Pi sayısının gizemi ile ilgileniyordur, onun uzayan rakamları arasında bir seri yakalamaya çalışıyordur. Sonra Chris köpeğini öldürdüğünü söylediğinde üzülür ama çok yumuşak karşılar.

Chris, sonraki gün kızın diğer köpekleri için küçük hediyeler getirir. O sırada, dayanamaz ve kıza ondan hoşlandığını söyler, birbirimizi görmemiz mümkün mü sence diye sorar. Peki, kız ne yapar? Bilmem ki, neden olmasın der. Sonra, Chris, kız aceleyle üniversiteye gitmek için çıktığında hayvanları ben beslerim der. Muhabbet kuşuna yemini verdikten sonra kuş anında ölür. Chris de kasabadan kuşun aynısını bulup alır, kız anlamaz. Ama sonra dayanamayıp söyler Chris. Bu böyle mi sürecek, yani sürekli birşeylerimi mi öldüreceksin der kız. Sonra, onun bir karşılık almasının, bu ilişki için tek yol olduğunda anlaşırlar. Ama benim evcil hayvanım yok der Chris. Sonra ikisi de Chris’in gözü gibi baktığı, orijinal parçalarını tek tek kendisinin bir araya getirdiği motorsikletine bakarlar. Sonraki sahnede motorsikleti uçurumdan aşağı attıktan sonra şimdi nasıl hissediyorsun diye sorar Chris. Daha iyi der kız.

- Bu sahne de ODTÜ’de geçti: Akşam karanlığı ve yağmur altında şemsiyeyle yürüyordum. Önümde de iki kız vardı, ikisi de şemsiyesiz. İki de bir de dönüp bana bakıyorlardı. Ben de isterseniz size de tutayım şemsiyeyi, çok baktınız da dedim. Yok, dediler, güldüler. Sonra ikisi ayrıldı, biri arka yoldaki durakta durdu (mühendisliklerden gelip fizik, matematik, sosyal bilimlerin arkasında geçip hazırlığa doğru giden arka yol). Onu görünce dolmuşa oradan bineyim bari dedim, esas durağa yürüyeceğime. Bu sırada da Kızılay burada duruyor mu, eskiden buradan bir tek Ulus’a binilirdi, Kızılay hep dolu geçerdi diye sormaya başladım ona. Hemen sonra dolmuş geldi, bindik. Arkası bomboştu, o 4′lünün orta tarafına oturdu, ben de ayıp olmasın diye kenara değil, ortaya oturdum. Konuşmaya devam ediyorduk, bölümlerden filan. Benim kadar o da konuşuyordu.

Sonra para vermek için kalktım ben, artık öyle yapan çok oluyor ve sinir oluyorum ben, dolmuş dediğin şeyde elden uzatılır bu, ama önümüze uzatacak kimse yoktu. Neyse, ben dönerken kız da köşeye doğru çekiliyordu. Yuh dedim. Ters geldi bana hareket. O ana dek düzgün yüzüne bile bakmamıştım. Biraz zaman daha geçti, yanımıza binen kimse olmadı, orada yanı da boştu, ama o kalktı, önümüzdeki tekliye oturdu. O zaman da oha, yok artık dedim, neredeyse dışımdan. Tersliğin bu kadarı.


[Maggie'yi izledikten sonra gel de dünya üzerinde başka bir kızı beğen].

Türk kızları anormal derecede paranoyak. ODTÜ uluslararasında master yapanı da böyle, okumamışı da (hatta ilki daha berbat). Çok rahat araştırılabilecek birşey söyleyeyim: Feysbuk kullanmam, sevdiğim birşey olmadığından da bahsetmiştim. Ama İtalya’daki tiyatro festivali için kaydolduğum bir profilim vesilesiyle oradan gördüklerim var, ve zaten artık çok kaçınamıyorsun o siteden, o-bu vesiyleyle önüne çıkıyor, gözüne çarpıyor: sadece çok sosyal İtalyan’lar değil, herhangi bir batılı ülkede kızların bilgilerini, resimlerini paylaşma oranı %50 civarı ve genelde üstündeyse Türkler’de %10 değil.

Buna kabul edebileceğim tek eleştiri-düzeltme, paranoyak olanın sadece kızlar değil, her iki cinsiyet, yani tüm toplum olduğu olabilir. Çünkü tabi ki o kadar dikkat etmedim ama oğlan kısmında da oranlar çok farklı olmayabilir (ama yine de yabancı-Türk ayrımı kesin kızlara göre daha azdır).

- Dün gece izlediğim bölümde, Chris’in, yılın en karanlık gecesini ışıklandırdığı büyülü sahneyle bitireyim.

12 yorum

  1. özel not için çok teşekkürler:) anlattığın bölümü izlemiştim. bu dizinin kötü ya da sıradan bir bölümü yok ki…insanın daha çocukken seyrettiği bir şey bu kadar içine işler mi, öyle bir kasaba, öyle insanlar, öyle bir yaşam hayalini dizinin üstünden ve hayatından geçen onca yıla rağmen hala kurar mı:) millet hani toplumdaki tipleri zenginlerle dolu (türk) dizilerine ayılıp bayılıyor, o hayatların hayalini kuruyor diye yerden yere vuruyor ya galiba ben de o tiplerin hayalleri farklı olan başka bir türüyüm:) oturt beni kuzey’de bir yer’in önüne, dünya yansın umurumda değil:)
    türk kızlarının paranoyasına gelince…getir sen buraya avrupalı erkekleri ya da belki avrupa’daki kadın-erkek ilişkilerini denilebilir (daha doğrusu o anlayışı, kültürü, bakış açısını, rahatlığı, dürüstlüğü, tatmini,vs.) o zaman bak bir de kızlara:) çemberi kırmak hiç kolay değil. bizim toplumda “ben etrafımdaki kadınlardan daha farklı bakıyorum mevzuya” diyen her kadının yediği bir kazık vardır emin ol. o yüzden çok gelme kadınların üstüne:)


  2. ama ama, o ilişkiler, anlayış, kültür, bakış açısı, rahatlık, dürüstlük, tatmin, kızlardan bağımsız, sadece onların önüne çıkan birşey değil ki. onların yaratılmasında kızların da rolü var. ya da o ortamın içine doğdularsa tekrar tekrar yaratılmasında. bana sorarsan o pay %51, değilse 50.

    işin diğer tarafını bilmiyor değilim ama. mesela gugıl’da en çok aranan kelimelerimiz. bir blok açar açmaz hemen görüyorsun senin sitene de neler arayarak geldiklerini. ya da yazın garip gelmişti bana, ya bu italyanlar ne çok denize giriyor, hepsinin resimleri plajda demiştim. söylediğim arkadaşım da o resimleri kolaysa bizimkiler koysun, bizim -çok eğitimli- işyerindeki oğlanlar bile hemen öyle bir resim görünce birbirini çağırıyor demişti.
    ama bunlar da kızların paranoyaklığıyla aynı şey bence. yok, kesin hasta bir toplumuz biz.

    kuzeyde, bir sonraki yoruma kalsın. (o klipteki sahne nasıl sence?)


  3. bu dizi gerçekten de içinde yaşanacak dizilerden. tam da benim hayal ettiğim, tersliğin, çirkinliğin çok az olduğu, tüm o sakinliğin, belirliliğin içinde çılgın şeyler de olabildiği ve entellektüel düzeyi (bunun için yüksek sanat eserlerinin tartışılıyor olması gerekmiyor tabi ki) gayet yüksek bir kasaba.
    daha önce de bahsetmiştim diziden (senle o zaman da konuşmuştuk), o zaman araştırmıştım. küçük ama bayağı sağlam bir hayran kitlesi var dizinin. 90-95 arası oynamış, iki kere altın küre almış, genelde herkes dizinin erken bitirildiğini düşünüyor. sana da birçok link gönderebilirim istersen. ama en çok bundan bahsetmek istedim: http://www.moosefest.org/
    dizi hayranları birkaç yıldır her yıl washington-roslyn’de buluşuyormuş. bunu ilk okuduğumda bayağı üzülmek üzereydim, bizim washington’da rosslyn diye bir semt vardı çünkü, ama tabi o değilmiş, washington eyaletinde roslyn diye bir kasaba varmış, dizi de orada çekilmiş.


  4. moosefest’e baktım. çok acaip bir şey. yani bundan kaç yıl önceki bir diziye böyle bir bağlılık:) starwars hayranları falan gibi. eğer fest’e katılan insanlar dizideki gibi naif tiplerse hemen 2012 için uçak biletimi alıyorum:) iyi ki senin şehrinde değilmiş, yoksa gerçekten kaçan fırsat büyük olurdu. hala amerika’da olsan belki giderdin şimdi. git diye ben seni iteklerdim:)


  5. ışıklı sahne mi? ah chris’in yaptığı ne kötü olabilir ki:)
    ben de acaba ilerde kızım izlesin diye dizinin dvd’lerini falan mı toplasam diye düşündüm.


  6. demin bir bölüm daha izledim. mike monroe greenpeace’e katılmak için şehri terkeder, tüm kasaba onu uğurlar. doktor bu ilgiyi kıskanır.
    o git git diye iteklediğin sahneyi yaşamak isterdim, ama hayatta gitmezdim. hoşlandığım şeylere gösterilen aşırı ilgi beni çok iter. hele o hayran insanları düşünemiyorum, çok korkunçturlar kesin.
    dvd’yi kendin için topla ama bundan 15 yıl sonra nasılsa teknoloji değişmiş olur. şimdi varolan birşey de o zamana kaybolmaz nasılsa.


  7. “bundan on beş yıl sonra”…bir an o kadar ürkütücü geldi ki. bir de “şimdi varolan bir şey o zamana kaybolmaz” lafıyla bir arada okuyunca. çok depresif bir sabaha kalkmışım galiba:)

    hayran insanlara ilişkin dün ben de kim bilir ne saçma insanlardır diye düşündüm, amerikalı ya bunlar ne anlarlar o dizinin naifliğinden, inceliğinden, samimiyetinden. sonra iyi de diziyi yazanlar, çekenler kim dedim, bu hikayeler nereden çıkmış. kendi önyargılarımın salaklığına yuh dedim. böyle komik olabiliyor insan başkaları hakkında atıp tutarken (lafım sadece kendime, sakın üstüne alınma:)


  8. ilk konuştuğumuz mevzuda aslında aynı şeyleri söylüyoruz.”getir o erkekleri” kısmı işin şakası. bize lazım olan avrupa’daki (bazılarının hakaret ve aşağılama olarak kullandığı avrupalı olma hali) bakış.italya’da da eminim erkekler iş arkadaşlarının mayolu fotoğraflarına “dur bir bakıyım” diyorlardır. ama bakış var bakış var.iki farklı cinsin (ya da iki aynı cinsin) bazen birbirlerine farklı bakması doğaldır ama her meselede olduğu gibi bu meselede de doğallık, nezaket ve zerafet varsa problem yok:) bizdeyse çoğu zaman basitlik, bayağılık hakim.geçen sene market alışverişlerimde, insanların birbirleriyle, market çalışanlarıyla muhabbetlerini izliyordum. eşim de aynı şeyi yapıyormuş, ne kadar rahat ve doğallar demişti bir gün. önyargılar yok, “millet ne der”ler yok, “asılıyor mu bu bana” paranoyası yok:) kaldı ki asılıyorsa bile şu kadar basit bakıyorlar: e bir şansımı denedim, e bir şansını denedi.ama bizim topluma soracak olursan onlar yoldan çıkmış, ahlaksız, sapık falan filan…işte aradaki “on farkı bulun” oyununu da ancak sen-ben oynuyoruz:)


  9. farklı kesim amerikalıları herkes bir süre yaşayıp tanısın isterdim. çok saf bir kesim var. neredeyse aptallık düzeyinde, ama bir kötülük de barındırmayan. daha çok büyük şehir dışı yerlerde gördüm öylelerini. bu dizinin hayranlarının da öyle, hatta yer yer pasaklı tipler olduğunu düşünmüştüm. yani onları aşağılamam benim acımasızlığım. yoksa, herhalde aralarında çok sevimlileri de vardır. öyle yakın bağları olan bir toplum özlemi duyanlar (herkes özlediği şeyi izlemeyi seviyor ya).

    italyanlar, yok kesin bizim erkekler gibi değil:) en azından, arkadaşımın ifadesiyle oha, kız mayolu resmini koymuş demezler birbirlerine. bir alışma, kanıksama hali mevcut. sonuçta da senin anlattığın gibi bir rahatlık. bir lise arkadaşım her böyle konuda batıda 60′larda, 70′lerde yaşanan cinsel devrimi bizim yaşamadığımızdan böyle olduğunu söyler, ama şimdi düşünüyorum da bence daha genel. rahat giyinmenin, davranmanın onla çok da ilgisi yok. aynı dönemlerde yaşanan eğitim patlaması-bir tür rönesans sonucu toplumsallıktan bireyselliğe geçiş. [mesela, bir insanın hayatının önem kazanması]. başkaları ne der demediğin anda çok şey değişiyor zaten.


  10. abi sana bir e-mail attım. kontrol edersen sevinirim. Zizu


  11. ya iyisin haklısın da paranoyayı oluşturan Türk erkekleri. Gerçekten öyle. Selam verip borçlu çıkıyorsun. Nezaketin çok çabuk ilgiye dönüştürülüyor. Sonra da boş yere umut veren kötü kız oluyorsun.
    bir de bu olaylarda özellikle erkeklerin arkadaşları çok yanlış yönlendirmeler yapıyor gibi geliyor bana. sonuç hüsran tabi


  12. bence onlar da kız milletinin (bir kişi olarak değil, küme halinde) karar verici durumda olmaktan gayet memnun olmasıyla, ‘siz hepiniz bir tekliflerinizi getirin bakalım, ben belki birini seçer, diğerlerini hüsrana uğratırım’ tavrıyla ilgili.
    diyeceksiniz ki o tüm dünyada böyle. ama herhalde başka yerlerde kız tarafı cevap vermeye bile bu kadar korkmuyordur. türk oğlanları bir adet net evet/hayır duymadan büyüyor. çevresinde de kimse görmemiş o evet’i, hayır’ı, varsa yoksa belki’nin tonları. o zaman da doğal olarak mesajların yanlış anlaşılması giriyor devreye.
    [korktukları, verecekleri her iki cevapta da alacakları tepki ki işin o kısmında erkek kısmının payını yadsımıyorum tabi ki.]



Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.