Liseyi yerlerde, sürünerek geçirdim. Mecazi olarak değil (tersine, çok güzeldi lise), gerçek anlamında. Birçok zaman yerde olurdum. Şimdi nasıl olurdu, durumlar nasıl gelişirdi anlatmak güç, ama yere düşmekten hiç çekinmezdim. Bazen çeşitli oyunlar, sportif faaliyetler, denge denemeleri: mesela etüdde sandalyede otururken sandalyenin çeşitli ayakları üzerinde durma denemeleri -bazılarında direk kendini arkaya bırakış. Birçok grup resmi sırasında da kendimi yerde bulurdum. Sınıfçak enerjimiz boldu.
Kaleciliğin de çok payı var tabi. Uçmaktan, yerden yere atlamaktan çekinmeyen bir kaleciydim. Betonda bile. Hepsinin etkisiyle kedi dedikleri bir dönem olmuştu.
Bu akşam topallayarak eve dönerken bunu düşündüm. Bu düşüşü o zamanlar yaşasam böyle mi olurdum acaba sonrasında, çünkü bir keresinde merdivenlerden düşmüştüm de sonra birşey olmamış gibi kalkmıştım.
Tansaş’a gitmiştim eve giderken. Dönerken pek denemediğim deniz tarafında otobüse bineyim dedim (biraz sohbetimizin olduğu bir çalışanla aynı anda çıktık, onun gittiği tarafa gittim, sonra yönlerimiz ayrıldı). Karanlıkça bir bölge, kaldırımları da dar ve düzensiz. Bir an kaldırımın ya kenarına bastım veya kaydım. Böyle şeyler olur da sonraki adımda toparlarsınız, az kalsın düşüyordum dersiniz. Ben sonraki adımda da toparlayamadım, bir sonrakinden sonra da uçtum. 2 elimde de torba vardı, tutunamadım, anlatamayacağım şiddette bir düşüş oldu. Bir süre de düştüğüm durumdan kıpırdayamadım. Garip bir şekilde düşmüştüm. Dizimi çarpmıştım, ve o dizim kıvrık, kaldırımın kenarındaki su birikintisini içindeydi, parmağımı da kötü çarpmıştım, torbalar tabi bir taraflara uçmuştu, içlerinde yoğurt, sütler, yumurtalar duruyordu ama.
Etrafta kimse yoktu. Arkadaki apartman tümden insin, beni kuş gibi kaldırıp evime bıraksın istedim. Kimse gelmedi. Hiç alışık olmadığım bir süre kıpırdayamadıktan sonra doğruldum. Sonra da bir süre ayağa kalkamadan yerde oturup hasar tesbiti yaptım. Kırık vardır sanmıştım, yoktu galiba. Sonra zar zor hemen ilerideki durağa geldim, duraktakiler garip garip baktı. Otobüs, 2 durak zaten ev, topallayarak girdim eve. Çok kötü düştüm dedim anneme. Girerken merdivenden inen birileri vardı. Mehmet’i tanımadın mı, selam verseydin, dedi annem. Ne Mehmet’i anne ya dedim. Biraz sonra pantalonu çıkardığımda diz kapağının üzerinde deri kalmamıştı, o görüntünün televizyonda gösterilebileceğine emin değilim.
Tendürdiyot-büyük acı (yakmayanına rağmen), bant. Büyük kare tipli bantlar var ya, bulamadım evde, küçüklerinden 7 tane anca yetti. Şimdi acısı geçti, çok tatlı bir sızısı var, cidden hoşuma gitti o sızı. Ama o bantları nasıl çıkaracağım diye endişeliyim.
____________________
Şimdi hatırladım, Sezen de aynı bu sızı gibi tatlı tatlı ve sakin sakin söylüyordu Sızı’yı. Daha önce bahsetmiştim şarkıdan, ama tekrar tekrar hatırlansa yeridir & hakkıdır.
Düşene gülme, sızım sızım sızlar
27 Ocak, 2012Liseyi yerlerde, sürünerek geçirdim. Mecazi olarak değil (tersine, çok güzeldi lise), gerçek anlamında. Birçok zaman yerde olurdum. Şimdi nasıl olurdu, durumlar nasıl gelişirdi anlatmak güç, ama yere düşmekten hiç çekinmezdim. Bazen çeşitli oyunlar, sportif faaliyetler, denge denemeleri: mesela etüdde sandalyede otururken sandalyenin çeşitli ayakları üzerinde durma denemeleri -bazılarında direk kendini arkaya bırakış. Birçok grup resmi sırasında da kendimi yerde bulurdum. Sınıfçak enerjimiz boldu.
Kaleciliğin de çok payı var tabi. Uçmaktan, yerden yere atlamaktan çekinmeyen bir kaleciydim. Betonda bile. Hepsinin etkisiyle kedi dedikleri bir dönem olmuştu.
Bu akşam topallayarak eve dönerken bunu düşündüm. Bu düşüşü o zamanlar yaşasam böyle mi olurdum acaba sonrasında, çünkü bir keresinde merdivenlerden düşmüştüm de sonra birşey olmamış gibi kalkmıştım.
Tansaş’a gitmiştim eve giderken. Dönerken pek denemediğim deniz tarafında otobüse bineyim dedim (biraz sohbetimizin olduğu bir çalışanla aynı anda çıktık, onun gittiği tarafa gittim, sonra yönlerimiz ayrıldı). Karanlıkça bir bölge, kaldırımları da dar ve düzensiz. Bir an kaldırımın ya kenarına bastım veya kaydım. Böyle şeyler olur da sonraki adımda toparlarsınız, az kalsın düşüyordum dersiniz. Ben sonraki adımda da toparlayamadım, bir sonrakinden sonra da uçtum. 2 elimde de torba vardı, tutunamadım, anlatamayacağım şiddette bir düşüş oldu. Bir süre de düştüğüm durumdan kıpırdayamadım. Garip bir şekilde düşmüştüm. Dizimi çarpmıştım, ve o dizim kıvrık, kaldırımın kenarındaki su birikintisini içindeydi, parmağımı da kötü çarpmıştım, torbalar tabi bir taraflara uçmuştu, içlerinde yoğurt, sütler, yumurtalar duruyordu ama.
Etrafta kimse yoktu. Arkadaki apartman tümden insin, beni kuş gibi kaldırıp evime bıraksın istedim. Kimse gelmedi. Hiç alışık olmadığım bir süre kıpırdayamadıktan sonra doğruldum. Sonra da bir süre ayağa kalkamadan yerde oturup hasar tesbiti yaptım. Kırık vardır sanmıştım, yoktu galiba. Sonra zar zor hemen ilerideki durağa geldim, duraktakiler garip garip baktı. Otobüs, 2 durak zaten ev, topallayarak girdim eve. Çok kötü düştüm dedim anneme. Girerken merdivenden inen birileri vardı. Mehmet’i tanımadın mı, selam verseydin, dedi annem. Ne Mehmet’i anne ya dedim. Biraz sonra pantalonu çıkardığımda diz kapağının üzerinde deri kalmamıştı, o görüntünün televizyonda gösterilebileceğine emin değilim.
Tendürdiyot-büyük acı (yakmayanına rağmen), bant. Büyük kare tipli bantlar var ya, bulamadım evde, küçüklerinden 7 tane anca yetti. Şimdi acısı geçti, çok tatlı bir sızısı var, cidden hoşuma gitti o sızı. Ama o bantları nasıl çıkaracağım diye endişeliyim.
____________________
Şimdi hatırladım, Sezen de aynı bu sızı gibi tatlı tatlı ve sakin sakin söylüyordu Sızı’yı. Daha önce bahsetmiştim şarkıdan, ama tekrar tekrar hatırlansa yeridir & hakkıdır.
no comment, sokak, tam.buesnada, şa'kı kategorisinde yayınlandı |