Birkaç gün önce farkettim ki sevdiğim insanların hemen hepsini bir dönem çok sevindirmişimdir. Yani, işte bir sabah uyanmışlardır ve aman Allahım diyecekleri birşey olmuştur. [Belli bir niyetle değil tabi. Öyle istemişimdir sadece.]. Tamamen hepsi mi, bilmiyorum, ama arkadaş-sevgili (veya ikisinden biri olma yolunda gidenler), en fazla bir iki istisna olsa gerek. Ama sonra yine farkettim ki çok yıllardır kimse beni böyle sevindirmedi. Ne bir hediye ne bir karşılama ne bir çıkıp geliverme, bir sürpriz, beraber geçirmek için planlanan güzel bir gün, ne de birisinin benim için çok uğraşmış olması. Özel bir günde yakın aile dışından bir hediye almayalı çok oldu.
Yani, iyi denebilecek şeyler yapanlar oldu tabi. Nasıl derler, yan pas yapmak gibi. Defansa dön, al ver. Ama kimse şöyle savunma arkasına iyi bir ara pas atmadı. Veya tam kafama bir gollük orta yapmadı.
1.5 yıl kadar önce şöyle demişim:
“İleride bugünlere baktığımda bunları nasıl yaşadım ben diyeceğim. İleride dediğim, yıllar sonra değil, buradan kaçar kaçmaz.
Yaşamayan bilemez. … ev demişken burayı hiçbir zaman evim olarak görmediğimi, buradaki her ince detayı, hayatımın diğer kısmı ile hiçbir şekilde karıştırmadan hayatımdan çıkarmak istememi, o yüzden güzel geçmesini değil, sadece geçmesini istememi ancak benim anlayabileceğimi farkediyorum. Hayatın yaşanmayan geçici dönemlerini kabullenmeye çalışmak birşey, ama sonra başkalarının aynı dönemi yaşayarak geçirdiklerini görmek yaraya kezzap atmak gibi geliyor.
Bitse de gitsek diyorum. Ben sınıfça götürüldüğümüz sinemada o eğitim programını seyrederken. “Alkol kötüdür, öldürür, süründürür, bünyede tahrip olunmaz yaralar açar”. Ama sonra film bitiyor ve ışıklar yanınca görüyorum ki herkes, tüm sınıf arkadaşlarım, hatta öğretmenler dahil, yan salona kaçıp Kutsal Hazine Avcılarını seyretmiş. Biri diğerine Indy’nin içkileri nasıl diktiğini anlatıyor, diğeri trende başka bir maceraya doğru giderken çok sevimli Karen Allen’a yaralarını öptürdüğü (bir de şurası çok acıyor) sahneyi. Bilinçaltım tahrip oluyor, artık ömrüm boyunca neden olduğunu anlayamadığım bir eksiklik hissi eksik olmayacak, o yaşta bile biliyorum.“
Başkalarının aynı dönemi çok farklı yaşamış olmasının acısı şimdi çıkıyor belki de.
Bu arada kötü bir haberle açılan yeni yılda henüz iyi herhangi birşey olduğunu hatırlamıyorum. Ne olduğunu anlamadan iki ayı bitti, üstelik tam aynı saatlerde Olimpiyat bitti, Star Wars bitti. Zaten Star Wars reklamları geçen yıl başladığı için o bitene dek geçen dönemin de bir önceki yıla ekleneceğini düşünmüştüm. Batıl bir inanç ama öyle oldu. Yeni yıl Mart’la başlıyor denebilir.
Aslında belki bugünlerde iyi bir şey oldu galiba. Kış sporlarının Türkçe isimleri (birçok sporun bir karşılığı yok hala) konusunda Bağış Erten’le yazışıyorduk. Daha doğrusu ben ona “40 yıllık büyük slalom’a dev slalom diyorsunuz, ne iş” diye hesap sormuştum. Kendisi eurosport yayın yönetmeni ya. Mail git-geller devam edince “aslında üzüldüm, keşke sizinle daha önce irtibata geçebilseydik. Karşılıklı fikir alışverişinde bulunurduk. hatta sizin gibi kış sporlarını bilen birilerini bulmak bizi başka şeylere de heveslendirdi” deyip belki bir-iki adım ötesinden de bahsetmiş bu Olimpiyat için. Ve ben tabi ki sevindirik oldum -ortada birşey olmasa da. Belki üzülmem gerekirdi belki ama öyle şeylerin gerçekleşmesine dek birçok aksilik çıkabilir. Hem zaten onlar İstanbul’da. Ama lafı bile güzel.
