Bir arkadaşıma yazdım: “Geçti ama hala iyi hissetmiyorum. Çok uykusuzum belki ondan, çok yalnız hissediyorum, belki ondan, hala buradayım ve yapacak çok işim var, belki ondan, hala buradayım ve ev arkadaşlarının salak seslerini çekiyorum, belki ondan, gelecek için vaat eden birşey yok, belki ondan.”
Budur ruhhali. Ama arada o kadar güzel şeyler seyrediyorum ki. Mesela geçen gece skör’le istanbul’da buluşmuştuk. O istanbul’lu -orada yaşıyor-, ben değilim, gezmeye gelmişim. Bir yerden dolmuşa binmemiz gerek. Ama binmek için gelen trafiğin birkaç şeritini geçip ortada bir yerde binmemiz gerek. Çünkü en sağdaki şerit başka yöne doğru ayrılıyor filan. Bu kadar yaya düşmanı bir trafik ancak bu şehirde olur diyorum filan. Sonra biniyoruz dolmuşa, öndeki 3′lüye oturuyoruz. Az sonra boğazın yanından geçiyoruz. Küçük bir koy, hemen ilerimizde, ve deniz o kadar güzel parlıyor ki. Masmavi ve Gözkamaştıracak kadar muhteşem. Bu da ancak burada diyorum.
Sonra ilerlediğimiz yerde hemen dibimiz deniz. Yüzenler var. Hava sıcak sayılır, ve şoförün de canı var, öyle değil mi? O da boş olan sağındaki koltuğun yanındaki kapıyı açıyor ve kendini sulara bırakıyor. Dolmuş yavaş da olsa giderken. Yerine de bir arkadaşını ayarlamış. Yüzmekte olan bir şoför birazcık koşup dolmuşa yetişiyor ve aynı kapıdan atlıyor içeri. Hemen koltuğa kurulup kontrolü alıyor. Ya yetişemeseydi filan diye düşünüyorum.
Kontrolü alıyor ama hemen karşımızda yüzmekte olan bir grup var. Direksiyonu kıvıracak alan yok gibi. Gerisi daha çok düşünerek, canlandırarak. Sağa kesiyor hemen ama yetmiyor, katliam olmuyor ama iki kişi arabanın pervanelerinden yaralanıyor. Peki, biz birşey yapabilir miydik, mesela, adama hemen motoru kapat diye bağırsaydık? Motoru kapasa pervane de birden durmazdı ama yavaşlardı en azından. Biraz farkedebilirdi.
Her neyse, deniz güzeldi. Şurada olduğu gibi.






