Tatilden ne beklersin dense büyük çoğunluk deniz kıyısında günboyu yatmak der herhalde. Oysa bence en iyi evde yatılır. İstediğin gibi içkini hazırlarsın, para bayılmazsın. Şezlong-şemsiye bulman gerekmez, kum dolmaz her yerine, ıslak mayo derdi olmaz, güneşten-sıcaktan bayılacak duruma gelmezsin, filan.
Nur Çintay da aynen dün “Benim için tatil demek, iyi deniz ve iyi yemek demek.” demiş. Deniz iyidir tabi, ama anca benim olunca. Yani şöyle 6′dan, hatta 7′den sonra. (Yemek ayrı mesele, onu tatile sınırlamaya ne gerek?).
Tatil bence macera demek. Diyelim, yeni birşeyler yaşamak, daha önce girmediğin bir duruma girmek; biraz da risk içeren bir durum belki.
Bir markör duruyordu evde, bir otostopta gerekir belki diye. O markörü yanıma aldım İtalya’ya giderken. Çünkü, yolculuğun esas amacı olan Certaldo tiyatro şenliğinden dönerken sorun olacağını biliyordum. Daha önce gittiğimde son tren çok erken olduğundan geceyi sabaha kadar istasyonda demir bir bankta geçirmiştim (mektup yazarak). Çok yıllar geçti, son tren hala aynı saatte (9:58, ama zaten gösteriler 9′da başlıyor).
Aynı günün öğleninde yine minik bir mensa macerası olmuştu. Bu sefer yemek kuponu alamayınca bunu gören bir kız benim kartımda var deyip ısmarlamış oldu, ya da daha doğrusu kartıyla alabildiği fazla yemeğini paylaştı.
Akşamsa bu seyahatin esas amacı olan Certaldo Alto. 2 post aşağıdaki resimdeki kızın afişe edildiği teatro şenliği. Sokak tiyatrocuları, kuklacılar, müzisyenler, bandocular, dansçılar, ateşlerle oynayanlar, jonglörler, sihirbazlar, standupçılar, şaklabanlar (linkte festivalle ilgili bir tv haberi). Mekan tepede bir ortaçağ kasabası. Acaip bir kalabalık. Tam bir curcuna cümbüş .
Ama dönüş sorunu yerli yerinde duruyor. Oradan dönecek herkesi göreyim de Pisa’ya dönen birini bulabileyim diye nispeten erkenden çıkışa gideyim diyordum. Ama zaten doğru dürüst bir gösteri seyretmek için geceyarısını beklemek gerekmişti. Sonrasında teleferik sırası yerine yanındaki patikadan inip herkesin geçeceği bir yer bulmaya çalıştım ama üç otopark varmış, insanlar dağılıyor farklı kısımlara. Otoparkları dolaşan otobüs geldi, ona atladım ben de, büyük bir otopark çıkışı bulmak için. Ama öyle bir yer yok, uzun uzun dolaşıp geri döndü otobüs. Ben geç kaldım diye düşünüyordum ama belli ki hala çok insan var yukarda. Sonra çok yıllar önce inip çıktığım daha az eğimli yola gitmeye karar verdim. Bir noktada gitar çalan bir oğlan ve yakınlarında arkadaşları vardı. Ben de ışıklı bir noktada durdum, şu şekilde:
(Karalanan kısımda “veya tren için Empoli’ye” yazıyordu, çünkü bu şehir Empoli’ye yakın ve oradan Floransa’dan gelen tren geçiyor. Ama sonra o son trenin de vakti geçti).
Geçenler görüp okuyordu hep. Genelde de hafif alaylı ‘üzgünüm’ veya direk alaylı ‘Pisa mı? ha-ha çok beklersin’ tepkileri geliyordu. Pek yakın değil Certaldo Pisa’ya ve böyle şenliklere ancak çok yakın şehirlerden geliyor herkes. Bir de gece 1 olmak üzere ve sonraki gün Pt.-işgünü. Geceyi 5:30′taki trene dek istasyonda geçirmeye artık kesin bakıyordum. Ancak 7:30-8′de evde olacağım böylece ve hiç hoş olmayacak. Pt. ölecek bir defa, ama zaten sayılı günüm var. Sadece fiziksel etkisi de değil; şenlikteki birliktelik havası böyle bir durumda nasıl kof olduğunu gösteriyor, yardımlaşma kayboluyor, gerçek yüz ortaya çıkıyor diye düşünüp canım da sıkılmaya başlamıştı.
Arada okuya okuya geçenler oluyordu, ben de kartonu onlara doğru çeviriyordum, hafif komik bir hareketle. Yine öyle yapan bir oğlan oldu. Geçtikten sonra da ona doğru tuttum. Peşinden kız arkadaşı gibi duran bir kız geldi. Ona da aynısını yaptım. Sonra oğlan (dediysem 30 filan) Pisa’ya mı dedi? Evet dedim (e, belli değil mi?). Biz de dedi. Gel istersen dedi. Emin misiniz dedim. Evet. Bu bir rüya olmalı. Onlara da öyle dedim. Bir süre arabayı nereye parkettiklerini aradık. Merak etme diyorlardı. Yok canım dedim, o kadar memnunum ki şu an.
Ön kısım rahat rahat üç kişilikti, ben de yanlarına oturdum. Yolda kız arkadaşı (İrene miydi, ortadoğu-K.Afrika kökenli olabilir) uyudu, biz Vincenzo ile sohbet ettik. Gösterilerden, TR’den, Osmanlı’dan, politikadan filan. Fotoğrafçıymış. Beni eve kadar bıraktılar. Hatta eve geldiğimizde ikisi de arabadan indi beni geçirmek için. Bu harekete bayıldığımı söyleyebilirim.
Yemekteki kızın (Enrica) ve Vincenzo çiftinin iyilikleri karşılıksız kalmasın istiyorum cidden, sadece onlara değil, tüm iyi İtalyanlara duyulan büyük bir şükranla.

(Dostlar: şarkı söyleyin, dansedin ve eğlenin. Hep birlikte!)















