h1

Caz’ın J’si

18 Temmuz, 2006

Kendimi en iyi hissettiğim yerlerden biri Harbiye Açıkhava. Farkettim ki insan birçok zaman en çok olmak istediği yerde olmalı. Orada bir caz konserinde olmayı bazen ciddi biçimde özlüyorum. Olabildiğimde de, şöyle yılda bir filan, o an dünyanın başka hiçbir yerinde olmak istemediğimi hissediyorum.

Geçen hafta iki baba üçlü vardı bir konserde. İlkinde, yaşayan en büyük saksofoncu Charles Lloyd, yanında doğu ezgileri taşıyan tabla ustası Zakir Hussein ve onunla çok sevimli atışan gitaristten oluşuyordu. 2. kısımda ses düzeyi arttı, deneysel şarkılar da başlayınca çoğunluk davetli ve en pahalı biletler kısmından, yarısı boşaldı Açıkhava’nın. Oysa çok iyi kaptırıyordu grup. Olsun, senin aldığın hazzı almamakta direnmeleri onların eksikliği. Hafif sitem de etti zaten sonda, usta gitarist John Scofield, “geldiğiniz ve çıkmadığınız için teşekkür ederiz” diyerek. Ve Jack de Johnette ne inanılmaz davulcu.

sangam
Trio Beyond

Bu yılın kontenjanı da böyle bitti işte. Bana eğlencelik kala kala televizyon kaldı. Neyse ki Bir İstanbul Masalı’nın seyretmediğim bölümleri var her gece. Oynadığı sıralar Audrey Hepburn’lü Sabrina’dan apartma diye aşağılıyordum ama çok sevimli dizi gerçekten. Ama şu an televizyonların bence en başarılı eseri, Pt. geceleri geceyarısı civarı trt1’de oynayan Murphy’s Law (bir de Uy Başuma Gelenler var ama onu yayın saatinden dolayı aklı başında insanlara öneremiyorum). Gizli polis Murphy ve başına olmadık olaylar gelir. Oynayan James Nesbitt’i de çok severim, şeytan tüyü var adamın.

Şeytan demişken Alsancak’tan otobüsle ayakta öff pöffleyerek dönerken yandan fırlayan siyah bmw’nin plakası 0666’ydı. Ben de 100 hayatım olsa birini şeytana satardım diye düşündüm. İyi bir şirketin fabrikasında üretimde başlar, bir süre sonra pazarlamaya atlar, kısa zamanda yükseliğ gn.md.lüğe atlardım. İşçilerimi sömürür, gereksizleri işten çıkarır, yapabildiğimce kar eder, bu sırada da kardan pay isterdim. Sonra kafa avcıları beni daha prestijli başka bir şirketin başına transfer ederdi. Patrona kepçeyle kazandırır, ben de kovayla götürürdüm.

Daha mı iyi olurdu? Haftasonları filan, her fırsatta Ataköy Marina’dan tekneye atlayıp açılabileceksem, açılırken de yanıma istediğimi katabileceksem -malum, para çeker- niye olmasın, belki bir hayatım bile olsa satabilirdim.

[şimdi bu gece tekinsiz bir ziyaretçim olacak sanırım] brrrrr

Reklamlar

8 yorum

  1. sayet ruhumu satacak olsam seytana. sanirim dunya lezaizlerinden birini secmezdim karsilik olarak.


  2. gece icin nazicazane bir tavsiye..atv 00:45 de ; mükremin’in eski bölümlerini veriyor..süperrr.


  3. dunya lezzeti olmayan ne olabilirdi acaba? ufkum mu kısır benim bu aralar?

    mükremin’i seyrediyorum zizu abi. bir istanbul masalı’ndan sonra iyice geçmişten bir sayfa oluyor.


  4. kisik sesle konusan bir icses ve bolca huzur almak isterdim ama. sonra farkettim ki seytandan istenebilecek seyler degil sanirim bunlar.

    evet evet sen haklisin. yiyelim icelim. zati bir ruhumuz bile kalmamisken. peh benimki de is iste…


  5. tabii seytan ne der böyle teknelere falan bilemeyecegim. elbet o da sizden aldigi hayatla pek de hosunuza gitmeyecek isler cevirecektir… ama guzel fikir gercekten, sonsuz eglence ve huzur fikri..


  6. skoer, iki yorumunuzdan sonra da anlaşmayı canlandırmaya çalıştım: “şimdi sen bana ruhunu vereceksin, karşılığında birşey isteyeceksin, ama öyle dünya barışı filan olmasın, sonra ben ne işe yarayacağım, di mi…”

    Ruhumu alsın satsın o zamaan miette (eyvah, bu laflarım aleyhimde kullanılabilir mi acaba), ben teknede kurulur, bir daha da teknede Gani Müjde görüntüleri ile iç geçirmem.


  7. “Kendimi en iyi hissettiğim yerlerden biri Harbiye Açıkhava.”

    Benim de…

    “Farkettim ki insan birçok zaman en çok olmak istediği yerde olmalı.”

    Mümkünse her zaman!

    “Orada bir caz konserinde olmayı bazen ciddi biçimde özlüyorum.”

    Bazen mi?!

    “Olabildiğimde de, şöyle yılda bir filan, o an dünyanın başka hiçbir yerinde olmak istemediğimi hissediyorum.”

    Kıskançlık efekti… (Nasıl oluyorsa!)


  8. Jazzetta Bey, neyse ki bazen özlüyorum, bu bir savunma mekanizması olmalı, yılın bunaltıcı geçirdiğim büyük kısmında.
    Ve ne kıskanıyorsunuz canım, cidden yılda bir. İstanbul’lu olup iş çıkışı istediği konsere gidenleri kıskanın.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s