h1

bir gece karanlıkta

8 Eylül, 2006

Şehirlerle ilgili bir kriterim vardı yıllar öncesinden. Seveceğim şehirde dışarıda çeşme olmalı diyordum, akan suyuyla. Eskiden bizde de vardı ama uzun süredir özellikle büyük şehirlerimizden birinde su içilebilen bir çeşme gören varsa söylesin. Kaldı ki güzel çeşme mimarisi geleneği olan bir imparatorluktan geliyoruz sözde. Olanlarda ya musluk boşa dönüyor, ya koca bir tıss geliyor ve içi kuruyup çöplüğe dönmüş, ya da su parasını almamak belediyeye fazla gelmiş, vs. Ama mesela İtalya’nin çeşmeleri ne güzeldir. Suyu da güzeldir.

Bu sefer Münih’te yeni bir kriter daha geliştirdim. Şehirde dışarıda rahatça oturup içilecek yerler olmalı. Münih’te orada burada birahaneler, insanlar kadınlı erkekli, yaşlı genç doluşmuş içiyor. Boşuna neşeli hayat tarzının başkenti demiyorlar Münih’e. Baktim herkes içiyor, oturdum ben de bir weiss bier söyledim. Daha doğrusu, söylemedim, self-servis, gittim, aldım; sonra da piknik masası tipinde tahta sıralara kuruldum. Weiss bier gerçekten weiss, yani beyaz. Görüntüde akşamın güzelleştiği an:

weiss
(o bardağı doldururkenki kendi fotografımı çektirmeyi de isterdim ama yardımsever iki adam, görüntüdeki kel adam ve bir seferde 30 bira bardağı taşıyabilen garson, 3’er 4’er kere denemesine ragmen biten pile çare olmadı. şans, oysa ondan sonra en az 10 resim daha çektim. biriktirdiğim tüm gizemin birden gitmesine hazırdım halbuki.)

Sonra abimin tavsiyesiyle Ludwig ve Leopold Strasse’ye yollandım. Çok güzel olmasa da iki taraflı fakülteler, belki yurtlar, arada cafe-barlar, öğrenciler için çok hoş olmalı. Bisiklet yolu var kaldırımda, orada yürürseniz hemen arkanızdan bir zil sesi geliyor.

Yoruldum ve daha fazla ilerleyemeyip İngiliz Bahçeleri’ne döndüm. Beyaz bira da şişede durduğu gibi durmuyor, rahatlamak lazım, neyse burayı hızlı geçelim (ama zaten ne kadar rezil olduğumu siz biliyor olmalısınız artık). Yoğun bir bölgeden hemen bir sokak içerideki İngiliz Bahçeleri’ne girdim, başta çok hoş görünümlü bir bar var açık havada, ağaçlar arasında çok hafif bir müzik geliyor. Onu geçince yol ikiye ayrılıyor. Ben soldaki patikaya dönüyorum ve ayrı bir dünyadayım.

Zifiri bir karanlık, sanki ormanın içindesiniz. Oysa sağdaki sıra ağaçlardan hemen sonra bir sokak ve evler var. Soldaki sıra ağaçlardan sonraysa, ayışığının vurduğu, 2-3 futbol sahası büyüklüğünde çimen bir alan, üzerimde top oyna diye çağırıyor. Kimseler yok, çok ileriden birkaç ses geliyor. Bir yandan da biliyorum ve hissediyorum ki çok güvenli. İleride çimenliğin diğer tarafında birkaç hareketli kırmızı ve beyaz ışık var, bisikletliler. Arada yanımdan da bisikletli gençler geçiyor. Yine ileride, 2-3 küçük kırmızı ışık. Sigara veya benzeri şeyler tüttürenler. Yolun ortasında beyaz bir heykel var. Pardon, o bir çiftmiş.

Sağımda banklar. Dayanamayıp birine otururum. Çok çekici ağaçların arasındaki girintide. Otururum ve büyülendiğimi hissederim. O anda ne birazdan döneceğim havaalanı yakını otelim, ne sabah yakalanması gereken kıtalararası uçuşum, ne vize kuyrukları, ne birgün sonra iş bekleyen öğrenciler, ne bir gün sonra iş bekleyen hocalar. Ben varım. Bir de park.

Yatarım sanırım birara. Uyuyabilirim bile orada sabaha kadar. Ama bilirim, yapmam öyle şeyler. Hep zevk alırken bırak, bırak yarım kalsın derim. Sonra dönerim. Sonra otel, ve işte gerisini biliyorsunuz yukarıdan.

3.kriteri de böylece geliştiririm. Şehrin ortasında herşeyi unutacağınız parklar olmalı.

Reklamlar

5 yorum

  1. bursa senin için büyük şehir mi bilmem ama hala, suyu akan çok güzel çeşmeleri var, susadığın anda kana kana suyunu içtiğin…
    öyle herşeyi unuttuğum yerlerden biri de ıhlamur kasrıdır, beşiktaş’ta, gittin mi bilmem..onca gürültünün içinde kopuyosun herşeyden, sessiz sakin…gitmeli yine…


  2. bursa zaten çeşmeler şehridir, di mi? onu görmediğim için katamamıştım.
    a, ıhlamur kasrını çok severim ben. girmedim sanırım hiç içine. ama dışarıdan bile severim, adını severim.


  3. şehirler:) Bursa’da büyümüş olmama rağmen orayı keşfetmeye daha çok ihtiyacım var. Parklara, çeşmelere… tüm dediklerine tamamen katılıyorum:)
    Münih ve beyaz bira:) denenmeli gibi:)


  4. çeşmeler ve bi sürü tarihi eser şehri…eskiden hiç sevmezdim ben bursayı…uzakta olunca sevmeye başladım, yeni yeni…
    bi dahaki gelişinde de ıhlamur kasrına mutlaka girmelisin…ama mutlaka…:)


  5. teşekkürler mathy. umarım çok uzak olmayan bir gelecekte.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s