h1

see you on the dark side of the moon

24 Eylül, 2006

Cumartesi akşamı, saat tam 8 sıfır sıfır, ve ben oradayım. Evimden 1.5 saat kadar uzakta (gerçek evimden binlerce km. uzakta), daha önce hiç gelmediğim ve muhtemelen bir daha gelmeyeceğim Virginia’nın ortasında bir koltuktayım. Etrafımda binlerce insan daha var, o anlamda yalnız değilim; yoksa yalnızım. O an başka bir yerde de olabilirdim. Evde hayatıma kahrediyor olabilirdim, veya harcıyor olabilirdim birşeyleri, veya bambaşka birşey. Ama işte oradayım. Birkaç gündür hayatımı o ana göre ayarladım, nasıl oraya gidebileceğimi, nasıl girebileceğimi çok ince planladım (sonra anlatıcam). Çantam o sırada gerekebilecek giysiler, yiyecek, su, şemsiye, vs. dolu. Herşeyimle oradayım ve tek birşeye odaklanmış durumdayım. Ve beklediğim şey başlıyor…

diyecektim. Öyle düşünmüştüm. Dedim ya, ben önceden kafamda yazarım. Oysa değil. Saat 20:17 ve ben devasa bir park alanında, daha önce hiç görmediğim üç kişinin arabasından (aslında bir SUV) inip koşturmaya başlıyorum. Yukarıda anlattığım olmam gereken yerden yaklaşık 1.5 km ve 17 dk uzaktayım. Daha herkes yeni geliyor, oysa başlamış, duyuyorum. Yürüyen yığınları teker teker sollayıp koşturuyorum. Üstelik bir de tuvalete gitmem ve suratıma su çarpmam gerek. Ama zaman yok, en iyisi şu arabaların arasına dalalım bir. Tamam, bir de şu su şişesini başımızdan aşağı boşaltalım. Islandık tamamen ama bugün hasta olmayacaksak ne gün olacağız.. Bitmez tükenmez gelen parkalanında herkesi geçip yaklaşıyorum. Bir kapı ve kontrolden geçiyorum. İkinci kontrolde bekleyenler var, onları resmen ittirip geçiyorum (oysa kibarımdır genelde). Ama napiim, başlamış bile. Giriyorum, ve ilk olarak koridorda yerime giderken görüyorum adamı. O sırada 3.sünde. Ben heyecandan yerimde duramıyorum. Gönülsüzce K sırasına giriyorum. 13. koltuğa gelmeden 8-9 filan boş, oraya çantamı atıyorum. Ve şu şarkı başlıyor. Ve ben kendimden geçiyorum.
crazy diamond

Benim de heyecanımı görmüş olmalı ki yanımdaki yari sarhoş tip bana sarılıyor heyecandan. Ne kadar kaçırdım bilmiyorum. Girerken kapıdaki kız 7:30’ta başladı diyor. Yok artık, 8’deki konser mi? 8’de de olabilir diyor. Aptallığın bir sınırı olmalı kesinlikle. Yanımdaki tip de ‘geç kaldın, iki şarkı-yarım saat oldu diyor. İki şarkı ne zaman yarım saat sürmüş? Her yere geç giden ben, bu sefer tamamen masumum ama. Bir macerayla beraber gittiğim tiplerin plansızlığının ve yol çalışmalarının kurbanıyım.

Aylardır hayalini kurduğum şey karşımda ve ben hala inanamıyorum. Başlar genelde Final Cut’tan. Aralarda iki-üç yeni şarkı da var. Birinin Lübnan’da 60’ların sonunda geçen öyküsü acıklı. Bir otostop yolculuğunda onu alan adam, evde kendi yiyeceklerini ve yataklarını vermeleri. Birkaç damla dökülüyor. İki şarkıda bir doğal olarak konu savaşa geliyor. Ve Bush ve politikaları gecenin ağırlığını çekiyor. Etrafımdakilerin de. Amerika her yerde eleştirilebilir ama bunu burada duymak nasıl bir duygu, kesinlikle bilemezsiniz.

you've gotthat texas education

Sıranın önünde bir kadın, arkası sahneye dönük, sözleri çeviriyor işaret diliyle önündekilere. Önde solda bir küçük kasaba kadını salak hareketlerle dansediyor. Şu adamı yanıma alayım da onu görmeyeyim. Onun dışında şehrimde nasıl kurtarılmış bir yerde yaşadığımı anlıyorum etrafa bakınca. Sadece filmlerde gördüğüm kırsal Amerika burada. Adamlar hep benim iki katım, kadınlar 120 kilo ortalamayla oynuyorlar. Saçları hiç sormayın, 80’lerin yele modası. Ve herkes beyaz, hatta bembeyaz. Siyah neredeyse hiç yok. Hispanik, Asyalı sıfır.

Ve ilginçtir, aynı şeyden hoşlanıyorum bu tiplerle. Neyse, bakmıyorum çok etrafıma. So, so you think you can tell.. Heaven from hell.. Blue skies from pain.. diyorum. Tepemizde pink pig uçuyor.

pink pig
Ara oluyor. Tuvalet kuyruğu bitmeden Dark Side of The Moon başlıyor. Tüm albüm. Endişelerimin -bu kadar turneden sonra adam bitse de gitsek modunda olur mu, albümün sound’u bulunabilir mi- hepsi yersiz çıkıyor. Adam heyecanlı. İngiliz aksanını duymak ilaç gibi geliyor. Sound müthiş.

dark sidedark side-2

En büyük keyfi aldığım şarkılardan biri Time.

And then one day you find
Ten years have got behind you
No one told you when to run
You missed the starting gun

Albüm bitiyor. Tekrar çağırıyoruz. The Wall’dan pek birşey çalmadılar daha. Gelip onlara geçiyorlar. Çığıra çığıra we don’t need no thought control diyoruz. Son olarak Comfortably Numb. Ama o şarkı çok çabuk bitiveriyor benim için, birşeyleri kaydetmekle uğraşırken (rezalet).

Bitiyor. Kendimi kutsanmış hissediyorum. Konserden önce ve sonra farklı kişiler olacağım sanki.
lebanon

Reklamlar

6 yorum

  1. waayyyy


  2. belki hakkaten farklı oluyoruzdur:)


  3. hiç bu kadar etkilendiğim bir sanat olayı olmuş muydu diye düşündüğüme göre demek ki ciddi miktarda etkilendim. ve sanırım gerçekten değiştim gayya.


  4. sana waayyy uzay. ne biliim işte, öyle içimden geldi.


  5. the prons and cons of hitch-hiking MUHTEŞEMDİR! ve wish you were here’da öyle… ben gençken, pink floyd olmasaydı ne fena olurdu, deyip deyip paniğe kapılırdım… insan değişmez mi? değişir! şimdi, şu anda dinliyorum ve 10 dakika öncemle alakam kalmadı. teşekkür ederim.


  6. gerçekten pink olmasa neler neler olmazdı. bir ruh eksik olurdu en azından, müzik tarihine etkileri bir yana.
    pros and cons of hitchhiking’i bilmiyorum açıkçacı. duydum ama dinlemedim hiç (ne ayıp, di mi, 80’lerden bilmediğim çok az şey var sanırdım bir de). çaldığı, otostop şarkısı da yeni birşeydi, o albümden hiç çalmadı.
    almaya karar verdim ama albümü, aynı düzeyde yeni birşeylere ihtiyacım var, ben teşekkür ederim o yüzden.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s