h1

Biliyor musun Sevda, hayatta herşey olabilir

6 Aralık, 2006

Ben duygusal bir hocayım. İsterseniz eğlenceli de diyebilirsiniz.

Bence son ders kesin bir şekilde kutlanmalı. Lisansta değil ama masterda böyle görmüştüm. Lisans öğrencileri ile aldığımız her dersin son günü minik bir parti yapıyorduk. odtü’deki bölümün de güzelliği tabi. O kadar uğraşı, alınteri, bir şekilde ödüllendirilmeli.

Geçen yıl ilk dersimdi ve sınıfımı sevmiştim. Dışarıda görsem hoşuma gitmeyecek kişiler tanıdıkça sıcak gelmişti. Bilmiyorum, belki de ilk sınıfım oluşunun etkisi vardır. Benim öğrencilerimdi onlar. Öğrenci dediysem ortalama benim yaşlarımda koca tipler hepsi. Neyse, parti yapamıyorsam (bu pek gerçekçi gelmedi burada) ben de bari bir kitap hediye edeyim dedim. Hepsine değil tabi, içlerinden birisine. Kime? En iyi olana değil, en çok acı çekene değil, en çok gelişme gösterene değil. Bunlar, onlara kriteri sorunca gelen cevaplardan bazıları. Rastgele. Random da diyebiliriz, rastgele biraz kulak tırmaladı sanki burada. 30 kişiden random nasıl birini seçersiniz adil bir şekilde, bunu da göstermiş oldum.

Kitap? Birkaç yıl NY Times’ın İstanbul muhabirliğini yapmış olan Stephen Kinzer’ın Crescent & Star’ı. Türkiye hakkında herhalde bir yabancının yazdığı en doğru kitap. Dışarıdan ama nesnel, ve eğlenceli.

Sonra da bir film göstermiştim. Film deyince öğretim amaçlı, bir adamın çıkıp konuştuğu, sonra da bir örnek gösterilen saçma videolar gelmesin aklınıza. Basbayağı film, movie, motion picture, feature, flick, sinema. Şöyle bir hikayesi var. TRT2’de çok sevimli bir film seyretmiştim yıllar önce Ankara yılları sırasında bir gece. Spotswood. Çok insancıl ve etkileyiciydi, ve kesin bu film bizim öğrencilere derste gösterilmeli demiştim. Ama tabi o zamanlar böyle bir yetkim yoktu. Ama unutmadım ve geçen yıl ilk defa ders verilince tamam, demiştim, son hafta bunu göstereceğim. Pek bilindik birşey değil ama neyse ki dvd’si varmış, aldım ve son hafta seyrettik sınıfçak. Konuşanlar oldu, çıkıp girenler, gidenler oldu, sınıf da çok uygun değildi ama yine de fena olmadı. Birçok zaman kelimeler yetmez, bir hikayeyi yaşayarak görmek gibisi yoktur. Üstelik elemanlara insan gibi değil, herhangi bir kaynak, makina, malzeme, alet edevat gibi muamele ediyoruz dersin diğer kısımlarında.

Bu arada ben hocalık gibi sorumluluklar verdirilmemesi gereken biriyim. Unuturum birşeyleri, kontrol etme, tedbirli olma geleneğim yoktur, herşeyin sorunsuz yürüyeceğine inanırım. Geçen yıl film için bir dvd player istemiştim teknisyenden, bir laptop vermişti dvd player’ı olan. Tam film başlarken farkettik ki ses yok. Neyse, adam gitmemişti daha da (akşam 8:30’ta) küçük hoparlörler almıştım ondan.

Bu sefer herşey yolundaydı ama. İki hafta önce filan sınıftaki dvd player’ı kontrol ettim, perde, ses, şu bu, herşey yolundaydı. Işıkları karartınca da tam sinema gibi oluyordu sınıf. Bu yılki öğrencilerim de geçenkinden iyiydi. Çoğu sohbet edilebilecek, anlayışlı ve kafa tiplerdi. İlk hafta birileri beni bölüme şikayet etmiş olsa da (şu mesele) ve iki oğlan ilk haftalar çok ters ve alaycı davransa da bunları unuttum sonradan. Zaten şikayet eden de dersi ilk haftada bırakmış olabilir.

Dersler iyi geçti, çocuklar bayağı ilgiliydi, fena öğrenmediler bence. Yalnız sınıfa çekici tatlılarıyla meşhur dean & de luca’nın minik kartonuyla gidiyorum, boardmarker’lar filan dolu içi. Bir kız her seferinde bize kurabiye (cookie yani) mi getirdiniz diyordu. Ben de geçen gün dersi verdiğim bölüme yazdım, öğrencilerim çok çalıştı, bu son ders için çay/kahve ve kurabiye ayarlamak istiyorum, yardım edebilir misiniz, dedim. Cevap, “tabi iyi olur, hiç mahsuru yok, yalnız biz ayarlamıyoruz”du. Güldüm, sanki izin istemiştim.

O hikayeden vazgeçtim böylece. Kitap işi çok çocukça mıydı acaba? Emin olamadım ama bu yıl da vermeyeceksem hangisinde verecektim (bu yıl sevgili Pamuk’un yılı). Beyaz Kale’yi seçtim, hoş ve kolay okunur birşey olduğu için. Yine rastgele seçimi yaptık. Geçen yıl sınıfta en istemeyeceğim, ödevleri geç yapıp benim doğru cevaplarımdan çeken, sonra da bunu söylemeye yanaşmayan bir kıza gitmişti. Bu yıl da alaycı davranan oğlanlardan biri çıktı. Ama böyle şeylerde hep bir hayır vardır. O kız sonradan bana ‘tam da yakında Türkiye’ye gitmek istediğini ve çok merak ettiğini’ yazmıştı.

Ah, tabi, pumpkin pie’ı unutmayalım. Şükran Günü’nün en önemli tatlısı pumpkin pie ve yanılmıyorsam ben hiç yemedim. Bugün sevgili marketimden alıyordum ilk defa, washington post da övmüş pumpkin pie’larını. Ama derse gidiyorum bir yandan ve hemen aklıma geldi. Cookie olmadıysa bu olsun, herkes sever bunu. Bir tane daha aldım, büyük zaten, 30 kişiye yetebilir ikisi. Sınıftan iki kişiye rica ettim, kesip götürdüler, değerlendirme formlarını doldururlarken yenmiş olmalı bir yandan.

Neyse, efendim, onlar yendi -yani yediler, ben tadına birazdan bakacağım- kitap verildi, konuşuldu, teşekkür edildi, son değerlendirilmeler yapıldı, finalle ilgili sorular soruldu, cevaplandırıldı, filme geçeceğiz artık. Sınıfın önünde konuşurken de dvd kutusu elimde. Oynuyorum bir yandan açıp kapatarak. Ve sonlara doğru açmışken gözüm ilişti, içi boş. Nası yani? Hafif bir kaynar sular durumu. Tabi pek bozuntuya vermeden sınıftaki dvd player’ın içine baktım, bir tek orada denemiştim yakınlarda, yoktu. Çantamda da düşmemişti. Hemen geleceğim deyip çıktım, binadaki teknisyenlere telefon ettim, bulmamışlardı, yine de ofislerine soraymışım. 3 kat aşağıdaymış, koşturup sordum, yoktu. Ofiste arada bir kullandığım bilgisayarda da değildi. Döndüm sınıfa. Dvd player bozulmuş, kusura bakmayın dedim. İçini unutmuşum bir yerde diyemedim tabi. Çok da hayal kırıklığına uğradım tabi. Yapacak birşey yoktu ama. Son dersti bu ve bir daha buluşamazdık. Kendileri seyredeceklerini söylediler. Belki bazıları seyreder. Yine de o, benim için çok elzem birşey olan birilerine film gösterme zevkini yaşayamamış oldum.

Dersten sonra bazıları ile konuştuk. Çıkarken özellikle gelip elimi sıkanlar oldu. Bir kız da, hem de başkaları da varken etrafımda gelip sarıldı. Tabi ki Amerikalı değil, Hintli. Sevindim. Güzel bitti dönem. Ve de buruk. Hala bilmiyorum nerede filmin diski.

Reklamlar

15 yorum

  1. ben senden ders almak istiyorum:)
    Kaç senedir bu üniversitede sürünüyorum kimsenin böyle incelikler yaptığını, öğrencilerine bu kadar önem verdiğini görmedim. Hadi bu kadar acımasız olmadan tekrar bi gözden geçiriyim, belki bir-iki hoca.
    Bizim okulun mimarlık fakültesi birazcık daha yakın, sadece birazcık.
    Filmi bul ama:)


  2. simon,
    gerçekten de ne hoş bir öğretmensiniz!biliyorsunuz ya şu aralar öğretmen-öğrenci ilişkileri, eğitim sistemi filanla kafayı yemiş durumdayım. bizim öğretmenimiz siz olsanız, ne güzel olurdu. ben bir kedi kadar meraklıyım. neden bir fotoğrafınızı koyup kısa bir özgeçmiş yazmıyorsunuz şuraya:) anlattığınız şeyleri gözümde canlandırırken, kimin oynadığını bilirdim.ha’di!:))


  3. ya simon öğretmen istediği kadar duygusal ve de eğlenceli olsun sonuç olarak ve genel olarak öğretmenlik sıkıcı sıkıcı sıkıcı…düşünsene altı saat aynı cümleleri kurduğum günler oldu aman allah ım kabus gibi kendi sesinden sıkılır mı insan hiç o da oldu..sonra yüzünüzde büyük şefkatli bi gülümsemeyle geçmiş olsun canım neyin var diye sorduğunuz bi öğrenciniz size hiç çok mu komik öğretmenim gibi öküzlüğün hödüklüğün kabalığın son perdesinde bi laf etti mi ..neler neler..çok dertliyim çooooooooooook yetişin tüm azizler


  4. Simon yoksa sen odtü mimarlık fakültesinin kazazedelerinden misin? Öğrencilerine bu kadar işkence edip sonra da dönem sonundaki partilerle gönül almaya çalışan -sözüm sana değil- başka neresi olabilir:)


  5. Eh açıkçası benim böyle bir öğretmenim olsa gayet mutlu olurdum. Uzun bir aradan sonra son üç aydır öğrenci olarak sıralardayım yine. En ilginç bulduğumuz ders bize “film” de seyrettiren ve kitaplar öneren hatta getiren hocamızın dersi. Yani sınıfın bu tarafında oturan kişi için bunlar değerli bence.


  6. öncelikle çok teşekkür ederim lizzle’cık. gel diyorum sana zaten, krallar gibi davranırım ben sana sınıfta:)

    filmden ümit kesildi. ev sınırları içinde olmadığı kesin. o dvd player’ın içinde unutmak dışında aklıma birşey gelmiyor ki sanki onu da giderken son anda hatırlayıp almıştım. belki de sınıf önünde elimde oynarken aradan kayıp düşmüştür, sonra da bir köşeye yuvarlanmıştır. ama bu çok zor ve komik bir olasılık, di mi.. çok geç zaten artık. gelecek dönem yapacak olursam yine, alırım tekrar.


  7. endişeli kedi hanımcım, eski siteme baksanız aslında etrafta türlü cevaplar bulacakmışsınız gibi geliyor bana.
    eski siteme siyahlı yazının yorumlarında link vermiştim sanırım.
    bu aralar zaman bulursam fotoğrafları oraya koyarak hayata döndüreyim diyorum.


  8. pasifçik (gördüğün gibi, samimiyette hızlıyımdır), olumsuzluğunu hastalığına veriyorum. iyileş, öyle cevap vereyim. çabuk olsun.


  9. mimarlık? yok, hiç alakam yok, yazları kantinindeki bağımlısı olduğumuz mermer pasta dışında.

    yakındık ama mimarlığa. ama zaten bu, master. yoksa ben bilkentliyim. züppeyim. birgün bir arabayı direğe bindirip öbürsü gün yenisini alırım. okula peder şirketi bana bırakmak için şart koştuğundan gitmiştik zaten.


  10. celere, nası yani, benden başka da film gösteren ve kitap okutan da mı var? olamaz. daha okuttuğum kitaptan bahsetmemiştim.


  11. endiseliperi nin sayfasinda dolasirken farkettim sayfanizi. Olaylari anlatisiniz, diliniz cok hosuma gitti. Bidi bidi, bidi bidi. ayni böyle…:)

    nasil tarif etsem, böyle sakin sakin, minik minik, herkes anlasin, icten olsun… cok güzel.


  12. böle bi hoca varmı yaaa cidden?
    su günlerde inancımı yitirmişken simonnn yap bi güzellik yanına geliyorummm;)


  13. teyzen hanım, normalde sevinirdim bu yoruma. ama bölümde arada bir “bıdı bıdı konuşuyor” diyen biri var bana. söyleyişi de hiç hoşuma gitmiyor. açarken o olabilir mi gibi bir korku geçti içimden.
    ama teşekkür ederim gerçekten.


  14. zuzay, zuzay, oradaki hayatının kıymetini bil. hayatta elini yıkamayan ev arkadaşların olsun ister miydin? sen sevgili misterio’nu kutsa bunların yanında.
    sonra dün öyle birşey oldu ki iyi örnek olur sana. Dr. Z.’nin dersinde birkaç kişi farklı section’a gelmiş, iki kişi açıkta kaldı, oturacak yer yok. söyledim karşı sınıftan sandalye getirdiler. sınıf sağlı sollu 4’erli 3 sıra. sıraların 4’erli olmasına da hiç gerek yok, çok boşluk var aralarda. kız için rica ettim bir sıradakilere, 5’lediler. oğlan uzakta kaldı, birşey demedim, o da sınıfın ortasına koydu sandalyesini, oturdu. kimse de gel, biz sıkışırız demedi (zaten sıkışacakları da yok zaten). sonra küçük bir sınav yapacağı için aklı evvel Dr. Z. benim sandalyeme oturmasını söyledi. ben açıkta kaldım ama önemli olan bu değildi burada. yani, böyle bir yerde yaşamak istemezsin.


  15. :)))) bende senden ders alabilir miyim?

    bende iki senedir özel ders verdiğim öğrencilerimdan ayrılırken sevgi pıtırcığı olmuştum…ayrılırken birbirimize sarılmıştık, benim ağlayasım gelmişti…bi sürü şey paylaşmışızdır dersin haricinde onlarla…senin vesilenle arayayım bak onları ben, bugün…:)



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s