h1

“open your heart, I’m coming home”

16 Aralık, 2006

Uçuyorum. Çok mutluyum anlamında değil. LSD, ot, mal, amfetamin, ekstasi, vs. de çekmedim. Cidden uçuyorum. Dilimi seveyim. “I’m taking an aeroplane across the world“.

Geçen yılki kadar harika bir seyahat olmayacak ama napalım artık.

Giderken bir süre idare etsin diye size 3 filmden bahsedeyim. 3’ünü de yakınlarda çok sevdiğim bir sinemanın eski ve kocaman salonunda yayılarak seyrettim. Zaten bir filmin keyfine varmanın yolu, diğer her türlü etkiden uzakta, karanlıkta, mümkünse yalnız (veya yanında yalnız hissedebileceğiniz biriyle), bir filmle başbaşa kalmak değil midir?

I. Forest of The Gods (’05)
Saving Private Ryan, kahramanlık duygularımızdan beslenen, bol efektli iyi çekilmiş bir aksiyondu. Onun yanında Thin Red Line gerçek savaştı. Kill Bill fıskiyelerden parlak kırmızı sıvılar püskürtmekten zevk alıyordu. Zatoichi’nin kör kılıç ustasıysa Uma’dan daha inandırıcı ve daha eğlenceliydi.

Benzer bir ilişkiyi Piyanist’le bu film arasında kurdum. Piyanist’in ne olursa olsun hayatta kal, ailen ölüme de götürülse önemli olan sen hayatta kal, fare gibi yaşasan da olsun, hayatta kal, anafikrinden rahatsız olmuştum. Fazla da romantik bakıyordu hikayeye. Tanrılar Ormanı ise hikaye olamayacak kadar gerçek olduğunu her sahnesinde hissettiriyor.

forest-of-gods.jpg
Litvanyalı edebiyatçı ve profesör Balys Sruoga’nun aynı adlı kitabına dayanıyor film. Sruoga Alman işgali altında tutuklanır ve toplama kampına götürülür. Kampın anlatılamaz her türlü insanlık dışı ve insani koşullarına dayanır ama savaş sona erdiğinde artık sağlığı bozulmuştur. Bolşevikler, toplama kampını anlattığı kitabını yeterince propaganda yapmadığı için yayınlamazlar. Kitaptan bir bölüm.

forest.jpg
Gerçekten etkileyici. Ama bunun için hiçbir dışarıdan müdahaleye başvurmuyor. hikaye buna gerek de bırakmıyor zaten. Sarsılmıyorsunuz, kavrıyorsunuz.
II. Legende von Paul und Paula (’73):

Geçenlerde birara Doğu Alman filmleri gösterimleri vardı. Doğu Alman filmleri.. hmm.. hiç seyrettim mi? Tabi ki hayır. Dünyadan kopuk bir ülkenin sineması da gelenekselden, ana çizgiden uzak olacaktır beklentisiyle gittim. Bir de bu film dönemin gişe rekortmeni olmuş. Hükümetin yayın organları halka gitmemeleri için tavsiyelerde de bulunsa akın akın gitmiş insanlar. Bir aşk filmi. Ama alttan alta, inceden inceye dokunuyor sisteme.

legend3.jpg
Paul de Paula da gençliklerinde yanlış evlilik yaparlar. İkisi de lunaparkta tanışırlar eşleriyle. Paul süs kokonası, kendisini aldatan, korkunç ebeveynlere sahip, atışla tüylü oyuncaklar kazanılan yerin sahibinin kızıyla, Paula da o çok zor bir doğum yaparken evde partiler yapan, atlıkarınca yöneticisi adamla evlenir. İkisi de yürümez, biri biter, biri sosyal baskılarla devam eder. Uzaktan bilirler birbirlerini. Bir akşam ikisi de diskoda başkalarıyla dansederken… evet, bu filmi uzun uzun anlatmalıyım ben. Sözüm olsun, Peri Hanım. Gerçek dünya ile rüya alemi arasında gezinen bir filmdi Paul ve Paula.

III. The Third Man (’49):

thirdman.jpg

British Film Institute üyeleri tüm zamanların en iyi İngiliz filmi seçmiş Third Man’i. Cannes’dan en iyi film ödüllü. Üstüne American Film Institute’ün en iyi 100 Amerikan filmi listesinde (oysa İngiliz), imdb’de de en iyi 50’de. Öyle bir film Third Man. Stil sahibi, görsel, her karesi çok etkileyici bir fotoğraf olabilecek bir başyapıt.

II. D.S. sonrası mağlup ülkeler her zaman çok etkileyici fon oluşturur zaten filmlere, Viyana da hiç farklı değil. Üstüne sinemaya armağan bir ismin, Graham Greene’in senaryosu, Carol Reed’in usta yönetimi ve filmin sonlarına doğru karanlıklar içindeki bir kapı eşiğinden çıkan Orson Welles’in tüm bakışları üzerinde toplayan karizması.

third_man3.jpg

Hikaye bir film noir için biçilmiş kaftan. Ama hikaye bambaşka da olsa o ekip yine bir başyapıt üretirdi gibi geliyor insana. Bu film için ne desem yetmeyecek bana, en iyisi sizi fragmanıyla başbaşa bırakayım.

thethirdman.jpg

Şimdilik Third Man’in en başında Holly Martins’in söylediği sözlerle: “I never knew the old Vienna before the war, with its Strauss music, its glamour and its easy charm – Constantinople suited me better.”

-ve ah, bir de biz nerede göreceğiz bu filmi, yine canımızı istettin ama yok işte, demeyin. Filmler kaybolmaz, orada bir yerlerde beklerler. Birgün gelir, çıkar gelirler.-

Reklamlar

18 yorum

  1. gelio musun? :))

    benim blog’um hack’lendi, bilio musun :((


  2. demek geliyorsunuz, gelin:)


  3. teşekkür ederim melişçik, o efektlere.
    gördüm ya, evet, blogger’a yazdın mı? belki, çok popüler olduğumu düşünmüşler herhalde diye sevinebilirsin.


  4. teşekkürler peri hanım. yukarıdaki şarkıyı sizin bakma biri görecek yazınızı okuduktan az sonra dinlemiştim. çok uymuştu. içerik olarak olmayabilir ama mod ve hava olarak.


  5. ” Zaten bir filmin keyfine varmanın yolu, diğer her türlü etkiden uzakta, karanlıkta, mümkünse yalnız (veya yanında yalnız hissedebileceğiniz biriyle), bir filmle başbaşa kalmak değil midir?” cümlesine ilaveten o insanla yenilen bol tuzlu mısır ve sinema salonuna kaçak sokulan birayı yudumlamaktır…bana göre…film izlemek güzle şey be yaw…:)


  6. film seyretme hikayeni ve elçin’i yazmışmıydın daha önce?
    merak ettim…


  7. bi de caine’in eşcinsel olduğunu öğrenince yıkılmıştım…çocukluğumun aşkıydı…yazmadan edemedim…:P


  8. bu bir rekor. ilk defa biri 6 yorum birden bıraktı bana metiş.
    filmi seyretme hikayem de elçin diye birinin varlığı da hikayenin gerisi gibi uy-dur-ma.

    ayrıca, m.caine eşcinsel değil. benim hala aşkım. gerçi bu ikisi birleşince garip oldu ama:) yok ama, değil gerçekten (iki kere evlenmiş, iki çocuğu varmış), ve ben çok ama çok severim onu (gerçi olsa da severim).


  9. iş güç yüzünden yorum yazamıyoz, yazıncada döktürüyoz böle… herşeyin bi ilki vardır simoncum…ayrıcana adamanı iki kere evlenip boşanması hatta çocuklarının olması onun eşcinsel olmadığı anlamına gelmez…biseksüel diyelim o zaman, ona biz…yaaa yaaa…:)))


  10. değil efendim değil, biliyoruz da konuşuyoruz.


  11. bana ne…gözümle görmeden, kulağımla duymadan inanmam ben…:PPPP


  12. Guys I ve heard that Inet Bizness booming right now! With all the Newspapers and Radio chanel bancrupt advertisement shifted online! Are you making cash of this web now!


  13. woowwww, internet bizness booming up! big news … for April 2001.


  14. I wonder if web industry affected by crisis as well? and to what extend? Will the admins continue this web?


  15. I was just reading a point on how to place your down comforter all unimportant again and practically all the answers said that you can relate fool someone some tennis balls in the dryer to amount to that happen. how to make a tennis courtSo how does that work exactly? Why does this happen? Can you bring into play something else rather than tennis balls? Appreciation you!
    how to procure a tennis ball launcher


  16. For a second everything went quiet in the cab, then the driver said, “Look mate, don’t ever do that again. You scared the daylights out of me!”


  17. Haven’t laughed so unsympathetic in the service of years! That was a veritable treat! Reach watch The Hangover You are going to love it!! Reminds me my Las vegas


  18. Cristal and Varvara



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s