h1

Amaja de Miguel Sanz güzel kızdı

1 Ocak, 2007

Bundan birkaç yıl önce bir başka şehirde yaşarken pek arkadaşım yoktu. Daha doğrusu arkadaşım değil de akranım yoktu. Genelde benden büyüktü etrafımdakiler. Henüz Erasmus’lu öğrenciler gelmemişti şehre. Sonra yaz bitti, önce güz döneminde gelen yabancı öğrenciler oldu. Alman ev arkadaşımız, Dirk de o zaman gelmişti. Sonra bahar döneminde İspanyol grup geldi. Peki onlarla ilk nerede tanışmıştım? Sanırım Dirklerle gittiğim, yakın bir kasabadaki ismi heyacanlı ama kendisi keyifsiz geçen bir konserden sonra son trene koşmak içimden gelmeyince garda geçirdiğim gecede. Benim gibi yetişemeyen bayağı bir kişi vardı. İçlerinden benim yaşlarımdaki kalabalık bir grubun çoğu İspanyol, ikisi de Belçikalıydı, hatta onlarla birkaç gün önce oynadığımız ve kötü kaybettiğimiz milli maçı konuştuğumuzu hatırlıyorum.

Sonrasında İspanyol grupla okulun yemekhanesinde karşılaşıp beraber oturmaya başladık. Bir kere beni bir partiye davet etmişlerdi. Bol içkili, vasat geçen bir şeydi. Amaja ile de orada sohbet etmiştik. Bizim sokakta bir evde oturuyordu üçü, ve bir keresinde mutfaklarında oturup evdeki oğlanın o gün çaldırdığı cüzdan yüzünden ülkenin yerli gençlerine laf edip durduğumuzu çok net hatırlıyorum.

Amaja, benim o aralar birbirine benzettiğim 3 aktrise benziyordu. Yoksa o, hepsine benzediği için mi bu kadınları birbirine benzetmiştim? Neyse, Penelope Cruz, Demi Moore (gençlik zamanı, Ghost’taki) ve biri daha: o birini bir türlü hatırlamıyorum. Beğenirdim yani Amaja’yı ama ne yazık ki başkaları da beğenirdi, yanından erkek eksik olmazdı. Hatta biriyle beraber gibiydi.

Sohbetimiz hoştu ve birgün onu yakın bir şehirdeki bir kukla gösterisine davet ettim. Cladio Cinelli daha önce bir tiyatro şenliğinde görüp hayran kaldığım bir adamdı ve kuklalarla yaptıkları resmen çığır açıyordu. Sanırım 2 bilet almıştım önceden gidip. Gelecekti Amaja. Yalnız, sonra, gösteri günü buluştuğumuzda dedi ki ‘şu (bir erkek) da gelecek, olur, di mi?’. Bilet bitmiş olabilir filan demiş olmalıyım ama pek vazgeçecek gibi değillerdi zaten. Oğlan klasik İtalyan çapkın tipine sahipti, baştan kıl olmuştum. Gara zorca yetişecekken bir barda durup kahve içmesi gerektiğini söyledi. Biz biraz itiraz ettiysek de o vazgeçmedi, diğer hepsi gibi 10 sn.de kahvesini içti; tren, diğer şehir, gösteri salonu. Maalesef bilet vardı. Olmasa napacaktık ki zaten..

Gösteri beklediğimden farklıydı. Kuklalar yoktu pek, daha çok ellerle yapıyorladı gösteriyi. Değişikti, ilginçti. Yine de ben beklediğimi tam bulamamıştım. Onu net hatırlıyorum da o sıradaki iletişimimizi, neler konuştuğumuzu filan pek hatırlamıyorum. Belki de sonrasında çok baskın çıkan bir an yüzünden.

Gösteriden sonra bir yere oturmuştuk. Onlar karşıdaydı, aramız bir masa ile kaplıydı. Birara bana Kürt kadınlarının yaşadığı zorlukları sormuştu Amaja. O aralar bu konular çok yeralıyordu medyada. Ben de biraz diğer tarafı anlatmaya çalışırken alt taraflarda birşeyler oluyordu. Amaja oğlanın elini ittiriyordu, bana çaktırmamaya çalışarak. O an kalbimde bir yara açmadı mı? açtı.

Sonra son trenle döndük. Ben pek konuşmadım o, her kasabaya uğradığı için 1.5 saat süren yolculukta. Vardığımızda birşey içelim dediler. Saat 2’ydi, geç oldu dedim ben. Israr ettiler, ben de ısrar ettim, eve gittim, canım sıkılmıştı.

Kalan son günlerimde birgün ona not bırakarak sevdiğim sinemanın kulübünde düzenlenen quize davet ettim, cevap gelmedi. Birkaç gün sonra da Fransız Kültür’den Chabrol söyleşisi sırasında yürüttüğüm ve çok hoş ama götüremeyeceğim kadar ağır film kataloglarını bıraktım evine (onun annesi filan gelecekti, yeri vardı). Yine hiçbir haber çıkmadı. Bozuldum tabi.

Ta ki artık dönmeden önceki son akşama kadar. Eve geceyarısından sonra geldiğimde mektubunu buldum. sooo thank you ve sooo sorry dolu bir yazı. Uğramış, kimseyi bulamamış birkaç kere. Bir arkadaşı gelmiş, onunla geziyorlarmış ülke içinde.. Yaz, diye bitiriyordu, adresleriyle. Mektubu aldıktan birkaç saat sonra evden, şehirden ve ülkeden ayrıldım.

amajamektup-003.jpg

Şimdi bu kadar yıl sonra merak ediyorum, ne yapıyordur. Bir şirkette insan kaynaklarında çalışırken geçirdiği kaza yüzünden sakat kalmış olabilir mi?.. Aldatıldığı için acı çekiyor olması mümkün mü?.. Veya hayatta olmayabilir mi ki?..

Reklamlar

11 yorum

  1. 1- Malkovich olmak filmindeki kukla sahnesini kim yapmıştı? Ne kadar, ama ne kadar güzeldi o sahne, değil mi? Catherine Keene ne hoş bir aktrist, sence de öyle değil mi?

    2- Kızlar, kendileri bile bilmez ne istediklerini. O nedenle ısrarcı ve kendinden emin davranmanız gerekirdi. Karşılaşmanızın neredeyse mucizevi bir rastlantı olduğunu; ilişkinin kaçınılmazlığını, uyumun büyüklüğünü ona açıklamanız gerekirdi. Ancak bu, romantik ve trajik karakterli kızlar içindir. Sanıyorum ki Amaja sadece geçici olarak kaldığı o yerde biraz eğlenmek istemişti.

    3- Benzediği 3. aktrist Salma hayek olabilir mi? (ben onu sevmem, zarif bulmam, kaba saba gelir güzelliği ama sanki anımsamadığınız oydu.)

    4- Kimse insan kaynaklarında çalışıp, iş kazası geçirmez. olsa olsa üstüne kahve döker. kaygılanmayın.

    5- Ölmemiştir.

    6- Adını google’da arattığında sizi de bulacak artık:))

    Demek Ankara’dasınız! Hava soğuk orada çok. Ne
    yaptınız akşam, Tunalı Hilmi’ye ya da Kızılay’a çıktınız mı?:)Gerçi siz de Bahçelievler havası var.

    7- Bu kadar. Sevgiler.


  2. ankara’da mısın? hoşgeldin. umarım iyi geçmiştir yılbaşı gecen.
    acaba ne yapıyordur şimdi’deki örneklerin beni çok şaşırttı, o kadar mı kızgınsın ona, şaka payı da olsa???


  3. Sevgili Perilinka,
    1- Kuklayı oynatan mı? Sevgili John Cusack. O da Cameron Diaz da hiç kendilerine benzemiyordu orada. Cusack’ı nispeten tanıdım da filmden çıktıktan sonra C.Diaz vardı ya bu filmde, yoksa o kadın mıydı demiştim. Oynattığı oyunu biliyor musunuz? Abelard&Heloise.
    Cath.Keener: bence pek diil. Ama filmlerine bakınca aklıma geldi, The Ballad of Jack and Rose diye bir filmini seyretmiştim, seversiniz siz.

    2- Yaşarken o anları, ısrar yerine kırılmak daha kolay oluyor sanırım. Zaten birçok İtalyan yakışıklı çapkın yanında şansınız da o kadar fazla olmuyor. Ve zaten ben de gidecektim. Ama tüyolar için teşekkür ederim.

    3- Selma Hayek. Bir şimşek çaktı. Sonra da söndü. Olabilir. Şimdi benzetemedim bir türlü, ama sanırım oydu, onun da eski hali.

    4- O cümlenin kötü bir anlatım olduğunu farketmiştim: İK’nda çalışıyordur, virgül, birgün trafik kazası geçirir.

    5- Trafik kazasında belki ölmüştür.

    6- Evet ya, bu da aklıma gelmedi diyemem:)
    Bir de Türkçe çevirmen bulması gerek ama..
    Ankara soğuğuna alışkınım diyecektim ama donuyorum her çıkışımda. Nereden anladınız diyecektim ama çok belli ediyorum, di mi, istatistik kısmında.. Akşam evdeydim. Bahçeli, pek yok:) Alsancak çocuğuyum ben, karşılığını henüz bulamadım.

    7- size de.


  4. melişçik, kızgın değilim de, kıskanç diyebiliriz. şimdi evli ve mutludur diye düşündüm, sonra olmayabilir mi diye alternatifler aradım. iyi kızdı ya, sakat kalmasın. ama şimdi biri bu yazıyı görüp bana onun madrid devlet hastanesinde komada olduğunu yazsa, ben de hemen hızlandırılmış hastabakıcılık kursuna gitsem, hayatı sinema tadında yaşasak.. dram dram.


  5. acikli bir ask hikayesiymis seninki…:(

    Abelard&Heloise, onlarin birbirlerine yazdiklari mektuplari okumustum… Icerigini daha da acikli yapan, cok eski, sayfalari sararmis, darmadagin olmus ince bir kitapti okudugum.


  6. aşk değildi, o yüzden çok da acıklı değildi aslında. can sıkıcı, sinir bozucu.


  7. Ne güzel bir hikaye çıkar bundan. Belki siz olur mu diyeceksiniz, ama ben diyorum: Bir Calvino hikayesi. Biraz dönüşür birşeyler, ama zaten kurmacanın gerçeği kendinedir.

    Neyse…


  8. Ha, bu arada iyi yıllar Simon Templar!


  9. Metin Bey, çok teşekkürler. Size de iyi yıllar.

    Hikaye: Olur, niye olmasın. Kurmaca mevzu için tamamiyle katılıyorum. Öykülere, film dahil, yapılan “hiç gerçekçi değil” yorumu için hep aynı şeyi düşünürüm.


  10. Aa Metin Bey ne hoş bir sürpriz sizi burada görmek. Simon, ne kadar kolay ve hoş anlatıyor, değil mi? Sanki akan bir nehir gibi. İnsan Simon ile arkadaş olup, haftada bir Kalamış’tan taa Şaşkınbakkal’a kadar tempolu bir yürüyüş yapmak istiyor. Ve tabii o hep bir şeyler anlatmalı.

    Bize sadece, “öyle mi dersin?”, “hımm”, “bak bunu düşünmemiştim” gibi, onun sohbetinin tonunu bozmayacak katılımcı cümlecikler kalsın.

    Gerçekten de öyle Simon!


  11. Aa, Feri Hanım, Metin Bey benim sizden eski konuğum. Ta yazın, yukarıda linki geçen caz konseri yazısında uğramıştı. Bir frekansı var tabi kendisinin uğrama konusunda.

    Aslında yürüme dışında -bu arada oraları yazın gördüm ilk, çok hoş- arabayla bırakırken de hararetle bişeyler anlatabiliyorum. Yalnız, şuradan dönecektik denince birden dank diye durma eğilimi taşıyorum ki arkadaki çarpmazsa bile laf sallamak için yanıp tutuşuyor.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s