h1

Uzun ince bir gün

11 Ocak, 2007

– Otobüste wireless mı var? (Pardon ama) oha. Otobüs bileti satarken numara bile ayarlamaktan aciz bir ülkede geçti benim son yıllarımın çoğu. İki kişi binerseniz yanyana oturmanız bile garanti değil. Ben bizim otobüslerdeki içecek, kahvaltı (bazen yemek), gazete, şu bu servislerini anlattıkça anlamıyor oradakiler. Hele buna inanamayacaklar. Kullanmadım, uyudum ama olsun. Boşbomdu, iki koltuğa yatarak sığabilecek bir boyum olmasından her zaman memnun olmuşumdur.

– İki tip insandan nefret ediyorum. İki şerit yolda iki araba yanyana giderken ortadan fırlayıp geçmeye kalkanlar (veya türlü şekillerde sıkıştıran trafik mahlükatları) ve otobüste verilen kulaklığa hoparlör muamelesi yapanlar.

– Evde uyumadan biraz sabah programları. Gri saçlı magazinci kadından korkuyorum ben. Herkesi dövecek, sonra sıra bana gelecekmiş gibi geliyor. Onun yüzünden magazini fazlasıyla ciddiye alıyorum. Bir de o saatler magazin için çok erken değil mi?

– Buyrun, İzmir Kaymakamlığı.
– Nüfus Md.lüğü’nü bağlar mısınız?..
– O zaman orayı arasaydınız. Burası Kaymakamlığın kalem müdürü.
– Bilsem arardım. İnternette bir tek bu numara var.
– (neredeyse bağırararak) 555…
– Bir de dövseydiniz.
Üç tip insandan nefret ediyorum. Bir de bir şekilde edindikleri memuriyetlerini Deli Dumrul gibi kullananlar. (Deli Dumrul: Güngör Dilmen. Oku.)

– Resim çektir. Başınızı 17.3 derece sola döndürür müsünüz.. Demiş miydim lizzle, sen çek diye. Vesikalıkların özellikleri arasında ciddi olması gerektiği geçmiyor hem.

– Muhtar. Yalnız girdiğimde odada babasıyla oturan güzel kız niye bana o kadar baktı. Bir saniye güzel kız, bana niye baktınız? Ama gittiler. Efendim, ben, şey olmuş, arabayı kötü parkettim, birkaç dk. sonra gelsem. Evladım, bitmek üzere zaten. E, peki. Siz burada bir yuva yıkıyorsunuz, haberiniz yok.

– Nüfus Md.lüğü. Ya, bu numaralar çok yavaş ilerliyor, bugün biter mi? Siz numaraları takip edin, bekleyin. Beklerim de biter mi? Siz bekleyin. Seni mi kıracağım, beyadam. Yani şimdi beklemesem kırılacakmış gibisin.

– Neyse, bir tek Alsancak’a gidip bileti ayarlayan kızdan alınacak evraklar kaldı. Vapurla gidelim. 10 dk. var. Bu sırada biraz martıların resimlerini çekelim. Ama kendini kaptırırsan onlara ve simit atan arkadaş çiftlere, sadece 1 dk. kaldığını farkedersin. Koşarken düşen yara bandı paketi benim mi? Benim. O zaman başka birşeyler daha düşürmüş olabilir miyiz.. yok canım. Niye olmasın, a bak, sevgili kaşkolüm. e, insafsızlar, biri de haber verir. Demin o kadar torbası yırtık olduğundan mandalinaları yere düşmek üzere olan adama haber vermiştim ben. Hatta ters davranan nüfusçu kadına da incelikle teşekkür etmiştim. Hatta böylece iyilik zincirleri başlattığımı sanmıştım.

– Otobüs o zaman. Çok beklemezsem yetişirim. Geldi neyse hemen. Gideriz bir süre. Sonra beklemediğim yerlerden geçmeye başlarız. Pardon, bu kaç numara? 514. hmmm, nereye gidiyor? Buca. hmmm. Kız güler.

– Buca. Sen değil miydin, hardcore Türkiye’yi özledim diyen, sokak sokak diye tutturan.. Al sana, fırışkadan özel hastaneler, Yeniçeri su depoları, temiz pak İklimsa, kirli duvarlı ilköğretim okulları, terkedilmiş gibi karanlık apt.lar, Özel Serin Polikliniği [ehliyet için alabilir raporu verilir: 75ytl], çeyizci-bilezikçi..

– Ve Konak, ve Alsancak, ve ev. 4 dolmuş, 3 otobüs, bir 8 saatlik otobüs, ve etrafta gelip geçen kimbilir kaç aşk fırsatı.

ekle: sonraki gün, 5 dolmuş, 3 otobüsle devam etti. En son eve dönerken çarşıda palyaço bir kız yerçekimsiz bir ortamda sekiyor, zıplıyor, uçuyor, konuyordu. (resimleri yükleyebilince).

Reklamlar

8 yorum

  1. Son durum; nihayet alsancaktasın yani.


  2. beyaz kir gösterir.


  3. yok ya o kadar da iyi değil. tatil önceleri/ sonraları bir koltuğa 3bilet satıldığını gördüm ben. bana host koltuğuna oturur musunuz? diye sormuşlardı.
    hayır!!! dedim.(ayrıntıya girmiyorum:))

    iki koltuğa yatabiliyor olmamız otobüslerin iç hacminin geniş olduğunu gösterir sadece, başka bir şeyi değil!

    gri saçlı değil de uzun sarı saçları olan var ya o sorularıyla harbi harbi dövüyor adamı. görünüşe aldanma!

    ben de bir zamanlar iyilik zincirleri başlatıyorum heyecanıyla bissürü bişeyler yapardım.
    tavuk suyuna çorbaları bıraktım, geçti.

    bolca ! kullandım ya, herkesi dövdüm sıra sana geldi sanma:)


  4. Gri saçlı bi’ Şenay Düdek vardı. Sahi n’oldu ona?


  5. skör: Alsancak. nerde.. oradan mavişehir, sonra bostanlı, sonra ev. zaten bu, maceranın yarısıydı daha. geri kalanı da bugün.


  6. ahhhh: tavuk suyu işleri kişiye bağlı olmalı. sendenndir, demek istiyorum yani.
    iki koltuğa eminim benden uzun birileri sığamaz, ben zor sığıyorum. pek de geniş değil koltuklar.
    demek seyrediyorsun sabah magazin tartışmalarını. oysa, ne kadar başarılı programlar var, Can Kozanoğlu ile Mirgün Cabas’ın programını gördüm örneğin bugün (Editörün Masası?), beğendim.

    !’ların Elaine Benes’ın bir kitap editörlüğü yaptığı dönemi hatırlattı bana. seyretti isen tabi.


  7. iki otobüs koltuğuna sığabilen bir insanım, pekte mesutum bu hususta…:) yalnız başımı ne tarafa koyacağım hususunda polemik yaşıyorum bi miktar…:P

    izmir’in efeleri, hoyda bre!!!


  8. Gri saçlı kadın dediğim meğer oymuş, kimoğ. yani kendisini sabahları kanal d adresinde bulabilirsiniz. yalnız, kadın ne kadar kolay tarif ediliyor: gri saçlı kadın. a, evet, şenay düdek.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s