h1

geçmiş günlerden bir gün

21 Şubat, 2007

Geçenlerde bir gün doğumgünümdü bildiğiniz gibi (kova olduğuna göre geçen 30 gün içinde olmalı) ve ben doğumgünlerini önemserim. Benim günüm işte.

Bu yıl olabilecek en kötü şey olmuştu ama. Her yıl 2.dönemin başlarında takvime bakarım, doğumgünüm Dr. Z.’nin dersine geliyor mu diye. Bir kere gelmişti ilk yıllarda, ben de sormuştum adama. Doğumgünüm şu gün, gelmesem demiştim, iyi demişti. Sonra bol bol laf atmayı ihmal etmemişti ama olsun, ben yırtmıştım ya. Aslında anlatmıştım ben bunu şurada, oradan anlayabilirsiniz hem, nedir bu Dr. Z. işi diye.

Bu sefer de sorarım, girmem diyordum. Sordum, aslında onu sormadım, bir akrabam gelecek, onu görebileceğim akşam, dedim. Var böyle bir olasılık ama o gün değil. Daha kolay anlatılır gibi geldi. Dr. Z. oh, boy, dedi. Bunu duyunca fena birşey dediğimi anlıyorum. Yerine başkasını bul dedi. Nasıl yani, biz bir kankalar grubuyuz ve ben doğumgünümü kutlayacağım diye kendini feda etmek isteyen birsürü insan mı var sanıyor? Hem ben iyi vakit geçireceğim diye kimsenin işkence çekmesini istemem. Sormadım kısacası kimseye. Çok şart sanki o derse de girmem. Burada 10 okka küfür veya çizgi romanlardaki gibi &%$#!.

Ders akşam 6-10 ve günün en önemli kısmını öldürüyor. Çıkınca herhangi birşey yapmanın olanağı yok. Birgün önce ve birgün sonrası kutlarım diye geçirdim ama bunun kendini kandırma olduğunu bile bile.

Bir yandan da korktuğum birşey, çok sıradan birgün olması. Etraftan kimse gelip kutlamayacak, arayan filan olmayacak, birinden bir hediye almak (lisedeki gibi çukulata bile olsa) maalesef fizibiliteye uymuyor, bilen ve kalan bile az zaten artık, sadece biraz kuru söz (tabi sözüne bağlı).

Neyse, sabah kalktım, eski sevgilim -ki kendisinin kim olduğuna şuradan bağlanabilirsiniz- gerçekten çok güzel şeyler yazmıştı. Gün baştan farklı başladı.

Sonra çıktım. Kar bekleniyordu o gün, ama dışarıda resmen zor yürünüyordu kar fırtınasından. Kütüphaneye uğradığımda Dr. Z.’nin bir öğrencisine yakalandım. Bana bir soru soracakmış sonra. İyi ama hangi section’dasın sen dedim, 6 mı 8 mi? 6’ya az var da, yetiştiremezsin. Dersler iptal oldu, biliyorsun, dedi. Ne dedim. Ne zaman iptal oldu, nereden biliyorsun, nasıl? Bir saat önce mail göndermişler dekanlıktan dedi, okul tatil. Buraya nasıl bir figür koymalıyım bilmiyorum. Şaşırmak veya hemen havalara sıçramak değil. Gülümsedim sadece. Yani, olmayacak, binde bir gerçekleşecek birşey olur ama bu sizi hiç şaşırtmaz, sadece çok manalı gelir ya. Olasılığının neredeyse olmadığını bile bile ancak böyle olmalıydı zaten dersiniz. Bir kez daha Tanrı var dedim. Veya akıllı elektronlar.

Sonra bölümde biraz vakit öldürdüm. Birkaç daha güzel mail gelmişti, bazıları pek beklemeyeceğim kişilerden. Napayım diye düşündüm. Önceden bugüne ayrılmış filme gideyim mesela. Yemek? Ama tek başına yemeğe gitmek sonradan çok hüzünlü hatırlanırmış gibi geldi. Zaten kocaman bir sandviç almıştım okula gelirken. Böylece onun üstüne bölümde güzel bir espresso da içebilecektim.

Yedim, içtim, çıktım. Metroda önümde Asyalı bir kız oturuyordu, melez gibi. Onu da filme çağırayım diye düşündüm, bugün doğumgünüm diyerek. Ama sonra yanına biri oturdu ve o yana doğru bırakmayı kesti, sonraki durakta da indi. En azından gerilim bitti.

Film Volver. [Fena değil. Herşeyiyle bir kadın filmi amaçladığı belli Almodovar amcanın ama bu fikir filmin kendisinden öne çıkmış sanki. Zaten Penelope’den bir Sophia Loren yaratma girişimi hakim filme. Onun gibi erkeklere ihtiyacı olmayacak kadar güçlü, ama aynı zamanda duygusal ve herşeyden önce dişi; yemek gibi kadın işlerinde çok iyi ama gerekirse kamyonet de kullanır, mezar da kazar; dışavurumcu, mahallenin sevgilisi. Aynı gösterişli vücut (“senin önün hep böyle miydi Raimunda, yoksa birşey mi yaptırdın?“), aynı dağınık, terden yüze yapışan saçlar… Veya Anna Magnani de denebilir ki Sophia Loren’den önce de o vardı (filmin sonunda annenin seyrettiği filmi hatırlayınız). Ama tabi ki 2.siyle kalite, ilkiyle de kadınsılık farkı var Penelope’nin. Çok iyi oynadığını da düşünmedim ben. Ki ben beğenirim Penelope’yi. Bir de köyün koyu renk takımlı, beyaz gömlekli erkekleri arasında George Clooney’i gören bir tek ben miyim?]

Film biter, son trene 4 dk. var, istasyon ise 7-8 dk. Koştum ben de. 4 dk.da metroya geldim de asansör gelmedi bir türlü, kaçtı. Asansöre beraber bindiğimiz kıza da söyledim ama o sonra nasılsa kayboldu. Çıkıp taksi. Bulunur mu bu havada? O beni buldu. İçinde müşteri varken. Tam Türk işi. Mısırlıymış adam. Sarhoş müşteriyi yakında bırakınca karşılıklı abd’den yakınarak, karda yavaş yavaş gideriz.

Evde herkes yatmıştır. Dünden aldığım pastayı çıkarırım. Öf, süper görünüyor. Işıkları kaparım. Origami mumlardan birini yakarım. Bölümde bulduğum minik ince mumlarım bile var. Farkederim ki buradaki yılların bu kadar berbat geçmesinin nedeni, burada hiç doğumgünü pastası yememiş olmamdır. Hatta ilk yılımı bile ona bağlayabiliriz, çünkü gelmeden önceki yıl da yememiştim.
Bu güne de pek sıradan diyemeyiz sanırım.

Reklamlar

14 yorum

  1. mutlu yıllar sevgili simon, umarım şa’ane bi’ yıl olur…


  2. mutlu seneler, uzun omurler….
    neliydi pasta?:))


  3. Simon,

    🙂 Mutlu yıllar


  4. Allah uzun ömür versin bila.


  5. Mutlu yıllara, biraz hüzünlü geçmiş sanki ama …


  6. ‘bugün d.günüm’ yazıları iyi dilekler duymak ister gibi oluyor diye kaçınmıştım oysa ki ben. aradan 1 hafta geçince öyle olmaz diye düşünmüştüm. ama yine de teşekkür ederim çocuklar. demek ki insan bahane arıyor sevdiği birine iyi dileklerde bulunmak için diye şımardığım bile söylenebilir.

    pelin, ciddi misin pastayı sorarken. sana söylemiştim ya.

    özlem, hüzünlü olsun da acıklı olmasın.


  7. ya onu biliyorum, birden bu baska bir pasta zannetim. bide iste espri yapiyorum guya. hayir alzheimer degilim, yani henuz degilim. tamam gidiyorum.


  8. :))
    Pelin`in esprisine güldüm.
    Harikasin Pelin, gitme bir yere 🙂


  9. ya, buranın sahibi olarak benim demem gerekmez miydi? dur be Pelin, ben de başta espri anladım, sonra belki değildir diye sordum. kopuk kopuk diyaloğun sonucu. gitme, bu sayfa hep açık dursun bilg.ında.


  10. kuzun simon; kaç zamandır sorcam kısmet bugüne iömiş, kağıt ebatları hakkında bişi yazmamışsın….kare mi, didörtgen mi?nasıl bişi? ilk baktığımda kağıtlar elimde kalakaldım…sonra sorar, öğrenirim diye..soruyorummm…:)


  11. telasa luzum yok, burdayim.


  12. Ben buraya uğramayalı doğumgünün de geçmiş demek..

    Nice yıllara ….Mutlu,huzurlu…Ne diliyorsan işte öyle..

    Kendine iyi bak.


  13. teşekkür ederim ece. cennetlik, şey, sesini duyan.


  14. ha, kağıt ebatları. atladım, pardon. şey, ebatlar 22’ye 29.5 oranında olmalı. daha büyük alırım, keserim, deme, olmaz, düzgün kesemezsin. tam o oranlarda olacak.
    yok be, meti, al işte klasik A4. Burada az kısa ve tombulu var (letter deniyor boyutuna), A4 de olsa sanmam ki bağırıp tepki versin origami çiçek. hem ilk resme bak, kare olsa köşeleri katlayınca ortada parça kalmazdı.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s