h1

Hayatımın Aşkısın

26 Şubat, 2007

O benim ilk aşkımdı. Hala sürüyor. Ve hep sürecek umarım.

İlk nerede tanıştığımızı hatırlamam mümkün değil tabi. Ailecek görüşürdük o zamanlar. Anlatmadı da bizimkiler. Hatırladığım ilk seferlerden biri E.T.. Çınar Sineması. Sonra teyzeyle ve anneyle gidilen çok iyi bir James Bond var mesela. Yine Çınar. Zamanla ailecek gidişler azaldı, özel izinlerle arkadaşlarla gidilen Cumartesi 12:15 ve 14:30 seansları başladı. Yer, İzmir Sineması.

Arada yazları abimle evin dibindeki yazlık sinema. Devasa bir perde -ki ayakları kale olurdu genelde bize-, kır çay bahçelerinin tahta sandalyeleri. Şimdinin gözüyle anormal rahatsız, ama çok sonraları gittiğim Bahçeli’deki On Sineması’nın fazla konforlu koltuklarından aladır. O yazlık sinemada seyrettiğim filmler -veya o serinin başka filmleri- ne zaman karşıma çıksa o tadı hatırlarım. Çiğdem yerdi herkes (ben değil).

Yüreğimin orta yeri sinema
İstettiler ama varmadım sana

Ortaokuldan çok anımız yok sanki. Bir tek cumartesimiz vardı görüşecek, o gün de yapacak çok şey olurdu. Bir din dersi yüzünden kaçılan okul günü gittiğimiz eski tip bir Bond filmi vardı mesela.

Lisede ilişkimiz hareketlendi. Dersaneye diye çıkılan yatılı okul akşamlarında kaçmış olması bile büyük keyif olan sinemalar, özellikle Tehlikeli İlişkiler. Yine İzmir Sineması.
Sonra sevgiliyle, başta beraber gitmek için gidilen, sonra seçerek gidilen büyük filmler. Bazen İzmir, daha çok (Güzelyalı) Köşk Sineması.

İyi Türk filmlerini oynatan, kurtarılmış bir alandaki, devasa (gördüğüm en büyük) ve %5’ten fazla dolu görmediğim (Yenişehir) Ülkü.

Üniversite ve ilişkimizin baharı. Çok hareketli, çok dolu sinema sezonları, Ankara film festivali ve bilinmeyen sinemalar, farklı dünyalar, klasikler. Hangi seanslara gideceğini planlamak bile ne zevkti Tanrım. Kızılırmak, Kavaklıdere. Bir de sabahları Vakıfbank’ın salonundaki kısa filmler.

Kitapçığındaki kısacık film hikayeleri insanın hayalinde yepyeni dünyalar yaratan İstanbul film festivali. Okul döneminin ortasında, bazen sınavların ortasında 1 hafta ayarlayıp gidebilmek için neler çektim. Ama sonra Beyoğlu’nda o rengarenk festival afişlerinin ortasında bir sinemadan diğerine giderken o ortamı koklamak bile unuttururdu herşeyi. Kocaman perdelerde seyredilen başyapıtlar. Reks. Atlas. Beyoğlu. Ve tabi Emek. Bazı sabahlar da koşa koşa gidilen Marmara Otelindeki büyük yönetmenlerin söyleşileri.

Yüreğimin orta yeri sinema
Yanında bakmadım hiçbir kıza

Peki bizim hiç sorunumuz olmadı mı? Olmaz mı? Hangi aşk ilişkisi dümdüz gitmiş? O bazen tempoyu artırdıkça ilişkimiz de noluyoruz, nereye gidiyoruz dönemine girdi. Veya, sıradan yapımlar başyapıt gibi ilan edildiğinde. Veya en kötü dönemime eşlik eden birkaç film orada burada karşıma çıktığında.

Ama beni bir anlamda hayata döndüren yine bir film olmuştu. Çok kötü bir akşamda karşımıza çıkan Fransız Kültür’de ortasında girdiğimiz çok durgun bir film. Bu özelliğini hep sürdürdü zaten. Burada sinema olmasa yaşama katlanmak mümkün olabilir miydi? Yalnız doğumgünlerine ilaç, can sıkıntılarına birebir, bunaltıcı Pazartesilerine panzehir. Dilini pek bilmediğim ve sinemalarında dublaj yapılan sayısız ülkeden birinde olsaydım halim niceydi kimbilir (İtalya’da filmlerin dublajlı oynadığını gördüğümde yaşadığım hayalkırıklığı mesela, başka sıkıntılı bir dönemdi aramızda).

Yüreğimin orta yeri sinema
Oscarları seyretçez yine akşama:)

O benim en büyük aşkım. Işıklar söndüğünde projektörden süzülen mavi-beyaz ışığa birkaç saniye kadar bakmam yeter. Artık uyutulmuşumdur. Hoparlörden gelen ses ne derse onu yaparım. Örnek, kısa askerlikte haftasonları gittiğim filmler. O dünyadan çıkıp gidilince (biri yine bir Bond, bir diğeri eXistenZ) ne farklıdır sinema. Ve bitince ne kadar yabancılaşırdım döndüğüm dünyaya.

Daha televizyonda seyredilen binlerce filmi, TRT ile öğrenilen klasikleri, westernleri, Hitchcock’ları, gecenin bir yarısı başlayan ve uykusuz bırakan ilginç filmleri, (cnbc)e’nin ilk çıktığı günlerde yayınlanan Luc Besson’ları, sinema kanalları ile hoş geçirilen akşamları, unutulan dertleri, geride kalan stresleri saymıyorum bile. Zaten koca bir aşkı birkaç paragrafa nasıl sığdırayım..

Bu yazıya ilham olan, 100. yıl sebebiyle TCM kanalının yaptığı kısa film (yu tüb her zamanki gibi görüntü kalitesini iç etse de). Daha enternasyonal ve daha iyi bir film grubu isterseniz de Süddeutche Zeitung’un paket halinde sattığı bir 100 film listesi.

Yüreğimin orta yeri sinema.
İstettiler ama varmadım sana.

₪₪₪₪ ₪₪₪₪ ₪₪₪₪ ₪₪₪₪

₪ bütün bunları derken bayıldığım bir top oyununa haksızlık ediyormuşum gibi geldi. ama o benim.. çocukluk arkadaşım. kendimi hiç ayrı düşünemediğim, kendisini pek de sorgulatmayan ve çok da özletmeyen yakınım. ilişkimizi adlandırmaya gerek bile olmadı hiç.

₪ ve oscarlar için söylenecek sözlere.. nasıl derler, karnım tok. ben de biliyorum ne mal olduğunu. chicago, halle b erry, c. teta-jones… daha kötüleri de var, örnek yüzlerce. özellikle de sinemanın lokomotifi bu ülkenin pek de özgün birşey üretmediği son 20 yılda.
ama herşeyden önce, sinemanın bayramıdır bu akşam. herşeyiyle, emekçileriyle pelikül kutlanır. bu konuda birçok ustanın da (Truffaut, Fellini, Kurosawa, Melville, vs.) benimle benzer şeyler düşündüklerini biliyorum. ve hem ben forest whittaker’a yıllardır hayranım.

Reklamlar

19 yorum

  1. simon,
    bayıldım; ne güzel bir yazı bu böyle! bir sürü diyecek sözüm var şimdi, ama anlatmaya başlasam uzar gider. şunu diyeyim hiç olmazsa. komik. beyoğlu’nda yemek yemek için buluştuğumuz arkadaşımla hem yürüyor hem de geçen gün izlediğim eXistenZ filminin ne tuhaf, ne hoş bir film olduğunu, insanın film izlerken kendi rüyasını görüyor gibi hissettiğini filan. yolun ortasında zınk diye durdum bir anda. anlattığım filmi yanımdaki arkadaşımla birlikte izlemiştik zaten. o da beni susturmamıştı. çok utandım, özür diledim. arkadaşım çok bozulmuştu.

    işte böyle. eskiden iyi kötü tüm filmleri sinemada izler; TV’de sadece TRT2′ deki iki film birdenleri takip ederdik.

    sevgilerimle.


  2. cok hos cidden..bende izmir sinemasinda gittigim ilk filmi hatirladim..o gunku heyecani..sonraki sinemadan sinemaya kosturmalari..semaya giderdik birde daha enteresan filmler gelirdi oraya..
    su an ozel egitimle kafayi kirmak uzereyken ara verdigimde bu yazi cidden rahatlatti gerginligimi aldi diyebilirim..
    tesekkurler 🙂


  3. Simon senin icin dileklerimi siraliyorum
    * sinemayla askin hic bitmesin, izledigin her film sana daha guzel seyler katsin, bu ask sana kendini ve butun dertlerini unuttursun en zor zamanlarinda.
    * okunacak butun okullari bitirdikten sonra film endustrisine muhendis ol. ufaktan basla ama hizla yuksel. ama askiniz para yuzunden bitmesin, askina layik filmler yapacak kadar para kazan.
    *yaptigin filmler uluslararsi festivallerde gosterilsin. hangi dal oldugu farketmez, oscara aday ol!hatta kazan ama sonra verdigin demeclerde “pek de onemli degil canim” gibi bir havan olsun.
    🙂


  4. iki film birden’ler ne güzeldi, peri hanım. onunla bilinmeyen sinemaların müdavimiydim ben. önerilerim vardı hatta ona,… şeye… vecdi sayar ya, nasıl unuttum kim olduğunu. yazmamıştım ama.

    ne güzel, asu, kafanı kırmanı engellemişim demek.
    sema’da ben de çok film seyrettim. ortaokulda okuldan kaçtığımız gün de dahil.

    Pelin, çook teşekkür ederim. film endüstrisine endüstri mühendisi ne güzel. sanırım bunun gibi birşey, bir de çok yıllar önce üniv.deyken aklıma gelmişti.
    yalnız ben, adım okunduğunda benigni gibi sahneye koltukların üzerine ve spielberg’in kafasına basarak gitmeyi, ödülü elinden aldığım penelope’yi çekip bir güzel öpüp sonra da onun gibi I want to kiss you, I want to sleep with you, here, right now, demeyi planlıyorum. sonuçta ne isterse söyleyebileceğin bir an o, gidip de shame on you Bush deyip yazık edecek değilim ya..


  5. bir de pelin, ben de sana dile benden ne dilersen, diyorum. ay, öf, şu 1000 geride kaldı sonunda. ben olacağım diye cevap yazmıyordum yahu. ama artık yazmak üzereydim, o durumda da ödül 1000’den bir önceki asu’nun olsun mu diye düşünüyordum. o yüzden şimdi mansiyon da onun olsun.

    evet, pelin, şimdi okurlarımız senin kim olduğunu merak edecektir. biraz bize kendinden bahsetmek ister misin;P


  6. Oskar törenini kaçamak kaçamak seyrettim. Pan’ın Labirenti ödül alınca, “aa ben bu filmi biliyorum, bir arkadaşım seyretmiş, çok da beğenmişti. Unuttum alıp seyretmeyi” dedim yanımdakilere.

    Bir de, daha önce Endişeli Peri sormuştu. Simon, mutlu musun sen o ülkede? Alternatif yok mu? Yalnız doğum günlerini filan okuyunca…, karışmamalı biliyorum ama.


  7. 🙂 hic olmaz bana boyle seyler, sansim burda dondu. o zaman “I’d like to thank the Academy for..”:)

    himm ne istesem acaba. “dile benden ne dilersen” demissin simoncum, cok comert olmus. peki bak senle bir anlasma yapalim. diyelim ki benim senin icin dilediklerim (belki de kehanetlerim!) gerceklesti. sende oscar torenine gidiyorsun (hatta yaninda da Penolepe var). o zaman nasil olsa cevren genis olur, yani diyorum ki bana da bir bilet toren icin. soran olursa asistanim falan dersin.

    kendimden bahsetmeye gelince, bu garip bir ikilem. yani hem yaziyoruz buralara, bir suru sey anlatiyoruz, hem de kimligimizi aciklamaya cekiniyoruz (en azindan ben).internetten kaynakli bir guvensizlik galiba bu. kim okuyacak, bu bilgileri ne yapacak…ama adim pelin gercekten. eger bu kadar isim bulma ozurlu olmasaydim belki ben de kendime soyle afilli bir takma isim bulabilirdim. kendi adimi kullanisim tamamen beceriksizligimin bir gostergesi yani. iste bu kadar bahsettim kendimden, umarim sevgili okurlarimiz bir nebze olsun meraklarini godermislerdir, 1000. yorumu yapan ve birden kendini unlu zanneden bendeniz hakkinda.

    (bir dakika doldu, muzik basladi, beni zorla indiriyorlar sahneden..)


  8. anlaşıldı, ödülü sahibine bırakmamak lazım, yoksa böyle ölme eşeğim ölme türü şeyler çıkıyor. biz birşeyler düşünürüz artık. ama zamanla, önce ilham gelmesi lazım. düşünceli çocuktur, bir gelsin, o bilir böyle şeyleri.
    (penelope ödülü elinden alacağım kişi, lütfen fantezileri abartmayalım:)
    ve bundan sonra senin ismin stephanie middleton olsun.


  9. cok tesekkur ediyorum..ve plaketimi alip (bir plakettir diye dusundum yanlis mi dusundum?) kitapligimin bundan sonra kazanacagim oduller kismina yerlestiriyorum.. 🙂


  10. celerone, arkadaş.. ne güzel. ben arkadaşları telefon defterinde olmaları ile tanımlıyorum. seni de ekleyeyim oraya, isim: celerone. adres/tel: celerone.blogspo..
    karışmak gibi olsun lütfen. arkadaşlar karışsın isterim. mutluluk baska denizlere ait bir kavram (bunu vermis olmaliyim bir yerlerde). bu kiyilarda zevk, rahat gibi kavramlarla yer degistiriyor. alternatif bir an önce kurtulmak.


  11. bir yorumum silindi bir yerde (zararsız birşeydi bence oysa). üzüldüm. bunu yazmadan yapamadım ama söylemek istediğim başka. bu bahaneyle düşündüm, ben hiç yorum silmiş miydim diye. bir tane silmiştim. end üstri mühe ndisliği nedir yazısında bir yoruma cevap vermemiştim, başka biri de bu yüzden kaba, küfre yakın şeyler yazmıştı, ben de silmiştim.

    kısacası, o olmasaydı yorumları bir kilo yapacak olan sendin, asu. o yüzden sana plaket değil bir klaket vereyim. yok klaketi ben alayım, sana başka birşey vereyim. dedim ya, ilham gelsin de.


  12. hic onemli degil gonuller bir olsun..gonuller hep bir olsun ama..
    of off bugun cok kritik bir gundu..umarim sagsalim atlatabilmisimdir..sinav mevzusu kisaca..o yuzden biraz sans dilemen yeterli benim icin..ve umarim ilham da gelir bir an once senin icin.. 🙂


  13. Güzel yazmissin… Sen de bu ask hic bitmez böyle tutkulu oldukca..
    Bu Cuma Fellini´yi izleyecegiz.. Üstelik adi bile güzel Metropolis sinemasinda. Otto e mezzo… Bilsem de sinemada izlemek!!

    (Italya´da film dublajlari ne yazikki dedigin gibi ve diger ülkelerde de Orjinal az, Türkiye´dekiler cok sansli)


  14. yanlis hesap bagdat’tan bile olsa donermis. ben yerimi hemen asu’ya birakabilirim.


  15. bol şans. ne sınavı acaba?

    sinema tarihinin en büyük filmlerinden birini ülkesinde ve sinemada seyretmek bir ayrıcalık. klasikleri oynatan sinemalara bayılıyorum ben.

    sana gelelim pelin. yok, sen lütfen dur durduğun yerde. sonuçta silinmeyi hakeden yorum da spam gibi birşeydir. sen yazdıktan sonra “toplam yorumlar: 1000” yazıyordu bir kere. ah, ne zor iş, bazen herkese özel kanallar olsa diyorum, yorumunu sadece o okusa. böyle ortalık çok karışıyor bazen:)
    hem bak, senin hayran mektupların gelmeye başlamış bile, ne dönmesi. bundan sonra olsa olsa tacı elinden alınan güzellik kraliçesi hülya avşar olursun sen. şöhreti taşıyamam ben diyorsan merak etme, hazırlarız biz seni. akşama yürüyüş dersin var unutma, yanında bir kitap götür, ağır olmasın.
    nasıl büyüttüm yalnız konuyu. yakında p. mağden’in diline düşeceğiz diye korkuyorum.


  16. onu ilk kez bana bakarken bisikletten düştüğü anda tanıdım içimden ona yardım etmek geliyodu ama utanıyodum.şimdi o an bir daha tekrarlansa yaparmıyım böyle birşey!şimdidie bana bakması için neler vermezdim işte ilk o zaman ona karşı içimde bir kıpırtı oldu kalbim küt küt atıyodu içim öyle heyecanlıydı ki her han ölebilirdim daha sonra tanıştık arkadaş oluk benden 1 yaş büyükmüş..ama ben bunu takmıyorum bilee bana küçükmüşüm gibi davranıyodu oysa ki ben hergün bu yüzden ölüyodum bazende başka arkadaşlarda edinmesine rağmen tek benle sohbet ediyordu bense o ana aptal gibiyimm :)tokama eller saçlarımı okşar çok güzel saçların var derdi o tokayı hergün öpüyorum onun elleri deydiği için gözlerimin ne kadar güzel olduğunu her geçen gün tekrarlar buda bana mutluluk verirdi şimdi ise aramıza bi soğukluk girdi beni gördüğünde kafasını eğiyo ben ona meraba deyince konuşmuyo hatta konuşduğu arkadaşlarımdan bile kıskanmamı sağlıyoduuu şimdi ise onu her gördüğümde kalbim onunla çarpıyo ama bu onun farkında bile değil belki..inşallah bi gün farkıma varıcak ama o zaman ben olursam……


  17. sende bu anları duymak istersin diye düşündüm ama senin hikayen daha farklı o farkta karşılıklı olmasııı
    allah kimseye bu acıyı yaşatmasın


  18. benimle paylaştığın için çok teşekkür ederim. çok sevindim bu tarafına. içeriğine üzülmekle beraber.

    herkes böyle sevilmek ister. keşke beni de senin gibi seven biri olsa diye düşündüm. çünküüü… düşündüğünün aksine, karşılıklı bir hikayeyi anlatmamıştım. çünkü benim anlattığım aşk bir insana değildi. bir daha bakarsan yazıya anlarsın neye olduğunu..


  19. […] arası Bond molası vermiştim. Bir gün sinema tarihimi yazacak olursam (gerçi bir özet yapmıştım) ilginç bir noktası olacak bu. Küçük bir sinemada kötü bir Bond filmi ve çok kötü bir ses […]



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s