h1

Simon Küba’ya gidiyor

16 Mart, 2007

Öğrenir öğrenmez rapor ediyorum şirkete. Acil emir geliyor hemen, hazırlan sen de gidiyorsun, diye. Birşey karıştırdığını biliyordum veletin, anlaşıldı şimdi, masum olsa niye gitsin Allahın Kübasına? Demek çabaları sonuca ulaşmış bu arada.

Ama birsürü aksilik yaşıyor Simon. Önce -Küba, Bush’un sıkılaştırdığı ambargoya karşılık dolara ek vergi uyguladığı için- önceden aldığı yuro’ları evde unuttuğunu farkediyor. Sonra check-in’de Küba vizeniz yok, sizi uçuramayız diyorlar. Gerekmiyor ki diyor Simon. Sizin bildiğiniz ülkelerden değil Küba, ne ülke ayırt ediyor, ne de turistlerden vize istiyor. Kadın inat ediyor, neredeyse döndürecek Simon’u. Sonunda zorla yolun ilk ayağına, Toronto’ya kadar gönderiyor.

Sonra çanta kontrolünde kolonya-diş macunu gibi şeylerini çöpe atmakta sakınca görmüyor bir güvenlikçi. Aynı sırada bense sekreterimizin -sevgili Moneypenny- ayarladığı bilet ve şirket kartıyla önümde açılan kapılardan geçip vip salonunda içkimi yudumluyorum.

Aynı ilişkimiz Habana’da da devam ediyor. Simon tatili boyunca kalacak ev arayıp değiştirmekle uğraşıyor, bense otelimdeki jakuzili odamda uzanıyorum. Onu takip etmesi işini de ülkedeki ucuz işgücüne ihale ediyorum. Ancak arada bu taraflara geldiğinde dürbünle, karşı evdeki güzel esmerin pencere camından yansıyan görüntüleri de kullanarak izliyorum kendisini.

O, yolda kendisine taksi amigo diye lafatan 600, puro diyen 500, kadın diyen 300, restoran-200, ev-100 kişiden (sayılar, raporumda geçen resmi sayılar) usanıp sonunda “ilgilenmiyorum” diyor, Türkçe; bana fazladan sorulansa sadece “one more mojito, senior?” oluyor.

Ama, kahpe felek, o velet bir düğüne gidip eğlendiğinde çok sonradan haberim oluyor. Meğer peşindeki eleman da takılmış düğüne, bana haber vereceğine. Eski meydanlarda sakince gitar tıngırdatan adamların da keyfini o sürüyor, zengin turist otellerin hep aynı şarkıları çalan piyanistlerini dinleyen ben değil.

Şimdi buraya döndükten sonra bunu okuyanlar kısacık bir merhaba desin diye rica ediyor, aşağıda sorgu odasında son gördüğümde. Tanıdık sesleri özledim diyor. Bir de bir parkta yanına oturan orta yaşlı adam hasta siempre (comandante)’yi gitarla çalıp söylediğinde iyi ki gitmeden koymuşum o şarkıyı dediğini de aktarmamı da istiyor. Bense politbüro’dan kimlerle görüştü, fidel’in kardeşi ile neler konuştu, onları öğrenmeye çalışıyorum hala.

Reklamlar

4 yorum

  1. Heyy, sen!! Aradan cekilir misin lütfen! Rahat birak O`nu.

    Ah simon! cok tatlisin.:)


  2. merhaba:)


  3. hola!
    🙂


  4. neyzen, sen yeni okursun. ilk paragraftaki linkteki yazıyı okuman gerekiyor o yüzden önce, hikayenin öncesini görmek için. böylece o adama çok lafetmezsin belki, o da işini yapıyor sonuçta. zamanla ikimiz de ısındık birbirimize.
    ama teşekkür ederim, o senin tatlılığın.

    peri, söz dinleyen okur ne zor bulunuyor, yahu! herkes int. gizliliğinin peşine saklanıyor. eskiden bazı popup’larda evet veya hayır’a basmadan kapatamıyordun ya, bundan sonra onun gibi şeyler yapacağım, merhaba demeden kapatamayacaklar bu pencereyi.

    hola pelin. birden orada hissettim kendimi. üstelik buenos diaz.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s