h1

Hazırlan, ortaçağa gidiyoruz

14 Haziran, 2007

Görmediğiniz, ama illa ki göreceğiniz bbc dizisi Dr. Who‘da çok sıradan bir cümle olabilirdi bu. Adını bilmediğimiz zaman yolcusu Doktor, güzel Rose’u yanında sürüklemek için söyleyebilirdi. Oysa söyleyen benim. Ve fantezi değil, gerçek. Evin şiddetli bir elden geçme, toplanma dönemi var ve birşeyleri kurcalamak sık sık geçmişe götürüyor. Aynen (birkaç’ın sınırını zorlayan) birkaç yıl önce bir cumartesi günü ortaçağa gittiğim gibi.

img_1880.jpg

Pisa’da şirkette bir süre esas işim yöredeki gelecek aktiviteleri takip edip listelemekti. İş arkadaşım Demetrio için. Sanırım, o kızları bir yere davet ederken fikirsiz kalmasın diye. Tanıdık bir durum. Birgün ‘Lecore’de bir ortaçağ pazarı varmış haftasonu’ dediğimi hatırlıyorum hevesle. Lecore neresi demişlerdi bana. Floransa yakınında bir köy sanırım.

Onlara birşey ifade etmedi ama ben Cumartesi atladım gittim. Önce tren, Floransa’dan otobüs. Başka da şehirdışı otobüse bindiğim pek yoktur. İndim köyün girişinde. Erken gitmişim nasılsa, henüz aktiviteler başlamamıştı, hazırlıklar sürüyordu. Benim gibi dışarıdan gelen 1-2 kişi vardı anca. Ortaçağ giysili bir yaşlıca kadın sırt çantamdan çıkarıp içtiğim plastik suyu görüp “bunu buraya sokamazsın” diye yanıma gelmişti. Bir adam da “bırak, turist o” diye araya girmişti, ben de çantama koydum, ama ortamın havası belli olmuştu. Etrafta biraz turladım. Son hazırlıklar tamamlandı, gelenler arttı. Girişe dönüp paramı değiştirdim. Liretleri verip kesesiyle özel lecore parası alıyorsun (bin liret = 1 lecorino, bin liret yarım dolardan az fazlaydı).

Nerede neyin olduğunu gösteren planı aldım (şimdi o da bir yerden çıksa işim çok kolay olurdu). Planı takip edip çeşitli sergilerin olduğu evler (pöf, çok sıcak içerleri), yiyecek mekanları (şölensel masaların kurulduğu evler bana uzak -paha’sal bakımdan-, ben biraz daha bakınıp sonunda ancak bir sandviç alayım), ortada birkaç fıçıyla şarap satanlar (küçük bir kupa alalım, şuraya oturup yiyelim). Sonra da şu ilerdeki otlağa gidelim, okçuluk denettiriyorlar. Bir süre bekledim, öncelik tanınan genç kızlardan bana geldi nihayet sıra. Ama çok zor iş. Birkaç denemeden sonra düzgün bir atış yapabildim.

Ama hepsinden önemlisi, bir balkonda uzun, geniş etekli güzel ve gösterişli elbiseler giymiş 4 kız vardı. Gayet güzeller. Şöyle bir durum:

mercato4.jpg
Balkondan sarkıp gelen geçene çağrıda bulunuyorlar. Şunun için: 1 lecorin veriyorsun, sarkıttıkları sepete koyarak. Sana bir bilmece soruyorlar. Bilirsen soran kız tarafından öpülme şansına erişiyorsun. Bilemezsen güle güle.

Attım lecorini. Sordu kız: ‘ağzı var dili yok, 4 ayağı var eli yok. nedir bu?’ (atıyorum soruyu, şimdi nerden hatırlayayım kaç yıl önceki şeyi; bn. Ç bile zor hatırlardı bu kadarını). Çaresizliğimi belli ederek düşündüm bir süre. Hiçbir şey ifade etmedi. ‘Bilmem’. Üzgünüz, güldü kızlar. Yürüyelim. Hayır, dönelim. 1 lecorin daha. Güler kızlar. ‘uzaldıkça kısalırım, girilmem yasal, çıkılmam suçtur, neyim ben?’ ‘Gece’. Yanlış. hahahaa.. Hayyy (napalım, yarım yamalak anlıyorum zaten, İtalyancam ne ki daha, kaç ay oldu daha geleli). Buyrunuz 3. lecorini. Başka bir kız: ‘Bir acaip nesne gördüm, alem bilir ismini. Başını sürter, kendi öldürür cismini’. ‘ne bu ne bu.. hmm.. buldum. kibrit’. ‘Haha, doğru, gel yukarı’.

Kapı açık. Eve girdim, merdivenler jet hızıyla çıkılmış olabilir. Balkonda ‘madem bu kadar uğraştı, hepimiz öpelim’ dedi biri. Bunu söyleyen kızın gönlümdeki yeri ayrıdır, hakkını ne yapsam ödeyemem. Diğerleri de gülerek katıldı. Önce soruyu soran kız öptü. Sonra ikinci kız öptü beni. Beni öptü üçüncü kız. Kız öptü dördüncü beni. Dördüncüye kadar sarhoş olmuştum yani. Bugüne dek de yıkamadım zaten o yanakları (bu espri eskiyemez).

Sonra, diğer nadir biliciler gibi hemen gitmedim. Kalıp biraz biraz sohbet ettim, beni sanırım en sempatik bulan kızla (yabancıyım, doğal olarak sempatiğim tabi). ‘Buralı mısınız, festival için mi geldiniz’ demiştim. Oralılarmış hepsi, Floransa’da okuyorlarmış. Bunun üzerine biraz daha konuştuk ama tam olarak ne hatırlamıyorum. Tekrar görmeyi umarak hoşçakalın..

Sonra biraz daha ortaçağ dünyası.. Sonra, köyün diğer çıkışından çık, otoparkın olduğu. Arabaların sayısına bakılırsa iyice kalabalıklaşmış. Özel, otoparkı organize eden birkaç kişi, ambulans bile var. Medeniyet şehrin dışında bekliyormuş yani. Floransa’ya gitmek için ayrılan arabalara otostop. Floransa’ya değil de Pisa yolunda bir kasabaya gidecekmiş birileri. İyi, daha güzel. Onlarla o kasabanın garı, tren, ev..

Bu tip ortaçağ pazarları birkaç defa gördüm ama bunun özelliği, diğerleri gibi ticari değil de tüm halkın katılımı ve ortamıyla doğal olmasıydı. Ve bu aralar bu tür birşeyi hatırlamaya ihtiyacım vardı.

Reklamlar

13 yorum

  1. Ay çok güzel yazı bu.


  2. gerçekten ortaçağ’a şöyle bir uğrayıp biraz yaşayıp zaman kaybetmeden dönsek giderdim, gezerdim. ortaçağ pazarı en iyi opsiyon sanırım (:


  3. “…yöredeki aktiviteleri takip edip listelemek…” çok keyifli bir uğraş olmalı.
    Şimdi anladım, üniversiteden sıkılma sebebini; durup durup ortaçağa filan ışınlanmak yerine ki, çok haklısın.
    Bir süreliğine,”Yüz Sene Uyuyan Güzel”in veya “Rapunzel”in şatosunda olmak, keyifli olurdu.

    Şu ilk fotoda gözüken kese ve para oradan kalma mı yoksa?

    Doğrusu, sonucunda dört kez öpülmeyi sağlayan bilmeceleri hatırlayamana ne demeli, bilemiyorum. 🙂


  4. evet, yazı öyle güzel ki… sabahın köründe okudum bunu; bi’ heyecanlandım, bi’ meraklandım. tövbe estapitipiti, sanki soran kız tarafından öpülme şansına erişen benim.


  5. Bence ilk soru zor oluyormuş; ama azmedip para atmaya devam edersen kolaylaşıyormuş. Bence öyle.


  6. teşekkürler herkese.. ama yaşaması öyle hoş ve özeldi ki (kimsenin orada bile adıı duymadığı küçük bir yerde) anlatması da doğal olarak güzel oldu.


  7. miyet: fazla zaman kaybetmeden’miş. ortaçağ’a gidiyoruz kızım.

    çavdar: kese ve para oradan.
    üniversiteden sıkılmadım. üniversitenin abd’de olmasından sıkıldım.
    bilmeceleri bir kenara yazayım demişimdir, ama ne kadar anlamışımdır ki hepsini. bildiğim soruyu bir süre hatırlamıştım galiba ama kaç yıl geçti yahu..

    indi: teşekkür ederim, sevindirici bu heyecan.

    jel: aslında kolay değildi. yazarken hatırladım. o soruyu galiba ikinci hakkımda bilmiştim. 3. kere uğraşıyor çocuk diye bir hak daha vermişlerdi. bu arada bilemeyince 2. kere deneyen yoktu benim dışımda.


  8. Tamam Simon şaka yapıyordum, hem hatırlasan ne olur ki? Öpücükleri aldın mı, bitti! Kazandın demektir.

    Sıkıntı için çözüm önerisi: Başka ülkeye yatay geçiş. İtalya olabilir mi? 🙂


  9. o trende dönerken bilmeceleri hatırlamaya çalıştığımı hatırlıyorum. ilginç di mi bunu hatırlamak? ama o zaman da yarım yamalaktı. bildiğim soruyu hatırlıyordum ama. gece tipi bir cevabı vardı.

    geçiş: çok geç. zaten o seçenek vardı zamanında (uzun bir hikaye, şimdi milano’da okumuş olmak vardı).

    yöredeki aktivite takibi zevkliydi. ama işlerine yarayabileceğimi daha erken keşfetseler daha anlamlı olabilirdi iş.

    bi’de alttaki yorumunuza 2 gün önce yazdığım yorum kaybolmuş, şimdi tekrar yazıp dikkat çekiyorum (özellikle ‘tam da o sıralarda’ kısmına).


  10. Ne deniyor buna?
    “Dileğinizi evrene havale edin, o gerçekleştirir”
    “Sır” (Secret) bu sabah bitti de!
    Şehrazat notu bunu hatırlattı. Evrenden Şehrazat dile, önce rüyanda görürsün, sonra gerçek olur.
    Bu düşünce beni gülümsetiyor, umarım seni de gülümsetiyordur.:)


  11. kitabı okuyanların yorumları:
    ” ben daha kitabı okumadım ama ismini duydugumda bile pozitif düşünmeye başladım”
    “Çok bunalımdaydım,,bi şeylere ihtiyacım vardı mutlu olmak için huzur duymak için,,sonra birden arkadaşım bu kitaptan bahsetti sıkıntıda olduğumu bilmeden..mucize gibi..aynı gün kitabı aldım…inanın duruşum bile değişti insanlara bakışım,gülümseyişim…”
    “Kitabın şimdi yarısına geldim. düşüncelerimin yarısı değişti.”
    “Kutlu doğum haftasında çıkmış olması nedeniyle Allahtan kullarına çok Güzel bir hediye olarak gönderildiğini düşünüyorum.”

    benim bu yorumu görene dek en ufak bir fikrim yoktu. geçen gün p. mağden yazmıştı bir tek, alaylı. ama ben şehrazat dilememiştim ki. ya da.. belki de dilemişimdir:)


  12. Evet, geçen gün Perihan Mağden alaylı, güzel bir yazı yazmıştı. Ben onu doğrudan kitapla alay eden bir yazı değil de, kitaptan çok etkilenenlerin abartılı ifadelerini tiye alan ve bunu günümüzdeki başka bazı saçmalamalarla da eğlenerek yapan bir yazı olarak gördüm. (Ay, bu cümleden bir şey anlaşılıyor mu?)
    Özet: P. Mağden’i severim, yazısı hoştu.
    “Sır” kafayı takıp, bununla bozmazsan, içinden güzel fikirler alınabilecek iyimser bakışlı bir kitap.
    Kaldı ki, söylediği pek çok şey, diyelim Mevlana’nın veya Çin felsefesinin zaten eskiden söylediği şeyler. Dolayısıyla okunması bir zaman kaybı değil. Tavsiyelerini uygulamaya başladım, tutarsa haber veririm.:)


  13. Selam,
    Bu ortaçağ canlandırması bana Chuck Palahniuk un bir kitabını hatırlattı. “Choke” Onda mıydı emin değilim ama işi böyle Ortaçağ canlamndırma yerinde durmak olan insanları anlatan bir kısmı vardı. Etkileyiciydi.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s