h1

ülkenin zorlu bir dönemeçten geçtiği şu günlerde

22 Temmuz, 2007

– Simon

– hıı?

– Beni endişelendirdin.

– Yine n’aptım?

– Sizin imam 2 gecedir sabah ezanını okumamış.

– ee? Bunun endişelenecek nesi var? Belki sabah ezanını kaldırmışlardır. Bunu kutlamamız lazım. İçelim.

– Yapma, sen de biliyorsun. Sabah imamımın ezanı okumaması ne anlama geliyor?

– Uyuyakaldığı.

– 1 gece olabilir. Ya 2 gece üstüste?

– Yeni evlenmiştir. Papaz değil ki bunlar. Maça kızı.

– Ya ben nasıl bir olaydan bahsediyorum, korkman gerekirken sen neler diyorsun…

– İyi de bunun benle ne ilgisi var?

– Perşembe gecesi 4 ile 5 arası nerdeydin?

– Evde.

– Şahidin var mı?

– Bildiğim kadarıyla yok.

– O zaman başın dertte.

– Ama sen Burhan Apaydın’ı tanıdığını söylemiştin –son imam muhabbetinde.

– Bunu bir itiraf olarak alabilir miyim? Ben bir suçtan bahsetmemiştim.

– Söylemedin ama ima ettin. Ya burada suç nerede? Benle ne ilgisi var?

– Güvenlik kameraları.

– Ne güvenlik kamerası?

– Camideki.

– Camide güvenlik kamerası mı olurmuş?

– Tabi, yoksa o halıları nasıl koruyacaklar? Saf ipek. Duvardan duvara mı sandın sen bunu?

– Yine koruyamıyorlar. Ayaklarının altına bak.

– Karıştırma, kamera kayıtlarına göre perşembe gecesi 04:20’de camiye usulca süzülen kişinin eşkali sana uyuyor.

– Eşkal, eşkiyadan gelir. Sen bana eşkiya mı diyorsun?

– Karıştırma. Cesedi naptın?

– Hangi cesedi naptım?

– Simon, o geceden beri imam kayıp. Bu artık adli bir dava.

– Eşkali uyuyor dedin. Ben olduğum ne malum? Eşkal denen şey, unisex M beden gibi birşey. Herkese uyar.

– M bana uymaz.

– Farketmez. Hem ben olsam bu ne gösterir ki? Gecenin bir yarısı ibadetim gelmiş olamaz mı?

– Son 20 yılda turistik olmayan bir camiye girmişliğin yok. O gece giriyorsun ve aynı saatlerde imam kayboluyor.

– Hayatta ne raslantılar oluyor:)

– Peki birşey soracağım. Camiye girdiğin görülüyor da çıktığın görülmüyor. İmamın çıktığı da yok kayıtlarda. Polisin kafasını en çok bu karıştırmış. Nasıl yaptın?

– Paragliding. Yeter ki yüksek bir yer olsun. Katlanır malzeme. Üzerine bile sarsan belli olmuyor.

– Zekice. Peki imamı nereye gömdün?

– Bulutların arasına.

– Simon, ciddi bir konu bu.

– İyi. Kuş Cenneti’nin ortasındaki boş alana konduk. Daha önce oraya benim eski balonun brandasını ve sepetini bırakmıştım. Sıcak hava doldurdum. Kloroformdan mışıl mışıl uyuyan the imamı yükledim, düzenli sıcak hava üfleyecek düzeneği kurdum ve ipi kestim. Şimdi Rejkjavik üzerlerinde olabilir.

– Sen naaptın?

– Sor bak, bütün semt mutlu değilse. Yaşasın, kesintisiz uykular.

– Ah Simon, seni birgün Fatih Cami’nden sallandırcaklar.-

– aa, ben zaten sallandım oradan. Topkapı’nın silahtar bölümüne girecektik yakutlu hançer için. İkisinin kubbe biçimleri de benziyor birbirine. O yüzden prova için sallanmıştık o caminin çatısından.

– Yani kubbesinden.

Reklamlar

3 yorum

  1. Caminin ses sistemine bir şey mi yapıldı, pardon, oldu, nedir?
    Çok enteresan, bütün bu seslerin -kuş cikicikleri, ezan vs.- seni izleyip durmaları.
    Hiç rahat yok mu sana, şu yalancı dünyada?


  2. ah, felek hiç bırakmıyor yakamızı, sevgili çavdar-yulaf karışımı. imamlar birleşmiş kuşlarla, sanki pasolinin serçeler ve kavgalar filmindeyiz. papazlar kuşların dilini öğrenip karşılarında aylarca bekleyerek onları imana çağırıyor.


  3. kuzum, gerekiyorsa gelip ifade verelim; yapmaz simon öyle şeyler, yanlış anlamadır, iftiradır, çekemeyenlerin oyunudur diyelim?



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s