h1

We all shine on

8 Aralık, 2007

Daha önce de bir yerde demiştim, dibe vurmanın çok iyi bir tarafı var. Sonrasında, çok özgür çok güçlü hissediyorsunuz. Skör’ün koyduğu şu videoda Steve Jobs’ın anlattığına benzer birşey bu (biraz uzunca birşey ama değiyor).

Bu haftanın ilk üç günü, herşey berbat gitti. O kadar ki sinirimin birçok şeyden iyice bozuk olduğu bir anda -durduk yerde- tepe raftan kafama kalın bir kitap düştü. Bayılmışım. Hayır, ama -henüz kimsenin ne oldu demediği- izi duruyor. Sonra herşeyin nasıl kötü gittiğini ev arkadaşıma anlattıktan hemen sonra tabaktaki yemeği yere döktüm. (Bunlar tabi, canımı sıkan şeylerin yanında birşey değil, sadece herşeyin ne denli ters olduğunu simgeliyor).

Steve Jobs’ın söyledikleri ağlattı beni. Sevdiğiniz, ilgilendiğiniz şeyleri seçin, herşey hiç tahmin etmediğiniz şekilde yolunu bulur, demek. Ben öyle yapmadım. Bunun ağırlığı hayatıma damgasını mı vuracak? Hepsinin altında yatan bu işte. Amerika’da olmasam başıma sürekli bu nahoş şeyler gelmezdi.

Yine de herşeyin kötü gittiği günlerden sonra gayet iyi hissediyordum. O günler geçti işte, üstelik hala ayaktasın. Evden çıkarken akşam Marlowe’un Tamburlaine’ine gitmeye karar verdim. Oyunları genelde anlamadığımdan -hele ki 16.yy. İngilizcesini- kitapçıya gidip oyunun kitabını aldım. Kasadaki kız ‘a bu kitap bende vardı. Bir derste okumuştuk’ dedi. Ben de peki Edward II’sini mi yoksa Tamburlaine’i mi tavsiye edersin dedim. İkisini de oynuyorlar Shakespeare Theatre’da. Tamburlaine dedi. Birazcık daha konuştuk. Sonra çıkmadan döndüm, sıradaki müşterileri bekledim ve bekleyen kimse kalmadığı bir anda gidip kıza bu akşam Tamb.’e gitmeyi düşünüyorum, ilgilenirsen dedim. Kapatana dek yani 10:30’a kadar çalışıyormuş, ama çok teşekkür etti. Öylesine bir sahneydi biraz, sorması hoş olur diye düşünmüştüm. Çok heyecanlanmadım bile.

Bu ülkede bile olsanız başınıza güzel şeyler gelir diyemem. ‘Göreceli olarak’ gelmez. Ama nerede olursam olayım, sonuçta ben değil miyim.. Ne diyordu, Cezayir Sokağı’nın karşısında oturan Mösyö Graffiti: ‘sen küçük olduğunu sanırsın. ama bütün kainat toplanmıştır sende‘. Veya bugün radyoda Lennon’ın dediği gibi

♫ We all shine on. Like the moon and the sun and the starz ♪.

(Değişik bir enerjisi var bu Lennon’ın. Neredeyse benim gibi).

Reklamlar

10 yorum

  1. offf 😦
    bayilmis misin? e kendi kendine mi ayildin yoksa sonra? yalniz miydin? iz biraktigina göre, fena düsmüs. yazik sana… gecmis olsun.

    Gecen cumartesi tam 10 saat bir magazada calistim ve cikmaya yakin, noel baba kiyafetiyle dolasan cocuk beni cikista birlikte bira icmeye davet etsin diye bekledim, hafif hafif gülümsedim arada, gözgöze geldikce… ama olmadi… eve geldim kös kös… 🙂


  2. Geçmiş olsun efenim. Bu arada, mösyö ne kadar da şahane ve derin bi laf söylemiş öyle…


  3. Simon, geçmiş olsun! 😦
    Bayıldığına göre ciddi acı vermiş olmalı.
    Bir doktor gördü mü, ne bileyim, bi sorun olmasın?
    Hay Allah!

    Bir de acaba hayal mi görüyorum diye düşünüyorum; bu yazı ilk yazdığında biraz daha uzun ve mutsuz ifadeli miydi? Yani, yazdın ve sonra bazı yerleri çıkardın mı?
    Çünkü, okuyup düşünmüş ve hep kafamda dolaştırdığım bir soruya denk düştüğü için bir şey yazamamıştım. Eğer, bu yazdıklarım hayal ürünü ise, ben rüya gördüm herhalde, unut gitsin. Değilse, canını daha çok sıkıp, mutsuz olmadan bir şeyleri değiştirsen, diyecektim. Bugün karar vermek zor belki, ama, iki sene sonra mutsuz olmaya devam etmektense…


  4. bayılmadın di mi? geçmiş olsun. insan sinir oluyor böyle şeyler üstüste gelince. aynı sorular beni de meşgul ediyor, bu aralar daha çok. kendimi sıfır noktasındaymış gibi hissediyorum. sanki ben oralara gitmişim, benim için hayat durmuş ama burada kalanlar almış başını gitmiş. bu göreceli olarak durumu kişinin kendi içinde de yaşanır bir hal olmalı. zamanla değişecek kenimize bakış noktamız diye umuyorum yani. yoksa değişmez mi?


  5. ay ay ay… “bayılmışım. hayır, ama…” deyince hayır’la önceki ifadenin değilini aldığımı düşünmüştüm. olmamış mı? yoksa siz mi o ifadeye atladınız:) bakın, peluş anlamış:)

    hadi, hepinizi 4 film listesi vermeye çağırıyorum deyim de hemencecik konu değişsin -böylece hakedilmemiş bir ilginin öznesi olmaktan hicap duymayayım-: sineliste.blogşpot.vs. hadi.


  6. metin bey, siz o zamanlar yoktunuz tabi. 2006 yazından o yazı. ah, duvarlar ne bilgeliklerle dolu.


  7. çavdar hanım, değil doktor, kimse görmedi:) yok, o kadar ciddi değil.
    sizin yazdığınız yazı alttaki bence. doğru mu? yoksa bunu pek değiştirmedim.

    birşeyleri değiştirmeye gelince, birkaç yıl önce olsa -yine çok zor olsa da- olabilirdi. şimdi dönülmez akşamın ufkundayız artık. budur çıkmazı çıkılmaz yapan. 2 sene sonra mutlu olmayayım diyorum yine de.


  8. neyzencik, biz yanlış yerlerdeyiz. ya sen burada olmalıydın ya ben orada. böylece her akşam baştan başlar, böyle şeyler yaşardık. bir akşam sevdiğim bir barı kapatıyorlar, bu son akşam, gitmemiz lazım derdim. sonrakinde tiyatroya 2 biletim var, arkadaşım gelmiycekmiş derdim, bir önceki gün hiç olmamış gibi. bizim kanımızda var sanırım bu.


  9. Simon, doğrudur. Bugünlerdeki halimde, tam benden beklenecek bir hareket. 🙂

    Ben listemi yaptım, dikkatinizi çekerim.:)


  10. gördüm gördüm. cuma çıkıyorsunuz programa.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s