h1

[geleneksel yılbaşı yazısı]: İyi de biz Ebru’yla hiç buluşmadık ki

2 Ocak, 2008

Bir gelenek yaratmak için bir yıl uzun süre. Hele blog gibi kısa sürede herşeyin değiştiği bir mecrada. Ama geçen yılki hikayeyi hatırlamak iyi gelmişti. O yüzden.. buyrun:

Eski İst. film festivali katalogları var evde. Birinin arkasında ‘Ebru’ ve altında üç telefon numarası yazıyor. Garip ama numaralardan birini hatırlıyorum. Oysa çok yıllar öncesinden geliyor o üç numara.

İstiklal’de, film festivalindeki bir filmden çıkıp yürüyordum. Filmi de hatırladım, sevgili Truffaut’nun Yeşil Oda’sı. Çok hoş bir havası olan, uzun etekli bir kız gördüm. Caddeden yan bir sokağa saptı. Tarlabaşı’na doğru. Ben de peşinden gittim. Demek o zamanlardan geliyor bu huyum.

Bir yere sapmadı, bir yerde durmadı, Tarlabaşı Bulvarı’na kadar geldi. Kırmızı ışıkta durdu karşıya geçmek için. Ben de yanına gittim ve “afedersiniz, bir filmde oynar mısınız” dedim. Sonra da yanlış anlamayın, böyle böyle diye açıkladım. O sırada Ankara’dan geldiğimi de söylemiştim sanırım ki pek film konusu olmadı, benim festival için oraya gelmiş olmamdan bahsettik. Çok ilginç buldu bunu. Neler seyrettiğimi, nelere gideceğimi sordu sanırım. Yeşil Oda’dan bahsettim biraz. Elince festival kitapçığı vardı. O yıl kitapçık çıktıktan az süre sonra tükenmişti (ah, eski festivaller). O da benimkini al dedi. O bir arkadaşından alırmış. Üzerinde işaretlerin var dedim. Yok, hatırlarım dedi. Gideceği bazı filmlerin adı geçmiş miydi emin değilim, ya da gerek kalmadı. Karşılardaki (geçen yıl kapatıldığına üzüldüğüm) İstanbul Sanat Merkezi’nde bir dans kursuna gidiyordu, belki görüşürüz demiş olmalıyız.

Sonraki günlerde neye gidecek diye işaretli filmlere baktım. Ama gidebileceğinden fazlaydı. Benim gittiklerimle çakışan filmlerde salonlara, girerken içeridekilere, bitişinde çıkanlara baktım, gitmediğim bir ikisinin de giriş, çıkışlarına dikkat ettim ama göremedim 1-2 gün.

En çok yıldız verdiği filmlerden biri de İnek (veya Öküz) diye birşeydi. O gün Celluloid Closet gibi bir ismi olan bir filme gittim, Hollyw. filmlerindeki gizli eşcinsel imalar ve aktörlerle ilgili bir belgesel. O bittiğinde aynı sinemadaki (herhalde Fitaş) İnek (veya Öküz)’ün arasıydı, ona girdim. Yarım anlasam da çok hoş filmdi gerçekten. Bittiğinde büyük merakla baktım. Orada olacağına emindim, o doğru filmi seçen biri olarak o salonda olduğuna. Buna bir türlü emin olamıyorum ama galiba buldum o gün. Fazla kalmamış olmalı birşey hatırlamadığıma göre, herhalde sonraki gün Glenn Gould Hakkında 32 Kısa Film’e gideceğini söylemiştir.

Sonraki gün 7 seansındaki Glenn Gould benim de dikkatimi çekmişti. Gördüm içeride. Konuştuk. Ama benim yerim önlerdeydi, yanlarım bomboştu ama gelmedi. Hıck. Arada konuştuk yine ve bu sefer ben onun yanına oturdum sanırım, eşyaları önde bırakıp. 32 Kısa Film harikaydı bu arada. Çıkışta ona, o gün filme gelmeden festival merkezinden yürüttüğüm kataloglardan ikisini verdim, o seçti daha doğrusu. Bende kalanlardan birinin arkasına da telefonlarını yazdı. İkisini de bir arkadaşıma verdim, arkasında numara yazmayanlardan tabi.

O gece, ancak başka bir hikayede anlatabileceğim absürd bir şekilde gözümün altı yarıldı. Acil, vs. İki gün evde oturmam gerekiyordu. Zaten oturup festival yüzünden ektiğim ve dönünce makeup alacağım differential sınavına çalışmam gerekiyordu. -Diff almadıysanız nasıl bir bela olduğunu bilmezsiniz. Ne ocaklar söndürmüştür o-. Bir yandan da telefon bekledim. Arasın da olanları anlatayım. Yaralıyım ben.

Ne gün buluşacağımız belliydi, o 2 günün hemen sonrası, da ayrıntılar için konuşacaktık. Sonunda aradı, “afedersin, görüşemeyeceğiz. küs olduğum yakın bir arkadaşım vardı, onunla buluşacağız. biliyorsun, seninle o kadar yakın değiliz” dedi. Bir çizgi filmde olsaydık, içimden kalbimi alır, ekranın yukarısına çıkartıp parçalar, sonra parçaların hızla aşağı düşüşünü gösterebilirlerdi. Evinde kaldığım arkadaşım da safha safha takip etti, bu gizemli, hatta varlığı bile gizemli kızla olanları.

Ebru’yla o yıl öyle bitti. Sonraki yıllarda da benzeri hikayelerle devam etti.

Reklamlar

11 yorum

  1. Senin bu hikayeler birgün mutlu sona ulaşsın Simon, öyle istedim ben.. Hoş mutlu son diye de birşey yok öyle değil mi?
    Geçen gün vapurla Beşiktaş’ a geçerken hemen önümde oturan bir elf erkeği gördüm ve aklıma sen geldin. Adamı takip etmek istedim çünkü, senden huy kapmış gibi. Ama ben taksi sırasında iken yok oluverdi ortalıktan.. Hayal görmüşüm gibi oldu.


  2. önemli olan son değil ki o anda yaşananlar.
    hem mutlu son var.
    daha doğrusu son diye birşey yok. mutlu mutlu sürenler (de) var.
    sonra, ben bir elf erkeği miyim yani? elijah wood’sal bir tipim var, kabul ama..
    hem, hem taksi sırasına girip hem nasıl takip edebilirsin ki? takip etmediğini anlayıp kaybolmuştur.


  3. Yok sana elf erkeği demedim 🙂 Ama cümleye baktım öyle anlaşılıyor. Takip etmeyi düşününce aklıma sen geldin demek istiyordum.
    Evet takip etmedim, etmeyi düşündüm sadece ama çok ani kayboldu..
    Mutlu sonu ise sadece farkettiğinin seni farketmesi olarak kurguladım aslında.


  4. ben zaman zaman izliyorum bu peri masallarından dünyamıza yatay geçiş yapmış gibi görünen adamları.
    şimdiye kadar hep iki sonuçla karşılaştım:
    1-perilikle dilberlikle alakası olmayan gayet sıradan (hatta ekseriyetle çirkin diyebileceğimiz) hatunlarla buluşuyorlar, benim için de işin bütün büyüsü bitmiş oluyor.
    2-aniden ortadan kayboluveriyorlar, yer yarılmış ta içine girmişler gibi oluyor. inanılır tınlamıyor farkındayım ama vallahi öyle oluyor. hatta birkaç arkadaşla bir teori geliştirdik bu konuda, bu adamlar (ve de kadınlar) paralel bir evrende yaşıyor ve arada ekmek almaya falan bizimkine uğruyorlar şeklinde…
    selam, ş.


  5. Evet, evet, bu da öyle aniden kayboldu. Önümde otobüslerin orda duruyordu, başımı çevirdim, geri çevirdiğimde yoktu ortada. Üstelik en yakın otobüslere de hemen binemeyecek kadar uzaktaydı. Çevik midir nedir?
    🙂


  6. haha, çok seviyorum bensiz bir muhabbet olduğunda.
    anlamıştım aslında, Tali, kastettiğini. olsun, söyleyeyim dedim.
    mutlu son, o anlamda da, farketmez, bazen var. az var.
    e, ve evet, elf erkekleri pek çabuktur.
    ama zevkleri de yerindedir hani. bakmayın siz, güzeldir o kızlar.


  7. üşenmedim 2tık yaptım geldim. gelmişken de iyi yıllar dileyip gidiyorum.
    bak bissürü tık etti.
    🙂


  8. sağol, sana da bu yıl kavuşma dilerim.


  9. şahine aşığım


  10. seni seviyorum şaaahhiinn


  11. Beyza beni bitirdi.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s