h1

una chica mexicana

19 Şubat, 2008

Ben bu adamlar chica chica derken hani bu ülkede chick mik diyip duruyorlar ya, sizin anlayacağınız piliç yani, öyle diyorlar sanıyordum. Niye sürekli piliç yukarı piliç aşağı, ne ayıp, dümdüz kız desenize diyordum. Meğer dümdüz kız demekmiş zaten chica. Peki bu durumda chick de chicken’dan değil de chica’dan, hatta piliç de bu benzerlikten türemiş olmasın mıydı’yı size bırakıyorum ve günün hikayesine atlıyorum.

Daha önce de bahsettiğim, gece yolculuğu yapılırmış gibi gidilen alışveriş merkezi dönüşü otobüsünden inmek üzereyken gördüm ki ön tarafta bir muhabbet bir muhabbet. İspanyolca coşmuş şoför ve etrafındaki birkaç kişi. Son durağa gelince durduk. Ben arkadan geldiğimden önde, bu muhabbetin içindeki kızlara yer verdim. Biri gülümseyerek gözümün içine baktı. Nasıl yani, kimse benim gözümün içine bakmaz burada. Burada kimse kimsenin gözünün içine bakmaz. Sonra, bu grubun hepsi soförle öpüşüp sarılıp vedalaştı. Bir tür sen de mi Türksün hemşerim muhabbeti döndü sanki gurbette.

Metroda tren kalkmak üzereydi ama acele edersem tek başıma binecektim, olmazdı. Platformda beklerken geçerken yine gülümseyerek baktı gözlerime. Tren gelince onların grubu, yani bir çift ve bir kız daha ve ben bindik koca vagona. Onlar hep beraber yer değiştirdiler az sonra. Birkaç dk. sonra tekrar değiştirdiler. Kız geçerken gülüştük karşılıklı. O anda sonrasının nasıl gelişeceği belli olmuştu -ya da ben öyle sandım.

Yan tarafta ters tarafa bakan koltuklardaydılar. Uzak sayılırdı. Bu durumda ben de yan taraftaki koltuklara geçtim. Arka arkayaydık şimdi. Hiçbir işe yaramadı ama. Öyle özel, dönüp bakmak gerekiyordu ki garip olacaktı. Ben de midemde bir baskıyla ödev okurmuş gibi yapmaya başladım. Kız da başını arkadaşının omzuna koyup uyumaya başladı. 5-10 dk. geçti, esneyerek uyandı, o anda döndüm. Güldü, uyumuşum dedi. Ondan sonra konuşmaya başladık. 2. trenimiz de aynıydı, o yüzden bayağı konuştuk. Neler yaptığından, nereden geldiğinden (mex. city yakınlarında hoş bir kasaba), neler aldığından, neler aldığımdan, şundan bundan. İşin kötüsü olabilecek en bakımsız hallerimden birindeydim. Uzamış saç sakal. Ama neyse ki karşımızda bir amerikalı yok. (acaip sıkıcı bir biçimde düzen yanlısı bu ülke -uzun saçlı erkek en azından başkentte yok).

Arada yanındaki arkadaşıyla da, diğer kadınla da konuştuk. İyice latin duran abi ile bir muhabbetimiz olmadı. Sonra çok doğal bir şekilde hiç özel uğraşmadan mailini, telefonunu verdi (Anayatzin), ben de verdim. Dedim ya, karşımızda bir amerikalı yok işte. Benim durağım gelince biraz ani ayrıldık. Hepsiyle hoşçakalınlaştık. Ama bir sarılma, öpüşme olmadı. Ben inerken hepsi ona eğilmiş birşeyler diyordu.

_________

Biraz, son zamanlarda çok sevdiğim şu şarkı gibi oldu tüm hepsi: Roam around the world. Neşeli, hafif. Bu bahaneyle rock tarihinin en iyi saç kabartan ve en boş ve hoş şarkılarını yapan grubu B52s geri dönüyormuş da deyivereyim.

Neşeli ve hafiflik demişken: “Ben Gokce ***, cok ozur dileyerek size yarin ki dersinize gelemeyecegimi bildirmek istiyorum. Hocam size karsi durust olmak istedim, ben cok iyi bir Fenerbahce taraftariyim, yarinki sampiyonlar ligi macinin sizin ders saatinizle cakismasindan dolayi dersinize gelemeyecegim.”

Reklamlar

8 yorum

  1. mutlu son ama henüz değil, devamı olmalı…dizi tadında:)


  2. o değil de uzun süredir uğramayan birine ben a, eski arkadaş ama kimlerdendi, hangi ara tanışmıştık, ne güzel gözüyle baktım. blog dünyasının sağlıksız birşeye dönüştüğünün habercisi belki de.

    anlatılacak şeyler olursa belki yazarım.


  3. birisiyle mi karıştırıldım? “aaaa çoktandır uğramıyordu, geldi” dediniz de sonra ben mi çıktım 🙂

    hiçbir yazınızı kaçırmıyorum. sadece bazen birkaçını üst üste okumam gerekiyor. “ya her yazıya yorum yaz ya da hiçbirine yazma derseniz”, o da olur sessiz takibe devam ederim ya da bulurum söyleyecek bir şeyler 🙂


  4. yok, karıştırmadım. sadece ozi diye çıkmayınca, site de biraz değişince ‘tanıyordum ama nereden’ gibi bir his oldu baştan. yorum bırakılmayınca uğradığıldığını anlamıyorum. ama ne zaman isterseniz o zaman bırakın, sevinirim.


  5. Drama Mex’i bu hafta göreceğim.
    Geçen hafta La Zona’yı gördüm ve “ne kadar da bize benziyorlar, inanılmaz” çığlıkları atıp durdum.
    Sanırım, seninki de benzer hislerdi, Simon.:)
    (ve de Talis:))


  6. çok benziyorlar gerçekten. yerli, otantik gelenekleri ve batıdan (tabi onlar için yukarıdan) gelen baskılar var. iki türlü de yaşayan kesimleri var, ama abd baskısı ağır çıkıyor, gelenekler azalıyor. politik çıkmazları, çürümüşlük bizdeki gibi. sadece bizden zenginler. o da petrol farkı tabi, bir de böyle zengin komşuları olduğundan.
    benim hissimse bunlar değil de ne hoş kız şeklindeydi, o ayrı tabi.


  7. bu arada ben şu filmin tanıtımındaki şu cümlelere takıldım: “Bir zamanlar zengin Batılı turistlerin uğrak yeri, ihtişamlı bir liman kenti olan Acapulco şimdilerde çöküştedir. Parıltısı kaybolmuş olan bugünün Acapulco’su…”.
    acaba birgün marmaris filan da böyle mi olacak dedim.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s