h1

Amnezya Anestezya

19 Nisan, 2008

Dün çok uzun bir süre sonra ilk defa yaşadığımı hissettim. Önce film festivalim kapsamında gündüz Rivette’in Langeais Düşesi’ne gittim. Bir Balzac uyarlaması, hoştu. Ama tabi İstanbul’da oynamadığından (festivalde var sanırım ama farketmez) muhteşemdi ve olağanüstüydü ve büyüleciydi. Neyse, sonra tiyatroya gidecektim. Kabul edeyim, film festivali yalan oldu. Ama minik bir tiyatro festivali ışığı göründü gözüme, çünkü 3 oyunuyla Rainpan 43 diye bir grup gelmiş birkaç günlüğüne. Kısacası deli bir ikili.

1 saatten fazla vardı. Yakındaki sevdiğim bir mağazaya girdim. Daha önce aldığım, boyu kısa mı ki dediğim pantolonun uzununu buldum. Sonra kasada tuvalete gitmiş kasiyeri 10 dakika, sonra 10 dakikada bir gelmesi gereken otobüsü 20 dakika bekleyince küçük bir festival koşturmacası bile oldu.
Tam oyun saatinde tiyatroda oldum, biletim de yoktu oysa. Ama gişedeki oğlan sağolsun, toplu bilet kesti, yoksa 3’ü birden astronomik olacağından hangisini elesem diyordum. Oyun (Amnesia Curiosa), festival bitince anlatırım, tam kafama göreydi. Bitince biraz oyalandım. Çıkarken oyuncular da fuayede sohbetteydiler. Küçük tiyatroların özelliği.

Oradan metroya doğru giderken karşıma pek sevdiğim süpermarketim çıktı. Şehirde tek gitmediğim şubesi. İçerisi benim güvenli ama diğer yandan fazla seçkinci ve sıkıcı muhitime göre çok daha kaotik, hareketli (vibrant diyelim en iyisi) ve mülti-kültürel birşeyler barındırıyordu. Çilek parçalarını tattığın kasenin başında iki siyah oğlan -biri feminen görünümlü- onlardan önceki asyalı kızlara güzel miydi diye laf attılar, kızlar kıkırdadı, uzaklaştı. Sonra ben de başında ağzımıza bir yerine birsürü atarken aşık oluyorum buna dedi biri, ama unutma tek taraflı olacak dedim ben. Genç, yaşayan bir kitle vardı içeride.
Metroya kadar sokak genel olarak hareketliydi zaten. Cafeler, restoranlar, barlar. Sokakta yürüyenler vardı bir defa. Ve benim oradan olsa olsa 2. geçişim filan.

(Şu tarzda) Çok güzel bir gündü. Ama bir yandan da acıklı. Anlatabiliyor muyum?

Reklamlar

4 yorum

  1. Üstteki post yoruma kapalı.
    Susacak mıyım?
    Hayır.

    Simon, Zincirlikuyu Mezarlığı’nın kapısına kocaman kocaman yazmışlar:
    “Her Fani Birgün Ölümü Tadacaktır”
    Oradan her geçişimde kafama takılıyor:
    -Bunu kim yazdı?
    -Amacı ne? Gözdağı mı, iyiniyet mi?
    -Sonra, neden yazı yazılır mezarlığın cümle kapısına?

    Yazındaki başlıklardan birinin anımsttıkları…

    Not: Bişeyler bu kadar tatsızsa, artık yolun düze çıkma zamanı yakındır, diye bilirim.


  2. Yorumlar kapalıysa bir alttaki yazıya neden gidilmesin? Gidilir tabii.

    Sessiz sessiz okur neşelenir giderdim bu blogdan. Evet neşelenirdim komik yazıyorsun çünkü. Ama bu yazıyı yani üstteki yazıyı görünce birşeyler söylemek istedim. Uzakta olmakla çok ilgisi var bu durumun bence, kendimden biliyorum. Memlekete dönünce bu kadar melankolik olmuyor, ya da böyle ıssız bir melankoli olmuyor, illa etraftan bir gürültü bir hareket konsantrasyonu bozuyor. Maceradan kovuğuna dönen hobbit gibi bile denebilir. Macera karanlık kasvetli ormanlarda geçiyor mesela. Ama yüzük falan yok.


  3. ıssız melankoli, ne doğru. tr’de olunca oluveren koşturmaca, oradan biri çıkmasa, buradan biri çıkması (arkadaşlar aramaz ama bir akraba arar, bir komşu birşey ister) da.
    ama diğer yandan, memleketteki yalnızlığın benzer bir şekilde sığınılacak bir yanı olmadığı için (uzaktayım, unutuldum) onun acısı da ayrı.


  4. Ben de remed nerelerde diyordum?
    Buradaymis 🙂



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s