h1

BOPE

4 Mayıs, 2008

Hayatın, insana birçok zaman hiçbirşey sunmazken bazen de birçok şeyi aynı günlere denk getirmesi haksızlık değil mi?
Geçen hafta birgün Duman konseri vardı. Aynı gün, bir süredir aklımda olan Zakir Hussein konseri. Gerçi onun kararı baştan verilmişti sanki. Duman’ın turunu fazla para niyetli buldum. Ama o gün biraz uykusuz geçip akşam saatlerinde a bu konserler yarın di miydi, neyse geçmiş deyince ortada verecek karar da kalmamış oldu.

Dün de aynı saatlerde hem filmfestivalinde Yaşamın Kıyısında vardı hem de Wizards yılın en kritik maçlarından birine çıkıyor, yenilirse yılın son maçı. Seyredelim, maçın durumuna göre karar veririz dedim. Son çeyreğe girerken fark yemişlerdi, filme hala yetişebilirdim. Son bir şans vermek için 8-9 dk. kalana dek bekledim, birşey değişmeyince, tam filmin başlama saatinde çıktım. Evden yürüme mesafesinde bir sinema. İlk taşındığımda 4 sinema vardı yakınlarda, bu tek kalan. Hiç de gitmemiştim. En kestirmeden, karanlık bir caddeden giderken kenardan 250 kiloluk siyah bir arkadaş laf attı, ne dedi pek anlamadım. Gülümsedim. “You smiled, god bless your day” dedi. Kimse gülmemiş şimdiye dek be adamım sana. Kader gülsün bari. Kalıp tek tek değiştirsem mi acaba ülkeyi?

Sinemanın olduğunu sandığım büyük binaya geldim, 2. kata çıktım. Ama ortalıkta iyice egzotik görünümlü bir uzakdoğu restoranından başka birşey yok. Dışarıda masalar filan. İçeri girip sordum, karşı bina dediler. Çok garip, o binada afişler gördüğüme eminim sanki. Yok, afiş değil de sinemanın ismini. Ama bir an düşünseydim, sinemanın isminde geçen binanın karşı bina olduğunu bilmem gerekirdi. Garip. Belki taşınmıştır. Gerçi sinema dükkan değil ki kolayca taşınsın.

Girdim, 15 dk. geçiyor. Bir bilet. Sıra var dediler. Bekleyenler var, ama meğer bilet kalmamış, onlar belki niyetine bekliyormuş, ama almayacaklarmış. İyi, ben zaten daha çok birilerine, mesela geçen dönem garip bir şekilde tanışamadığım çifte filan rastlarım diye gelmiştim. Aynı tempo ile ev. Henüz bitmiş, fark yemiş Wizards’ımız.

¼ ½ ¾

Bugün çifte seçenek yoktu. Tek alternatif Elite Squad. Bilet biter belki diye erkenden gitmiştim. Patti Smith’den sonra başka birşeye gitmemiştim, bari bunu kaçırmayalım.

Büyük salon. Geç de başlayınca tam doldu. Yanımı boş tutmak için koyduğum çantamı bile almak zorunda kaldım son anda birileri gelince. Üff püff. Hiç sevmiyorum salon dopdolu olunca. Görmemekten değil, sesten. Popcorn’a çok takmamak niyetindeydim, ama yanımdaki geç gelen çift fısır fısır konuşuyordu arada. Arkamda da yine geç gelen sarışın aptal kategorisinden iki kız bayağı sesli konuşuyordu. Bu noktada en güzeli, filmin gücü ile herkesi susturması olur. Film de susturacak filmdi gerçekten. Hem heyecanlı hem şiddetli. Ama bunlar yine de akıllanacak gibi değil. Öyle ortamlarda kaçmam gerek gibi hissediyorum, küçük bir koltuğa sıkıştırılmışsın filan. Film de bırakılacak gibi değil. Kalktım, geçerken ayaklara basıp sıradan çıktım. Hiç yer yok, zaten yer aramıyorum.

Tek katlı, yukarı doğru hafif yükselen bir salon. Ortadan bir koridor ile ikiye ayrılmış. O koridorun en arkasında yere çömelmiş bir kadın vardı, kapıda bilet kesen gönüllü. Birara onun yanında durup sonra ortaya yürüyüp salonun en ortasında yere oturdum. Herkesin ortasında koridorda tek başıma.

Diğeri nasıl bir kıstırılmışlık hissi ise bu da o kadar özgür. Birgün bir mevkim olsa bile en önemli prensibim yine böyle yere oturan biri olmak olacak.

Elite Squad: Ne zaman bir filmin Rio’nun farfella’larında geçtiğini duysam TanrıKent’ten sonra ne gereksiz diyorum. Ama bu çok sağlam, bayağı iyi bir filmdi. TanrıKent, içerden gösterirken bu polis bakış açısı. (BOPE isimli özel bir polis kuvvetinin).

Brezilya’da gişe rekortmeniymiş film. Anlattıklarına benzer bir hikayesi var bunun da. Daha gösterime girmeden 3 ay önce birçok kişi kopya dvd’lerden seyretmiş. Altyazıları yapan firmadan çalınmış-veya sızdırılmış. 3 milyon kişinin kopyalardan seyrettiği düşünülüyormuş, sinemada seyreden ise 2.4 milyon. Bununla bile yılın en çok seyredilen filmi olmuş.

Aynı TanrıKent’teki gibi hikayenin özü neredeyse tamamen gerçek (mesela filmden sıçramış gibi duran yukarıdaki kare filmden değil). Aynı TanrıKent’te olduğu gibi -hikayenin gerektirdiği üzere- çok şiddet dolu. Sadece onun kadar özel değil belki.

Reklamlar

3 yorum

  1. ne yapıyoruz? hemen ediniyoruz, seyrediyoruz.

    bi de sen böyle anlatınca yıllar yıllar önce bir anthrax albümü vardı, among the living diye. o geldi aklıma. bulup tekrar dinlemek lazım teenage zamanlarının hatrına.


  2. Aptal sarışın kategorisndekiler ve mısır yiyenler bu filmi nasıl algılamıştır diye düşündüm. Ne anlamışlardır, acaba?


  3. ya, çok ilginç di mi? vizyondaki bir avusturya filmine gidiyorum burada. aynı gün TR’de vizyona girmiş oluyor. festivalde çok da yepyeni olmayan bir brezilya filmine gidiyorum, bir gün önce vizyona girmiş oluyor ülkede. tabi sadece istanbul’da. artık nasıl bir imtiyazları varsa onların.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s