h1

ılıktı ve yağmur çiseliyordu (bir grup için kapanış şarkısı)

16 Mayıs, 2008

Pazar gecesi saat 1. Virginia’nın orta yerinde devasa bir park yerinde arabada oturmuş, birkaç saattir öyle bekliyoruz. Hala yağmur yağıyor. Biraz yavaşlamış mı? Çok hafif belki ama rüzgar yine yerinde. Ayakkabılarım ve çoraplarımı çeşitli su birikintilerinde yüzmüş olduklarından çoktan çıkarmışım. Neyse, üstüm kuru, ıslak kazağı ve montu yanıma sermişim. Yanımdaki çantam ve içindeki herşey su içinde. Sırılsıklam pantolonumu da arada bir ovalayıp kurutmaya çalışıyorum. Arada arabanın önünden arkasından yalınayak, seke seke birileri geçiyor, yanımızdaki ağaçlık alana ihtiyaç molası kabilinden. Sinir bozucu da olabilir durum ama bir yandan da huzur verici. Öndeki, o güne dek sadece bir kere 5 dk. görmüş olduğum çift uyumuş. Kız arabaya girer girmez uyumuştu da İngiliz oğlan biraz evvel daldı. Dışarıyı seyrediyorum. Damlalar, bekleyen diğer arabalar, çalan burada hep dinlediğim rock kanalı, araba içi sessizlik…

Ondan 3.5 saat kadar önce gişelerden geçmek için yağmurun altında sıradayken önümdeki genç çift biz de sığınabilir miyiz şemsiyene diyor. Kız pek iyi görünmüyor. Tabi, ama zaten onla da farketmiyor diyorum. Battık tamamen diye cevap veriyor.

Ondan yarım saat kadar sonra ise Thom sahnede “I know, you guys had a hard time coming here. Sorry” diyordu, sonra önlerden biri I love you demiş olmalı ki We love, you, too, diye cevap veriyordu. Bense Fuck you diye bağırıyorum. O kadar da içimden gelerek söylüyorum ki.

Sen ki sitende konser turlarının çevre etkileri için incik incik araştırmalar yayınlamışsın, harcanan enerjinin çok büyük bir bölümü seyirci ulaşımı diyorsun, sonra da washington konseri dediğin konseri yaptığın yere bak. Şehirden 70-80 km. uzakta (Çeşme’de konser yapıp İzmir’de demek gibi), üstelik anayollara tek şeritlik tek bir bağlantısı olduğu için, ve saçmasapan bir park yeri olduğu için her seferinde, yağmur filan olmasa bile trafiğin kitlendiği bir yer. 20-25 bin seyirci varsa rahat da onbin araba var demek. Onbin arabanın gidiş gelişte 5 saat dururken, veya dura kalka ilerlerken yaktığı benzin herhalde bizim küçük bir şehrimizin bir haftada yaktığından fazladır.

Bir de bu konser için tavsiyede bulunmuşsunuz, toplu taşımayı tercih edin diye. Toplum taşıma mı? Acaba vapurla mı gitsek, banliyö treniyle mi, halk otobüsü mü, sahilden bir tekneye mi atlasak, yoksa dolmuş mu daha çevreci olur? Alay eder gibi. Şehrin iyice dışında, kuş uçmaz kervan geçmez (bazılarının in the middle of nowhere dediği) yere ne taşıması? Sonra da toplu taşımayı açıklamışlar, araba paylaşımı yapın, 3 kişiyi arabasına alana poster göndereceğiz diye. Onbin arabadan kaçı böyle paylaşılmıştır? 5? 10? Amerika’dan bahsediyoruz. Burada arabalar paylaşılmıyor, olmayan gidip kiralıyor.

Hepsi niçin? Yeter ki en büyük kapasiteli yer seçilsin de sen iki saatlik şarkı söylemen karşılığında en büyük parayı al, menajerlerin, organizatörlerin, tur şirketi, alan sahipleri, biletçi şirket, bilet mafya şirketleri olabilecek en büyük parayı kazansınlar diye. Demek bu alemde Eddie Vedder dışında güvenecek adam yok. Çok yıllar önce üniversitede oda arkadaşım demişti, plak şirketlerini, büyük turları reddediyorlar diye. Dediklerinin tam karşılığı böyle anlaşılıyor işte.

Bu durumda az bile diyorum sana. Dediğim sırada da ayaklarım ve pantolonum ıslak, park yerinden hızla yürümesi bile 20 dk.yı bulduğu için. Hele kendimizi içeri attığımızda oturacağımız yere de yağmur yağdığını görmek tam trajikomik. Ben orayı bırakıp ortalara doğru süzülmenin yollarını buluyorum neyse ki.

Ama asıl bir de arabaya dönüşün nasıl olduğunu bilsem daha neler derdim sana. Hava soğuk, Mayıs filan değil, 8-10 derece, yağmur yine deli, artık aralarda göller ve nehirler oluşmuş. Battı balık yan gider diyen birileri kendilerini sulara bırakıyor, bunun görüntüsü bile bana hastane koridorlarını hatırlatıyor, bir sonraki gün ne kadar hasta olacağımı düşünüyorum. Arabaya bir türlü ulaşamıyoruz, aslına bakılırsa yerini de tam bilmiyoruz. Kaldı ki ben yağmura gelemem. Çekerim.

İşin en garip yönü de o rezillikte ve o can sıkıntısında, konserin zaten bir kısmını kaçırmışken (gerçi biz yine şanslıymışız, bizden 10 dk. sonra çevirmeye başlamışlar arabaları, park yeri dolmuş, yolları su basmış) keyif almaya çalışmak. İyi ki çantaya bir su plastiğinde bourbon atmışım. Ondan yudumlar alıp hem ısınıp hem havaya girmeye çalışıyorum. Ama ben havaya girdiğimde konser bitiyor zaten. Yani, gel de nazara inanma.

Sonuçta sitenden özür dilemen yetmiyor. Gel de benden özür dile. Gel de bak ben sana bahçede yağmurda şarkı söyletmiyor muyum? Çirkinliğinle ve kulaklarınla da alay etmezsem neyim…
(aşağıdaki yazı bu fikirden çıkmadı. bu fikir aşağıdaki yazıdan çıktı).

Reklamlar

8 yorum

  1. şikayet etmemelisin, türkiyeye daha adım atmadı adamlar 😦


  2. öyle ama yani bütün o harcanan zamana, saatlere değil, günlere, mahvolmaya değdi diyemem. haftalardır bilet ve götürecek birilerini ayarlamaya çalışıyordum. maliyeti de cabası. tüm redyohed külliyatını, boxsetli maksetli alsam, hatta plak formunda, daha ucuza gelir, evimde, pencereden yağmuru seyredip paşa paşa dinlerdim. hiiiç vakit kaybetmeden.


  3. bence de degmezmis!
    Fakat nereden bileceksin ki böyle olacagini? Sanssizligin bu kadari! Nazar ihtimali yüksek.


  4. su sag yanimdaki sirin renkli sekilcikleri de sevmedim hic. kendi sectigim,cizdigim profil resmimi kullanmak hakkim, onun görünmesini istiyorum ben. Sende senin istedigin görünüyor ama! Bize ise böyle ecis bücüs sekiller.
    Saygilar.


  5. ama bu benim sorunum galiba.
    ben kapatayim en iyisi bu sayfayi, kendi kendime sohbet havasina tam girmeden.


  6. yok, ben seviyorum insanlar burada öyle birbirleriyle veya kendi kendilerine sohbet edince. rahat ediyorlar demek diyorum.

    şekilcikler için, ne yapalım neyzen’cim, biz ayrı alemlerin blogçularıyız. sende de benim hiçbir şeklim çıkmıyor. kimliksiz birşey oluyorum. burada sana en azından bir kimlik veriyouz. koyu pembe ve sade.
    (sana bir wordpress id’si alıp onla yorum bıraksan, böylece resmin olsa diye düşündüm, ama o zaman bloguna link olmaz -sanırım).


  7. az bile söylemişsin, içimin yağlarının ancak bir kısmı eriyebildi.
    daha önce de http://alec-eiffel.blogspot.com/2008/04/mziin-be-para-etmez-ama-kafan-alyor.html
    şu yazı sayesinde bir kısmı erimişti.
    iyi oldu yani, adeta hafifliyorum.


  8. bu avatarlar ne hakkaten, karaman yöresinden lsd kafasını anlatan kilim motifleri gibi.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s