h1

Gamzedeyim, deva bulmam

20 Mayıs, 2008

İleride bugünlere baktığımda bunları nasıl yaşadım ben diyeceğim. İleride dediğim, yıllar sonra değil, buradan kaçar kaçmaz.

Yaşamayan bilemez. (Artık bir blogdan anlayış beklememeyi öğrenmeye çalışıyorum zaten, ama) 3 tam Amerikalı Amerikalı ev arkadaşının olmasını, birinin sevgilisinin sürekli evin bir parçası haline gelmesini, sıradan düşüncesizlikleri – ayıpları bir yana, yeni ev arkadaşı kızın sürekli kapı çarpmalarını, bunu çok olağan bulmasını, diğerlerinin de çok olağan bulmasını, o, diğer bir ev arkadaşı oğlan ve birkaç gün kalan annesinin aralarında kapı çarpma yarışması yapmalarının bünyede yarattığı gerilimi, çok serin geçen günlerde sırf Mayıs diye sürekli pencere açık yaşamalarını, evin bazen Ocak’tan beter soğuk olmasını, ev demişken burayı hiçbir zaman evim olarak görmediğimi, buradaki her ince detayı, hayatımın diğer kısmı ile hiçbir şekilde karıştırmadan hayatımdan çıkarmak istememi, o yüzden güzel geçmesini değil, sadece geçmesini istememi ancak benim anlayabileceğimi farkediyorum. Hayatın yaşanmayan geçici dönemlerini kabullenmeye çalışmak birşey, ama sonra başkalarının aynı dönemi yaşayarak geçirdiklerini görmek
yaraya kezzap atmak gibi geliyor.

Bitse de gitsek diyorum. Ben sınıfça götürüldüğümüz sinemada o eğitim programını seyrederken. “Alkol kötüdür, öldürür, süründürür, bünyede tahrip olunmaz yaralar açar”. Ama sonra film bitiyor ve ışıklar yanınca görüyorum ki herkes, tüm sınıf arkadaşlarım, hatta öğretmenler dahil, yan salona kaçıp Kutsal Hazine Avcılarını seyretmiş. Biri diğerine Indy’nin içkileri nasıl diktiğini anlatıyor, diğeri trende başka bir maceraya doğru giderken çok sevimli Karen Allen’a yaralarını öptürdüğü (bir de şurası çok acıyor) sahneyi. Bilinçaltım tahrip oluyor, artık ömrüm boyunca neden olduğunu anlayamadığım bir eksiklik hissi eksik olmayacak, o yaşta bile biliyorum.

Reklamlar

33 yorum

  1. aslında uzun zamandır sormak istedigim bi soru var bodoslama, sormiycam ama çok duygusuz kaçıcak bu post’a 🙂


  2. KAÇ SİMON!
    HEMEN KAÇ ORADAN.
    Ciddiyim.

    Ya da, bu kadar sabırla kahır çekmenin sahici bir açıklaması olmalı. Onu dinlemeye ve sana hak vermeye hazırım.


  3. Hımm, bir de blog anlayış göstermez, blog arkadaşları anlayış gösterir. Bunun için varız, burdayız zaten. 🙂


  4. Ama az kaldi, sonu geliyor o berbat günlerin. Biliyorum, bu cümle de tatsiz kacti, konu ayni zamanda sonu gelen onca zaman, yil olunca.


  5. lopşim, istediğini sor. ama cevap vermem, önceden söyliim.


  6. çavdar hanımcım, ben de onu diyorum. blog arkadaşı dediğimiz şey aslında bir arkadaş değil. o bir söyleyiş biçimi, blog tanıdığı demek lazım belki. ihtiyacınız olduğunda yanınızda olmazlar, arayıp sohbet edilmez, gel iki tek atalım denmez, hayatınızı bilmezler. işin gerisini, nasıl biri olduğunuzu bilemeyecekleri için de bir posta sığdırdığınız kadarından sizi anlamaları mümkün değildir. eğer nadiren yaklaşık 1000 vuruşa (200 kelimeye) sığdırırsanız bunları, o da karşınızdakinin açtığı onca pencereden birindeyken yeterince ilgi çekebildiyseniz bazen aynı yerde buluşursunuz.

    bu sabrınsa gizemli bir tarafı yok. bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete durumu.


  7. sağol neyz. bazen, birçok zaman ‘geçmiş geçti’ teorisini uygulayabiliyorum. herkese de tavsiye ederim. sadece o geçmişin kötü etkilerini gördüğünde, yaşadığında hoş olmuyor.


  8. 1.bana lopşim diyen ikinci kişisiniz. loPHsim olduğundan lofsim aslında, ama lopşim daha şirin lopSHim mi yapsam nickimi.

    2.blog içinde kaybolmalarım sonucu(ne kadar çok postun var ve hepsi de ne kadar uzun!)2001de amerikaya gitmiş olsan, 2+4 master+doktora olsa. E bitmedi mi 🙂 yoksa 45 yaşına gelene kadar sizde ders vericem diye bir kontrat mı imzalattırdılar :p


  9. eh sonunda oldu simoncum. dün gece rüyamda senin evi gördüm. yazının sıkıntısı rüyama da bulaşmış olacak ki, çok tuhaf bir evdi. mutfağı gördüğümü ve yahu simon burda nasıl yemek yapıyor ki dediğimi hatırlıyorum. bir de, güya bizde aynı sitede yaşamışız zamanında ve bizim kaldığımız ev aslında böyle kötü değilmiş. gerisi yok, bu kadar. yani diyorum ki, ya bu ülkeden taşın artık ya da bu evden.
    eksiklik hissi konusunda my sympathies diyorum.


  10. Yahu Simon, hangi arkadaşımızı o’kaddar derinden tanıyoruz ki?
    Pek, “blog tanışı” olsun “arkadaş”ı olmasın. Onca zaman, onca yazı ve okumadan sonra hiç mi işe yaramaz bu tanışlıklar? O derecede mi sanal, yani?
    Bilemedim.
    Anladığım, senin canın çok sıkkın ve ….
    Hımm neyse, tatil yaklaşıyor. İyi gelir. (Herhalde?)


  11. aa lopfshim, tam kirmizi kartlik bir hareket bu. never ask a woman her age, never ask a doctoral student her stage.


  12. eksiklik hissi dedigin hicbirimizde eksik olmayacak ki zaten… bir de hareketimize sebep olanin, motor gucumuzun zaten eksiklik denen sey oldugunu dusununce, cekilmez olabiliyor.


  13. never ask a woman her age, never ask a doctoral student her stage.
    güzelmiş. ama şu an çok üzüldüm. kötü anlamda sormamıştım ki ben. stageler evet 😦


  14. neyse ki yokluğumda dernek yardıma yetişmiş. ben bu derneğin kurucu başkanını gülkurusu ambleminden tanıdım ama. ne iyi di mi, şekilciklerin işe yaraması.

    üzülecek birşey yok, lopşim. evet, lofsim, farketmiştim yazılışı, öylesi daha hoş gelmişti; gerçi okunuşunu düşünmemişim. ikisi de sevimli.

    başka, hmm, arada astral seyahatler yapıp rüyalara girmeyi çok seviyorum. belki ben rüya görürken aynı anda da birileri beni görüyor. görüştüğümüz de olabiliyor belki böylece.

    ve bir de en iyisi, ben herkese bir şarkı çalayım.


  15. Ne yazık ki şarkıyı dinleyemiyorum(z); youtube kapalı yine! Ne sürpriz değil mi?
    🙂


  16. Ben size misafirliğe gelsem, kolonya ve pişmaniye getirirdim.


  17. ama ben şarkıyı dinleyebiliyorum.


  18. öncelikle, tolga, evet, haklısın, hep var o eksiklik hissi ama unutuyoruz. unutunca mutlu olabiliyoruz. sonra hatırlayıncaysa… mesele sanırım hatırlatacak denli şiddetli olmasında.

    çavdar hanım, sizin apt.da filan yasaklı olmasın sakın? yönetici hakkında bir eleştiri vidyosu konmuştur belki?

    jelajel, sen kolonya (kolonyayı biraz zor getirirsin, yanına alamıyorsun, bavula koymak için de iyi bi risk alman gerek), pişmaniye değil sadece, hacıbaba baklava, pekmez (daha beter risk) ve suböreği bile getirsen biraz zor aff… yok, o zaman affedilirsin.
    yalnız, sana şekilcik beğendirmek zor olur şimdi. seninki sana göre biraz fazla sade ve süssüz ve cafcafsız kaçmış.


  19. banuşko, bu ne süpriz! hangi tepede kır çiçekleri açtı…


  20. bugün ankarada hem güneş vardı, hem yağmur. çelişki içimi açtı 🙂


  21. Oysaki ben bir kutu Koska pişmaniyeye, bir şişe de Eyüp Sabri Tuncer’e tav olursun sanmıştım. Ayyy! Ben haklıydım, sen haksız. Nokda.


  22. Hayır hayır, apartmana bile değil, sadece bana yasak! 🙂
    Olur mu canım memlekete yasak, dns ayarıyla filan oynamak lazım. Ama, böyle tıklayın deyince bir yararı olmuyor. Yoksa, kapıdan bacadan bir yerden giriyoruz.

    Yoksa, sahiden bana mı yasak?


  23. 1-gamzedeyim deva bulmam’ı kimden dinleyelim bilemedim sen söylesene bi zahmet.
    2-sen mi çok şanssızsın yoksa cidden bu kadar berbat mı orası bilemedim.
    3-kimsenin çılgınlar gibi mutlu mesut olduğu yok, herkes bir şekilde oyalanıyor hayat da böyle geçip gidiyor. sen de öyle yap.
    4-şekilciğimi merak ediyorum.
    5-verdiğin şarkı linkine kırk yılda bir tıklayayım dedim:) açılmadı.
    6-bünyede tahrip olunmaz yara ne ola ki:))
    7-maddeler halinde yazmak tembel işi.
    8-üzülme.


  24. banu, bana da ‘o kadar güzel müzikler çalıyorsun ki iyi olmadan yapamadım’ demişsin gibi geldi.


  25. felafel, buraya yorum bırakanlardan birinin babası koska’nın sahibi-ydi. iki yıl önce şirketin tüm sermeyesini sevgilisinin yurtdışındaki kumar borcuna yatırdığını öğreneli beri görüşmüyorlar. (ya da sevgilisinin murathan mung. olduğunu öğreneli beri, tam emin değilim).
    onu çok kırdın. bu yüzden ben de şimdi sana ters bir yorum cevabı yazmış olsam ne kadar haklı olacaksam sen de aynen o kadar haklısın.


  26. aa ne guzel, ne cok yorum var!
    simon kardesim, sagol: google’da gulkurusu diye arattirinca ben cikiyorum artik. 🙂
    lopsim: kusura bakma, hizlica yazarken “kirmizi kartlik” dedigim yoruma gulen suratlari eklemeyi ihmal etmisim. yorumun sonuna soyle bir kac tane 🙂 🙂 ekleyelim. uzulme, tamam mi?


  27. ahh, sana cevap vermiyorum, çatla.


  28. “onu çok kırdın. bu yüzden ben de şimdi sana ters bir yorum cevabı yazmış olsam ne kadar haklı olacaksam sen de aynen o kadar haklısın.”

    Bu dediğinin geçerli olabilmesi için önce BENİM acayip, nereye gittiği belli olmayan bir yorum yazmam lazım Bay Koska!


  29. üzüntü bünyemde tahrip olmaz yaralar açarsa vicdan azabından ölürsün ama çok geç olur.
    yine de sen mutlu ol,canın sağolsun .
    :fırk:


  30. tahrip olmaz yara denmez ona, telafi olmaz denir. hala hep mavi zemine düşüyorsun, farkında mısın? yoksa diğer yorumcuları da öyle düşsün diye mi ayarlıyorsun?


  31. yok ben şahsi çalışırım. organize işler benim tarzım değil. sadece bekliyorum.


  32. Bana cevab yazmamış.


  33. felafel, ama kendi mekanına bak bi: heryer benim cevapsız aramalarımla dolu.
    hem cevap yetiştirmek istemiyorum ki sana.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s