h1

anna karina’nın gözleri futbol topu gibi (metroda aynı koltuktaydık, oradan biliyorum)

31 Mayıs, 2008

Anna Karina’nın bir gözleri var, şöyle bir açıp bana baksa ne dese inanırım. Mesela, dese ki Gök çek’ten daha iyi belediye başkanı olmaz, ne doğru söyledin der, başımı sallarım.

Anna Karina, beyazperdenin en güzel kadını değil. Ama rahatlıkla en Fransız kadını olduğu iddia edilebilir. [O Fransız sineması ki ne kadınlar çıkarmıştır (belki en güzellerini); Bardot, Seberg, Deneuve, Adjani, Beart, Binoche, Tautou, Depardieu…]

Anna Belmondo’ya bozukluğun var mı der. Bir şarkı mı çalayım istiyorsun der Belmondo. Evet diye gülümser Anna. Tamam, ne istiyorsun, itsi bitsi, diye sorar. Hayır, Şaarl, der Anna. Aznavur? Evet, başını sallar sevimlice. Belmondo bozukluğu atmaya giderken de Anna’nın önüne dana gibi bir resim bırakır. Sevgilisi başka bir kadınla. Fair playe uymayan bir hareket. Hiç dayanamadığı şarkıda Şarl ‘sen kendini bırakıyorsun’ derken Anna gözlerini resimden alamaz.

Film biter (sonra tabi). Ben çıkmadan, ilk girdiğimde vitamin aramak için boşalttığım çantamı yerine yerleştirirken bir kız beni bekler geçmek için. Pardon deyip çekilirim. Geçerken farkederim, kızın gözleri Anna Karina gözleri. Sonra ben biraz oyalanırım. Şehirde en sevdiğim salona veda etmek için. Sonra otobüse giderken önümde ışıkta durur -otobüs-. Adama el etsem mi, ama bu o mu, hem zaten almaz, derken sonradan kaçırdığımı anlarım. İşin yoksa şimdi şehri boydan boya katet metroylan. Neyse, istasyonda merdivenin başındayken tepesinde Anna Karina gözleri. Tren gelirken yakınız. Sonra kapı açılırken merhaba. Merhaba der o da. -Aynı sıradaydık. -Öyle mi? -Ona benziyorsunuz. -Yok canım. -Gerçekten. Aynı gözler. -Yok, yok. -Ama ne kadın, di mi? -Gerçekten. Sonra aynı sırada oturup konuşuruz. Sert bir aksanı var. Amerikalı, ama değil bir aksan. Yarım saat sonra o iner. Ben yine çekilirim yol vermek için, 1 saatte 2. kere. -Güzel bir sohbet oldu. -Gerçekten gözleriniz aynı. Güler, iner.

Reklamlar

9 yorum

  1. yaşadığımız anların hakkını vermemiz gerekiyorsa eğer -ki gerekiyor-, güzel olmuş.


  2. Eskiden beri adını hatırlama için, şifre olarak Anna Karenina’yı aklıma getirirdim. Sonra, baktım daha çok karışıyor, vazgeçtim.
    Şimdi baktım da, o gözlerle Godard’ı fena etkilemiş anlaşılan. Kopenha’dan Paris’e geldiğinde 18 miş, Godard’la evlendiğinde 21. Ne kadar taze, genç…


  3. Kopenhag’ı yanlış yazmışım, düzelteyim dedim. “flood” yapmayın diye azar işittim, wordpress’ten.:)


  4. Kopenhag’ı yanlış yazınca mı azar etti wordpress, yoksa üstüste iki yorum olunca mı? çevirip kollar bizi romeo, romeo. ya da wordpress worpress.


  5. Yanlış Kopenhag’lı yorum gidiyordu ki, yetişip tıklayıp değiştirdim -aslında ben öyle sanmışım- yorum gitmiş bile. Onun üzerine üst üste bu kadar çabuk göndermeyin kardiş, flood yapmayın dedi sizin romeo romeo!
    🙂


  6. Fransiz kadinlarin(aktrisler vs..) guzel oldugu klisesi disindaki tum yazdiklarini yine zevkle okudum, okuyorum… 🙂
    Daha guzel bir baslik bulamazdin…

    (oyle bir yerdeyim ki amonyakli asfalti “x mali ama” diye satin bile alabilecek, gorecelik sinirlarini asan cirkinlige bile sirf “adi” yuzunden agizlarinin suyu akarak bakan insanlarla cevrili). 11 sene once de boyle idi ilk geldigimde, yine boyle. Bu dunya hic degismeyecek…


  7. klişe ama gerçek:)
    neresi, merak ettim tabi.


  8. Paris iste… Gezince degil ama yasayinca, faturalari odeyince, kuyruk denilen sey hatirlatilinca, hicbir isini dogru duzgun yapmayan tembel insanlarla dolu olunca (ki Dunya tembeli secilmis), pastalar haric berbat mutfagini tadinca (kuzey kismi) metrolarda tikisinca ve bunu uzun sure yapinca, pesine sacma sapan (burali)insanlar takilinca(taksi bulamazsin),kitanin diger sehirlerinden ne kadar berbat oldugunu anliyorsun ve etrafinda bunun tam tersine inanmak icin yiginla para verip gelmis insanlari goruyorsun…

    Yine burasi icin Stephen Clarke A YEAR IN THE MERDE i tavsiye ederim (Son kelime zaten ozetliyor). Cok okunanlar arasinda oldugu icin -edebi acidan gereksiz de- olsa insanlarin bu klise isinde gozunu actiginin ilk habercilerinden. Ya da gercekle klise arasindaki farki soylemekte cekinmeyenlerden. Ama cogu insanin hosuna gitmiyor tabii.

    (Guzellik yine goreceli derim, ama asla Fransizlar olamaz, simdiye kadar gorebildigim ulkeler arasinda en hos hatlara sahip halk Romanya oldu. Dogu Avrupa….)

    oof, yorum sInIrImI astim… Kusura bakma.. 🙂
    Selamlar


  9. yok, benim klişem sadece sinema içindi. sinemanın en güzel kadınlarının büyük çoğu fransız diye. (nedeni, uzun yıllar en iyi sinema onlarda olduğundandır belki; ve italyanlar yönetmenler fransız kadınları kullandığından).
    yoksa gerçek hayatı tabi bilemem. kesin ingilizler değil, onu biliyorum. arjantinliler, perulular, rumenler, ruslar, ukraynalılar, koreliler, vs. olabilir. bir de tabi izmirliler. a, bak, ankaralılar da çok güzel oluyor.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s