h1

LAŞATEMİ KANTARE

11 Haziran, 2008

2 hafta kadar önceydi. Uykusuz gecelerin arasında bir gece yatmak üzereyken o sırada öylesine açık televizyonda adımı duydum. Ha, ne, derken meğer futbol kanalında Türkiye-Fildişi maçıymış. U-21’dı sanırım, yani ümit milli. Top sol kanada geldikçe ve spiker Simon mimon dedikçe, sanki uyumak üzereyken tanıdık biri bana sevecen bir şekilde iyi geceler diliyormuş gibi geldi. O gün bir güzel uyudum.

******

Diğer gecelerde ama, bazen acaip yorgun, acaip uykusuz olsam da, uyuyamadığım gecelerde bazen sanki istediysem de hiç yerimden kıpırdayamıyormuş gibi hissettim. Locked-in sendromu denen, Dalgıç ve Kelebek’te de görülen felç haline çok yakın gibi.

******

Son gün koşturmacalar arasında birara otobüs beklerken yediğim elma koçanını çöpe atacakken çöpün olmadığını gördüm. Hemen dibindeki beyaz saçlı, yaşlıca ve hafif meczup siyah çöpçü at, at, buraya at dedi elindeki şey için. Sonra da umarım günün iyi geçmiştir dedi. Yok dedim. Bazen öyle olur, eve git, dinlen, yalnız televizyonu açma dedi. Ama ben televizyonla dinlenirim dedim. Yok, açma dedi. Ya film dedim (movies dedim, televizyonda film diye kastettim, o sinema diye anladı sanırım). Onu haftada bir yaparsın, arkadaşlarınla. Hergün yaparsan özelliği kalmaz, zaten paran kalmaz dedi. Ben otobüse binerken başkalarına takılmaya başlamıştı.

******

Yarım saat-1 saat sonra başka bir otobüs durağına giderken yağmur yağıyordu. Otoparktaki yağmurluklu siyah bir adam, kendi kendine söyleniyordu. Yağmurdan şikayetçi diye yakın hissettim. Bir çeyreğin var mı dedi geçerken. Durağa gitmeden çıkaramazdım. Oraya eşyaları bırakıp dönüp iki çeyreklik verdim. Teşekkürden sonra birşey dedi, anlamadım. Ne? Yine söyledi, yine anlamadım, ne, yine anlamadım. 4.de anladım sonunda. Lotoda sayıların tutar umarım demiş. Sonra da anlattı da anlattı. Hep 1,2,9 oynarmış, 3 kere kazanmış, vs. vs. Herkes bu değerli bilgiye şöyle bir 5’lik filan veriyor dedi. Ya.. ya.. sağol..

******

Orada böyle yarı deliler dışında da kim konuşursa sizinle o konuşma orada kalacaktır. Geçenlerde bir alışveriş merkezinden dönüşte otobüste iki siyah adam bir önceki geceki maçtan konuşuyordu. Biri yaşlı, beyaz saçlı, diğeri orta yaşlı, Beyaz Gölge günlerinden kalma bir tip. Son pozisyon fauldu dediler. Ben de daldım konuşmaya, Beyaz Gölge adamla. 5-10 dk. konuştuk. İşte, şöyle fauldu, adam gösteremedi filan dedikten sonra 1-2 dakika geçti, adam kalktı, indi. Ne iyi akşamlar ne bir dönüp selam vermek. Sanki bir aynayla konuşuyor adam. Nerdeeee, Havaş’ta iki cümle yardım ettim diye 3 kere teşekkür edip inerken tekrar tekrar selam veren caanım İtalyanlar.

******

Son sabahımda 4-5 saatlik bir uyku ayırdım diye sevinirken orta yerinde kırar gibi çarpılan bir kapı. Uykum kaçtı ama bir yandan da gülümsedim. Artık istediğin gibi çarp Eric.

******

Geldim, evden ilk çıkışımda 5 dk. içinde 2 kişi yol sordu. Boğaziçi Restoran şurada, Sir Winston Tea, valla biraz geride ama yerini tam hatırlamıyorum. Pek iyi geldi. Çok özlediğim, dayanışmaya dayalı hayatın izleri sanki.

******

Ama neredeyse 1 hafta olacak, arayan soran arkadaş yok. e, 1 geliş, 2 geliş, 4 geliş, 14 geliş olunca böyle oluyor işte. Bu arkadaş grubunu ne yapsam diye düşünüyorum. Gerçeklikten uzak biri olunca da aklıma gele gele What Not To Wear geliyor. Trinny ve Susannah önce hayatımı gizlice kaydetsin. Aralarında çekiştirdikten sonra bir anda gelip “Simon, seni kaydettik, bu arkadaşlar sana yakışmıyor, çok eskide kalmışlar, artık yenilenmen gerekiyor” desinler. “Al şu 2000 poundu, kendine sana vereceğimiz tavsiyelere göre yeni bir arkadaş seti oluştur, yalnız önceki arkadaş koleksiyonunu çöpe atacağız”. “2000, olur, ama eskileri atmasam?”. “Olmaz, eskilerden kurtulman gerekiyor” desinler ellerinde makasla. Bir tek Liz’i kurtarmaya çalışsam dolaba saklayıp.
– Niye Liz?
– E, O kraliçeliğe kadar yükselmiş, halka malolmuş biri. Benim anlatmama ihtiyacı olmayan biri.

******

Geleli beri neye elimi atsam alçı tozu, herşeye sinmiş bir cila ve vernik kokusu, biraz hastalık… Ama olsun, burada hayat ne güzel. Bir arkadaşımın dediği gibi, Akdeniz’in ışığı çok farklı. Bugün pazar da kurulu. En iyisi, çıkıp biraz erik alayım. Çıkmışsa şöyle sarı, yarı tatlı, yarı mayhoş.

Reklamlar

4 yorum

  1. Hoşgelmişsiniz!

    Akdeniz güneşi iliğini kemiğini iyice ısıtsın, keyfin yerine gelsin. 🙂

    What Not To Wear’e bayılırdım. Daha sonra yaptıkları seri, ilk seri kadar hoşuma gitmedi. Yine de eğlenceliydi.
    Fakat, senin bu durumu arkadaşlık gardrobuna uyarlaman daha da eğlenceli.


  2. demin benzer birşeyi neco söyledi, duymuşsunuzdur belki. sohbet çok sıkıcıydı da “arada bir arkadaş portföyümü yenilerim” sözü direk buna benziyordu. tabi benimki pek onunki gibi değil. ben atamam, satamam.


  3. Daha çok başlarda okurken “E Simon versin numarasını, her gün birimiz arasak hem canı sıkılmaz oralarda, hem de her gece mışıl mışıl uyur,” diyordum ki, meğer sen buralara gelmişsin 🙂 Hoş gelmişsin 🙂

    Peki bişey sorucam: Geldiğini biliyor mu bu ‘hayırsız’ arkadaşlar????

    P.S. Sen hem futbol, hem gözlem sevince aklıma geldi: şu linki tıkla arada istersen 😉 http://webcam.anw.at/


  4. sindirfilcim, güzel bir düşünceymiş.
    bilme konusu, valla farketmiyor desem.. isteyen, merak eden zaten öğrenir önceden. biliyor olur. hiçbir gelişim sürpriz tarihlerde olmuyor zaten. yani çok içiçe hepsi. tepkiyi gördükçe haber de vermemeye başlıyorsun mesela.

    webcam ilginç gerçekten. ama tam gidememiş gibi hissediyor insan:)



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s