h1

insanın tüm tanrıları aklındadır. boşa gider verilen kurbanlar

5 Temmuz, 2008

Bu bir lanet olmalı. Ne zaman Fefesus’ta bir konsere çok tok, hatta çıkmadan alelacele yediğimden tıkabasa dolulukta gitsem konser öncesi mükellef bir açık büfeli kokteyl oluyor. Başka zaman belki o kadar ilgi göstermeyeceğim et yemekleri, bir sos doldurulmuş domatesler, biberler veya çeşit çeşit içkiler gözümde büyüyor. Hatta 3 yıl önce Celcius’taki kokteylden bir uzo yürütmüşlüğüm de var. Ama ne zaman belki kokteyl vardır diye aç gitsem hiçbirşey olmuyor.

Dün konser Celcius’taydı, kokteyl de Liman Yolu’nda. Davetli misiniz, konsere mi geldiniz? Gazeteci. Yalan da değil. Şu an bu yazıda yaptığım gazetecilik diil mi?

Bir içki sonrasında Büyük Tiyatro’dan Kütüphaneye giden yolda tek başına yürüyen çiçekli elbiseli genç bir kadın vardı. Kimse yalnız gitmiyor bu gösterilere. Hele oradakilere. Ne şans ki içeride de yanyana oturduk. Numarasız sırada bir biz vardık. Sohbet ettik biraz. Yunan protokol konuşmalarından sonra gösteri başladı. Genel tanımla gösteri, çünkü gelenlerin hemen hiçbirinin neye geldiğini bilmediğine eminim. Mario Frangulis Söylüyor’du gösterinin ismi. Ünlü (yani yakışıklı) bir tenormuş. Ama açıklamasında Öripides’in kayıp trajedisi Feydon (Phaethon diyenler olabilir ama biz Yunancanın okunuşunu İngilizce yazımıyla yazmayacağız herhalde) dünyada ilk defa sergilenecek diyordu. (100 yıl kadar önce oyunun bazı bölümleri Mısır’da mumyalara sarılı papirüslerde bulunmuş). Ben de lirik bir oyun bekliyordum.

Arada koronun tiradlarını şarkı halinde söylemesi dışında klasik bir tragedyaydı. Hikaye bilindik. Artemis’le evlenmek üzere olan Feydon, babasının güneş tanrısı, Artemis’in de erkek kardeşi olan Apollon olduğunu öğrenir annesinden. Fedon düğünden vazgeçmek isterse de gerçeği bilmeyen babası Artemis’le evlenmesinde ısrar eder. Feydon gerçek babasına gider ve onu ikna etmek için ne isterse yapacağını söyleyen Apollon’dan arabasının (güneşin) dizginlerini ister. Böylece gerçek babasını herkes anlayacak, babası da düğün ısrarından vazgeçecektir. Apollon bunu istemese de mecburen kabul eder. Ama güneşi yönetmeyi bilemeyen Feydon önce çok yukarıdan gider, dünya soğur. Sonra çok yakından gider, yerler kurur, (Etiyopya) çöl olur, Etiyopyalılar’ın tenleri de siyah olur. Bu felaketi durdurmak isteyen Zeus da bir yıldırımla arabayı parçalar, Feydon feci şekilde can verir. Annesi ve babası ağıtlar yakar.

Altyazı vardı neyse ki, ama biz biraz uzaktaydık ve ben küçük fontu ucu ucuna görüyordum. Bayağı da kaçırdığım oldu. Oysa tragedyaların en güçlü tarafı pat pat güçlü sözleridir. Bakınız başlık, veya “insan başkalarına çok iyi akıl verir. Ama görmez kendi hatalarını”, “Erkek gizemli olanı ister”.

İki perde denmişti ama selam verdi oyuncular, arkada korodaki kızlar birbirine sarıldı. Zaten Feydon ölmüştü, daha ne olsun. Gidenler oldu. Ama bekledik biz. Önlere geçtik hatta. Meğer 2. kısım apayrıymış, tarih boyunca Apollon için söylenen ilahiler. Fena değildi şarkılar. Ama artık isimlenen Bayan C’nin telefonu çaldı. Bir süre titreşimde bıraktıktan sonra çıktı konuşmak için. Geldikten sonra tekrar çaldı telefonu. Açtı, konuştu, 2 dk. kadar. Öndekiler biraz lafetti. Yine fazla birşey demediler. Durum kötü dedi Bayan C. Abisi arıyormuş, kötü şeyler olmuş. Biraz sonra tekrar çaldı telefonu, yine açtı, birkaç dakika konuştu. Bu sefer yandan, önlerden daha fazla lafeden oldu. Bana da söylediler, Yunanca söyleyin kapatsın diye (yani herhalde öyle birşeyler). Yine fazla birşey yapmadılar, ben olsam çantamdan bir penny’lerden bulup kafasına atardım. Gitmem lazım, belki bir otobüs bulurum dedi. Bulamazsın, bitmeden gitmez otobüsler dedim. Sonra çıkıp tekrar konuştu. Geldiğinde iyice endişeliydi. Gitmeliyim, belki birşey bulurum dedi. İyi, ben götüreyim dedim. Zaten bize yakın oturan bir arkadaşına gidiyor diye bırakacaktım. Çıktık şarkının ortasında. Oysa bitirmeyi isterdim tabi ilahileri.

Gereksiz bir durummuş oysa. Abisi başka bir şehirden arıyormuş. Annesi arkadaşında demiş. Arkadaşını aramış o da. Arkadaşı da açmadan onu arayıp napayım diyormuş. O da açma, ben gelince senin telefondan ararım demiş. O yüzden de bir an önce gitmek istemiş. Bu durumun bu kadar endişelendirici boyutunu anlamak zor tabi. Hatta o kadar ki:
– Yola çıkmadan ben bir tuvalete gideyim, bir dakikamız vardır herhalde.
– Olur, ama oyalanma.

– Bir saniye şu koltuğu birazcık toplayayım.
– 30 saniye vaktin var. Artık yolda hızlı gidip telafi edersin.

Skör’ün koyduğu ve çok beğendiğim hedikedi albümü bile gerilimi çok azaltamadı. Oysa gece yolculuğu ne müthiş şeydir. 1 saat 5 dk. sonra arkadaşının evine gelmiştik.
Sonrasında eve giderken biz bu maceradan ne anladık Templar, dedim. Yalnızlık/Bekarlık… öz.gür.lük, sul.tan.lık’tır. En azından %99. Sorun zaten kalan %1’i bulmakta.

Reklamlar

6 yorum

  1. hedikedi bile durumu kurtaramadıysa vaziyet kötüymüş gerçekten.

    bekarlık konusuna değinecek olursak;
    evet kadın-erkek ilişkilerinde gerilim ve zorunluluklar şiddetini sürekli arttırıyor olsa da erkek-erkek, kadın-kadın ilişkilerinde de durum çok farklı değil. bazen tahammüller azalıyor.
    hem ne demişler “mutlak huzur için yalnızlık şarttır”. demişler dediğime bakma sen, ben dedim aslında.


  2. skörcüm, dün bol bol seni andım.
    oyun sırasında biraz ilerimizde elele bir çift vardı. yani, belki diyorum, çoğalarak artan huzurlar da vardır, kimbilir..


  3. Fotoğrafları ekleyince, nasıl denir ambiyans, ortamın etkileyiciliği pek güzel ortaya çıkmış.

    Fakat, anlattığın hikaye, daha doğrusu kızın anlattığı hikayenin bağlandığı sonuç, absürd biraz. Kafası karışık ve bir çeşit ilgiye muhtaç bir hemcinsimizmiş, sanki.


  4. ambians inanılmaz canım. sağa bakınca bir kemerin altından sütunlu bir yol gözüküyordu. sahneye bakacağıma öyle bakayım diye geldi içimden arada bir. gerçekten çok görkemli bir şehir.

    ilgi değil de bazı hemcinslerinizin üzerindeki ‘baba veya abi baskısı’ mantığın alamayacağı boyutlarda. küçük değil, 20’lerin sonunda olsa bile durum bu. görseydin, gerçekten çok gerçek bir stresti.


  5. evet ya, fotograflari görünce icim gitti.Cok güzel bir geceymis!


  6. Ne kadar sabirlisin. Turk filmi gibi bu… Ya da Hint, ya da Lubnan… Saka degil hemen aklima geldi bile filmler boyle. Ne kadar farkli seylerle karsilasiyorum etrafimda. Bu hikayeleri unutmusum.
    Bekarlik sultanlik vs yasadigin ulke, ya da kisinin sosyal yapisina gore degisiyor galiba. Ya da sorunlar farkli basliklar aliyor.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s