h1

şehr-i istanbul’da halkın arasına karıştım (ama galiba biraz fazla oldu).

7 Ağustos, 2008

2 ay önce ilk geldiğimde dükkanlarda, marketlerde filan gerekli gereksiz muhabbetlere girişiyordum. Aç bilaç. Yabancı bir şehirde turist gibi olunca iyice abarttım. 75 saatte 100’ün üzerinde tanımadığım insanla konuştum. Tabi artık bir kısmı tanıdık oldu.

– Beymen nerede biliyor musunuz?
(güler kız) – Biliyorum. Şuradan sola dönüp yürüyün.

Niye güldü bilmiyorum, ama hoşuma gitti.

ξ ξ ξ ξ ξ

– Afedersiniz, Maçka Parkı’nın Abdi İpekçi çıkışı neresi?
Apt. görevlisi: – Maçka Parkı şurası, Abdi İpekçi de burası.
– Tamam ama parkın girişi neresi?
– Park şurası işte. Sen nereyi arıyorsun?
– Maçka Parkı’nın Abdi İpekçi çıkışında bir kafeyi.
– Burada öyle fast food filan yok.
– Parkın en yakın girişi ne tarafta, siz bana onu söyleseniz.
– Şurada telörgüden atla işte.
– Niye atlayayım ya telörgüden, deli miyim ben? (ST döner ilerler, giderek sinir katsayısı yükselir).
– Şu sağda ileride bir giriş var.
– Niye uğraştırıyon o zaman be hocam…

∂ ∂ ∂ ∂ ∂

(bi’ kız) – İki sorumuz var, bu teleferik nereye gidiyor, bir de bizim çişimiz var. (bu İstanbul kızları çok acaip).
şirin görevli – Teleferik karşıya gidiyor. Tuvalet de hemen 100 mt. ilerisinde.
St. – Bazı kabinlerde banyo var. Ama onlar daha pahalı. Banyo ortak olursa ucuz oluyor.

Θ Θ Θ Θ Θ

– İndiğimiz yerden Akmerkez’e kolay gidilir mi?
aynı kız – Akmerkez mi? Sen daha çok organik pazar nerede diyecek birine benziyorsun.

§ ζ § ζ §

Yallah şoför: – Siz konsere nasıl gireceksiniz? Gelirken çok uzun bir sıra vardı.
Bi’ oğlan: – Biz girmiycez ki, Kuruçeşme Parkı’nda yerimiz var, oradan seyredicez.
St. – İstanbullu olmanın yararları, biliyorsunuz tabi.

ƒ ∫ ƒ ∫ ƒ

Az sonra, Beşiktaş’tan Ortaköy’e her zamanki gibi 1 metreyi 10 saniyede giderken:
St. – Yürüyerek gitseydik daha iyiydi.
Aynı oğlan: – Ben demiştim ama dinlemedi (yanındaki kızı kasteder). 15 dk.da yürüyorum ben Beşiktaş’tan.
– O kadar mı?
– Tabi. 15, en fazla 20. Ortaköy’den hemen sonra zaten, köprünün altı.

2-3 durak ileride inerim. Ama yürü babam yürü, Ortaköy’ü geç, köprüyü, Reyna’yı, başka 2 klübü, yürü yürü, toplam yarım saat, o da anca yolun bir kısmı. Zaten İstanbulluların ulaşım mevhumlarına da hasta (deli) oldum. Şuradan Taksim’e nasıl giderim diyorum. Oradan 5 dk.da Kozyatağı’na geçersin (nasıl geçiyorum, aralarında altgeçit mi var, sürekli raylı bir koltuk sistemi mi akıyor?), oradan Taksim kolay. Nasıl kolay? Allah bilir, bir otobüsten inince diğer durağa kadar otobandan atlaman gerekiyordur. Anladım ki siz İstanbullular için bir yerden bir yere ulaşmak hayatın amacı. Taksim’den Beşiktaş’a nasıl giderim desem şuradan Kadıköy’e taksi dolmuş var, oradan Üsküdar’a geçersin, Üsküdar’dan Beşiktaş zaten 5 dk. diyecekler.

≡ ≡ ≡ ≡ ≡

Dolmuşun kapalı kapısını tıklatıyorum, adam açıyor, girip oturuyorum. Şoför ve yanında arkadaşı radyoda garip bir program dinliyorlar. Cumartesi gecesi ne yazık ki Beyoğlu karakolündeydik diye anlatıyor dj. 2-3 dk. geçiyor, şoför dönüyor:
– Nereye gideceksin?
– Soyak.
– Ben gitmiyorum ama, arkadaşı bırakmaya gelmiştim. Birazdan belki gelir.

Ð Ð Ð Ð Ð

Dolmuşçu şoför durup kaldırımda yürüyen klasik Evanescence’çı bir kıza seslenir: – Ne tarafa gidiyorsun?
Kız bir yer der, anlamadığım.
– Köprüye dek bin, oradan gidersin.
Kız kararsız kalır, sonra çocuk gibi bir ı-ıh mimiği yapar başını iki yana titretip, yürümeye devam eder.
Ben şoförün kızın açık bluzüne takıldığını düşünürken o içerdekiler duysun diye “bu dolaşıp duruyordu Kadıköy’de. Parası yok herhalde diye gel köprüye kadar dedim, ama…”

Ω Ω Ω Ω Ω

– Soyak için nerede ineceğim?
Arkadaki bir kadın atlar: – Kemal’de sağlık ocağında inip aşağı yürüyeceksiniz.
Deminki şoför: – Abla muhtar gibi maşallah.

Λ λ Λ λ Λ

Taksici: – Burası Mustafa Kemal. Normalde buradan birini almam da baktım sen düzgün birisin, burada kalma dedim. Burada her türlü örgüt var. Seni burada öldürseler polis gelene dek 5 kere soyarlar. Otobüs yaktıkları yer var ya, burası.

© ® © ® © ®

Sonra, insanların lisansüstü eğitimi niye yaptığı ve keten ceketler üzerine uzun bir sohbet yaptığımız ilginç bir satış elemanı, konser kızları, şoförler, şoförler, şoförler (bu şehirde yol konuşmaya bayılıyor herkes), otobüs şoförleri, dolmuş şoförleri, halk otobüsü muavinleri (onlar niye hala var?), konser sonrası otobüsteki arkadaş çift -ama kız oğlanla ilgileniyordu, söyliim-, Taner Berksoy, garsonlar, ve daha hatırlamadığım birsürüsü…

Reklamlar

14 yorum

  1. yaaaa işte sevgili simon, bir de benimle dalga geçiyordunuz susam sokağında mı yaşıyorsun diye 🙂


  2. Uzun bir aradan sonra moda deyimiyle “yurdum insanı”yla bir arada olmanın, onun içtenliğine, çoğu zaman kural önemsemeyişine, eyleme geçmeden her şeyin çok kolay olduğuna dair inancına vb önemli önemsiz her türlü özelliğine tekrar tanık olmanın keyfine doyum olmuyor.


  3. Bana sorarsanız İstanbul panayır gibi; sesli, canlı, eğlenceli, renkli, yorgunluk verici, bıkkınlık verici… Yeni iken veya bir aradan sonra bir süre eğlenmek mümkün de, daha sonra deli çıkmak işten bile değil.

    İstanbul’luların yol ile ilgili uçuk tanımlamaları ve takıntıları heran herşeyin olması ihtimalinin yanısıra yolda harcanan uzun zamanın yok sayılarak realize edilmesi isteği olabilir.
    (Bööle bilimsel yorummuş gibi oldu, amaç o değildi. Elimden kaçtı, sanırım.) 🙂


  4. bu şehir susam sokağı gibiymiş resmen. 3 gün değil 30 gün bunları yaşasam delirirdim.


  5. bir de onların ‘ışıl ışıllığı’, di mi?
    insanın kızı olsa ışıl ışıl ismini koymalı.


  6. yok sayılarak realize edilmesi… hmmmmmm…
    oyun gibi yaklaşıyorlar bence. futbol gibi. herkesin bir fikri var.
    – bence şuradan oraya, oradan buraya gitsin.
    – yok, orası tıkanır, oradan öbür tarafa direk yol var ya, öyle gitsin bence.


  7. mesela insan bilmediği bir yeri sırf soruldu diye niye ısrarla tarif etmeye çalışır ki..bilmiyorum de geç…
    insanlar niye lisansüstü eğitim yapıyorlarmış? çözmüş mü satış elemanı?


  8. ama bizde herkes heryeri bilir. özellikle istanbullular. bir de sokakta harita taşıyınca çok laf yiyorum ben. aaa, hahaha, ne gerek var diye.

    lisansüstü için şu karara vardık: -öğrenci hayatının rahatlığını ve cazibesini kaybetmemek için, -iş hayatı ve getireceklerinden korkulduğu için. satış elemanı niye bu kadar yaygın dedi. ben bunları önerdim. o ilkini daha çok beğendi.


  9. Istanbul delidir de, Istanbul’a sonradan gelmis sapitmis kiz da coktur. Kiz, erkek farketmez.Cok bilir gecinirler. Cogunlugu cazgirdir. Yerlisini yerinden ederler. Sonradan gelme ve sonradan gormeler icin de ayrica yazabilirim aslinda. Iki ayri grup ne de olsa. Ic küme ama.

    Ben seni de Istanbul’dan sanmistim bu arada. Sonradan gelenlerden degil ama. Harita tasiyabildigine gore analitik kafan var. Bir defada ogrenirsin tekrarsiz.

    Bu arada bakiyorum TR’de hala firma adlarina yabanci havasi verme modasi devam. Haremlique gibi salakca bir lafi sirf Fransizlara mi yaranmaya calisarak yaptilar anlamam. Komikler gercekten. Kimsenin bu markalari taktigi yok yurtdisinda, yirtiniyorlar yabanci kelime kullanmak icin :P. Caroline hanim’a da ogretselermis yazilisini. Ha bir de Italyanca firma isimleri falan var. En komigi onlar. Insanlar görünce dalga geciyorlar. Utanmiyorlar mi acaba?

    (Yaslaninca feci olacagim ben)


  10. evet, istanbullu derken asıl onları kastediyorum sanırım. asli yerlileri çok daha sakin ve aklı başında olsa gerek.
    istanbulluluk, iltifat alayım, teşekkür.
    caroline hanım kimdir?
    italyanca isimli türk markaların öca lan krizinde italyan şirketlere tepki gösterilirken girdikleri durum çok komikti.


  11. Gercekten mi? Cehaletin binbir yüzü… Koloni ülkelerde cok cikar bunlar genelde.

    Caroline, Koc olan. Selamlique’da cikaracaklarmis. Gülemiyorum bile. Versace, Kenzo arasinda satan Yves Delorme vs bile ev koleksiyonlarini cikarirken Türkce isimleri oldugu gibi birakiyor, Türkiye’de ise hilkat garibesi adlar türetiliyor.
    Son örnek Delorme “Topkapi” serisi Lafayette’lerde yüzlerce eurolardan satiyorlar. Iznik de cok görüyorum. Iznique degil 😀


  12. Istanbul şoförleri ile olan hikayelerimden bir hikaye kitabı çıkar. Ciddi ciddi düşünüyorum sadece onları yazmayı.

    Aksi haksızlık oluyor gibi geliyor bana.


  13. sizi salaklar


  14. yorum bırakmak için mail adresi yazmak (uydurmak) birsürü tuşa basmak gerekiyor. beğenmediğiniz birşey için bunu yaptığınıza göre sizsiniz belki de salak.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s