h1

ben ve 50-60 bin Çinli

28 Ağustos, 2008

Dibaba, Bekele, Hoy, Vlasic, Brezilyalı voleybolcular, Koreli okçular, İtalyan eskrimciler, Fransız ve İzlandalı hentbolcular, Karadağlı sutopçular, Hollandalı hokeyciler, Azize, Tanrıkulu’ların karşısına çıkan Lopez kardeşler, Çinli masa tenisçiler…

Son iki haftada hayatıma birçok kişi girdi. Ve birden çıktılar. Ancak da 4 yıl sonra, o da belki dönecek birçoğu. (Bu nasıl bir sevda ki ayrılık hep kaçınılmaz). Ama sadece benim hayatım için geçerli bu.

Cumartesi gecesi 02:30’da başlamıştı maraton. Yerel saatle pazar sabahı 7:30’da. 9:35 gibi de stada girdi kazanan Kenyalı atlet. Ve o saatte 92 bin kişilik stadın önemli bir bölümü doluydu. Sonrasında başka hiçbir yarışma olmamasına, kapanış 10 saat sonra olmasına rağmen. Bu ülkedeyse ekran başında olan herhalde bir tek ben vardım.

Bir an rastladım, Antalya’da lig maçından sonra çıkan olaylarda taş atanlar için “bu insanlar hiç Olimpiyat seyretmiyor mu, anlamıyorum” diyordu Güntekin Onay. Daha absürd bir yaklaşım olamaz. Tabi ki seyretmiyorlar. Kimse seyretmiyor. 16 günlük tüm Olimpiyat yayını bir İstanbul takımının (hani büyük denenlerden birinin) bir tek lig maçı kadar ilgi toplamadı, seyredilmedi ve tartışılmadı.

Tabi, başta TRT’nin bu yayını daha fazlasını haketmiyor. Bir kanallarını ayırmak ve 24 saat yayın yapmakla övünüyordu trt’ciler. Ama başta yayını yaptıkları kanal, kimsenin seyretmeye alışın olmadığı, hemen her evde ileri kanallarda kayıtlı, açılıp bakılmayan, genelde 15 sene öncesinin Avrupa Basket Şamp.’nın sıradan bir grup maçı gibi gereksiz arşiv yayını yapan trt3. Sonra, tek kanal, 38 dalda yarışmaların yapıldığı devasa bir turnuvaya nasıl yetsin? BBC ve NBC 6’şar kanaldan yayın yapıyor. Hatta NBC bütün Olimpiyat yayınlarının 3600 saatlik videolarını nete koyacağını duyurmuştu (Amerika’dakiler seyredebilir). Trt’nin her mecrada en az 5 kanalı var, kendisine de sürekli 5 kanaldan yayın akmış. Oysa yayınladıkları tek kanal. O da ana kanallarında değil.

Sonra, yayın kalitesi. Yorumcu bulundurulan karşılaşma %1’i geçmez. Genelde ekranda yazan skoru okuyan spikerler. Bazıları fena değil, bazıları fazlasıyla kötü. Oysa yanlarında o sporun yıldızları, voleybolda Neslihan (Demir), baskette Harun (Erdenay) veya İbrahim (Kutluay), tekvandoda ilk kadın şampiyonumuz Tennur Yerlisu, güreşte Hamza (Yerlikaya), halterde Halil veya Naim filan otursa fena mı olurdu?

Yorumcuyla bitmiyor. O sporcuların birçoğunun inanılmaz hikayeleri var. O müsabakaların gerisi, bir geçmişi var. Geçen Olimpiyatta kim kazanmış, göster görüntülerini, anlat hikayelerini, araştırma yap, haber haline getir. Hadi, dünya sporcuları ile alakan yok, Türk sporcular nerelerden geliyorlar, nasıl şartlarda çalışmışlar, göster bakalım. Bir günlerini anlat. 54 kişilik trt ekibinde birkaç muhabir de varmış. Ne işe yarıyorlar, başkalarının ürettiği haberleri iletmekten başka…

Çin’desin, Pekin’desin. Fazlasıyla değişik, otantik. Gez, belgesel haline getir. Hergün 15 dk. olsun, orayı tanıt. Yapamıyor musun, Acun’u kirala 2 haftalığına, bari ona yaptır. Sokaklarda dolaşır, salonlara dalar, gerzek muhabbetler yapar, ama seyrettirir kendini.

Bunların hiçbirini yapmazsan, üstelik yayınladığın sporları da son derece kötü seçersen (gereksiz yoğunlukta boks, at terbiyesi, kano, sıfır hokey, hiç sutopu) seyredilmeyi de bekleyemezsin. O zaman reklam da alamazsın ve bizden aldığın paraları boşa harcamış olursun. Neymiş, onlar 54 kişi iken büyük kuruluşlar 500 kişi ile gidiyormuş. NBC’nin Olimpiyatlardaki reklam geliri 1 milyarın üstünde. TRT3’ün 16 günde aldığı reklam sadece 2, o da sadece birkaç kere yayınlanan reklamlar. Daha fazla reklam almaya çalıştıklarını da hiç sanmıyorum. Çünkü TRT3’te bol bol Mert’le Gert gibi 1. kanal programlarının reklamı varken hiçbir kanallarında Olimpiyat yayınlarının reklamı yoktu. Yarın bakın, şu büyük yarış var der insan. Ki hiçbir Olimpiyatta olmadığı kadar büyük an yaşandı. Tabi, bunun için yayın programının belli olması gerek. Oysa birgün sonra ne yayınlayacaklarını onlar da bilmiyordu herhalde.

Sporcumuz neyse yöneticimiz de, basınımız da, seyircimiz de o. Bundan daha fazlasını kimse istemiyordu ki denebilir tabi. Bunda da asıl sorun, sokaktaki ortalama insanın Olimpiyat seyretmemesi değil. Bence daha beteri, eğitimli bildiğimiz, hatta etrafımızdaki insanlar. Onlar (biz, siz) softball’un nasıl birşey olduğunu bilmezse, bedminton’un kurallarından bihaberse, eskrim dallarının farklarını bilmez, velodrom yarışlarından anlamazsa durumumuz da böyle olacaktır. Çünkü eskrim yapan bir arkadaşları olmamıştır, ilkokulda bedminton’u öğretilmemişlerdir, baştan sona bir hokey maçı seyretmemişlerdir, hiç hentbol oynamamışlardır.

Tam da tatil zamanına geldi Olimpiyat. İnsanların tatillerini ona göre ayarlanmasını, veya bir tereddüt etmelerini değil belki ama en azından mesela, gitmeden “odalarda trt3 var mı” diye sorulmasını beklemek çok mu abes? Olimpiyat sadece bir yarışmalar bütünü değil çünkü. İnsanlığın en büyük ve en önemli buluşması.

Reklamlar

4 yorum

  1. Maratonun tümünü seyreden sadece Mösyö Simon olabilir ve fakat bendeniz de başlangıcını seyrettim, not düşeyim. Sonra, kapanış törenini de o bayıltıcı sıcak pazar günü vantilatörün eşliğinde izledim. Sonnacığıma efenim, her akşam Eurosporttaki günün özetlerini kaçırmadım.
    trt konusunda haklısın, yayınları hiç cazip değildi. O nedenle yabancı yayıncıya baktım.
    Oysa eskiden, ulusal kanalımız sunucusuyla yorumcusuyla ne kadar çekici yayın yapardı.
    Dört sene sonra Londra’da yapılacak olan daha çok izleyici çeker, diye umut etsem? Beyhude.:(


  2. yabancı yayıncıyı da çok tutmadım desem. eurosport izlerken kendimi bazen mtv’de hissettim. spikerleri, bizim birşey bilmezlerden değillerdi ama aynı zamanda o tanıdık, sıcak sesleri de yoktu. soğuk buldum biraz.
    bir de o konuda nedense tutucuyum. aynı yayını trt de veriyorsa trt’den seyrediyorum. öyle gördük gibi bir anlayış.
    insanların ilgi alanları, bunları gerçekleştirecekleri yollar geliştikçe, keyfine düşkünlük de arttıkça ilgi azalıyor. 4 yıl sonra daha da az olacaktır, yayınlarda önemli bir değişiklik olmazsa.


  3. The saint abi, selamlar… Çok çok uzun zaman sonra geçerken uğradım… Melisa Sözen benim , külahları değişmeyelim:)
    sevgi saygi zeytin dali güzelim Karşıyakamızdan…


  4. Vayy zizu.. daha yeni seni hatırlamıştım. umarım keyifler yerinde, yelkenler de foradır.
    bilirsin, aramızda bir Melisa Sözen’in lafı mı olur… hem bu muhabbeti gelecek Banu Güven muhabbetinde hatırlatırım.
    Karşıyaka’dan mesaj alındı, İzmir’i ve netin çeşitli kıvrımlarını dolaşıp Karşıyaka’ya geldi. sanırım sizin diyar köprü civarıydı. oradan biraz ilerisine…



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s