h1

Arkadaşları geç, bir kardeş edin

13 Eylül, 2008

Sanırım gerçekten arkadaş grubu diye birşey var, o arkadaşlarınız birbirini tanımasa bile. Bazen tamamen aynı anda kaybolabiliyorlar çünkü. Günlerce arayan olmuyor, ayın başından beri bir sıcak mail gelmemiş oluyor, kimse sizi strese sokan durumu merak edip sormuyor, açılmayan telefonlarınıza karşılık verilmiyor, bir durumu anlattığınız mesajlarınız karşılıksız… Sizin aleyhinizde çalışan bir cin hepsini alıp bir şatoya kitliyor sanki.

Sonra da bazen (ama bazen) “biliyorsun, çok meşgulüm” diye kapatılmaya çalışılıyor. Hayır, hiç bilmiyorum. Çünkü ben neredeyse hiç kimseyi arayamayacak denli meşgul olmuyorum. Bende mi bir eksiklik var da öyle oluyor bilmiyorum. Ama yılın başından beri kimseyi arayamayacak durumda olduğum gün sayısı zorlasam 1-2’yi geçmez. Belki de ben hayatımı birkaç kişi üzerine kurarken denklem tek taraflı.

Neyse, en iyisi konuyu değiştirmek. Dün trt3’te bir programda sunucu bir kız bir ilkokul sınıfında. Bir kasaba okulu. Çok şeker bir kızla konuşuyor, yaklaşık 10 yaşında. Ne olacaksın diye soruyor, kaymakam diyor küçük kız. Sonra sıra arkadaşı kıza soruyor onu. “Çok iyi biridir, derslerine çalışır, ihmal etmez. Aramızda anlaşmazlık çıkarsa konuşarak hallederiz” diyor. Sonra kızı sınıftan çıkarıyorlar, evine gidiyorlar. Evde anne, nine, dede. Annesine kötü bir yönü var mıdır diye soruyorlar, biraz dağınıktır, süslenmeyi çok sever, o yüzden giysileri dener, bırakır diyor. Kıza hediyeler getirmişler, bir fotoğraf makinesiyle bilgisayar. Kız havalara sıçrıyor. Baraj gölü kenarına foto. çekmeye gidiyorlar. Sonraki sabah kızı alıp İstanbul’a götürecekler, yazıştığı ‘ablası’nın yanına. Bir kardeş edin projesi. Kahvaltıda kızın oğlan kardeşi ağlamaya başlıyor. Biraz özlem, biraz kıskanma? Kız sarılıyor oğlana. Kız sunucu kıza sürekli sorular soruyor yolda, sonra uyuyakalıyor. Sonra uyanıp Boğaz Köprüsü’nü geçerken foto.larını çekiyor.

Ekip kızı kalacağı yere bırakıp önce abla ile buluşuyorlar. Deniz kenarı bir kumsalda (İst.’da kumsal). Sıcakkanlı biri. Sonra küçük kızı da alıp Boğaziçi Üniv.’ne gidiyorlar. Karşılarında birkaç kız var. Bunlardan biri ablan olabilir mi diye soruyor sunucu kız. Sonra abla-kardeş karşılaşıp uzun uzun sarılıyorlar. Beni nasıl tanıdın diye soruyor abla. Saçlarından diyor küçük kız. Kızıl saçları. Sonra Boğaziçi’nin çimlerinde biraz oturuyorlar. Ablanın arkadaşları soruyor kıza, sen ne okuyacaksın diye. Kaymakam olacağım, o yüzden hukuk ve kamu bilgisi okumam gerek diye cevaplıyor. Dolaşmaya çıkıyorlar, Ortaköy, MiniaTürk filan. Sonrasında ayrılık zamanı gelince küçük kız ağlayarak sarılıyor ablasına. Biliyorsun, yazın ben geleceğim diyor abla. Jenerik biniyor. 2006 yapımı program. Acaba devamında ne oluyor?

Reklamlar

7 yorum

  1. benim seyrettiğimde de ablayı alıp kardeşin yanına gidiyorlardı. kardeşin büyüklü küçüklü bolca gerçek kardeşi vardı. güzel proje.

    aramayan arkadaşlar belki (benim gibi) telefonla iletişimden hoşlanmıyorlardır. arıycam, laflıycam, kulağım kızaracak telefona yapışmaktan, eee sonra diyorlardır. bir de gerçekten kimse arayıp soramayacak kadar meşgul olamaz. ama belki şöyle oluyordur: akşam simon’u arayım, (akşam olunca) geç oldu yarın öğlen arayım, öğlen unutulur akşam tekrar hatırlanır ama ertesi gün daha uygun görülür, aramak varken mail atmak olmaz şimdi denir, bu böyle gider. belki de gerçekten aramak isteyen anında yapar bunu. ama aramamak demek sevmemek ya da düşünmemek demek değil. hayatımda olmalarına çok memnun olduğum, sohbetlerini, herşeylerini çok sevdiğim arkadaşlarımı bile aramak gelmez içimden. zaman, mekan uygun olunca, her nasılsa tekrar karşılaşınca herşey eskisi gibi kaldığı yerden devam eder nasılsa derim. en azından bu içinizi rahatlatır mı:)


  2. hayır:) ama yine de böyle itinalı bir yorum almak hoş, teşekkür ederim.
    bence kaldığı yerden devam etmiyor. hep bir izleri kalıyor, belli olsun olmasın.


  3. ben arkadaşlarımı aramam, onlar da beni aramaz. garip tesadüflerle görüşürüz. bir şeyi çok istersem olacağına inanırım, majik düşünceme üç yaşımdan beri sıkı sıkı sarılırım.
    arkadaş mı kardeş mi gibi bir deathmatch taraftarı değilim, hepsinin yeri ayrı. evet, kardeş daha ömürboyu bir yandaş gibi gözüküyor ama derdi de ömür boyu gerer insanı, bunu da unutmamak lazım. oysa arkadaş manyak çıkarsa disposible olarak kategorize edilebilir (en azından ben ederim)
    çok dertlenmeyin bence, bloglar niye var sanıyorsunuz, biraz narsisistik doyum, biraz yalnızlık, biraz tutunma arzusu, dahil olma isteği falanfıstık..yaşasın blog kardeşliği, değil mi ama?


  4. bende bir kardeş edinmek istiyorum ona yardıncı olmak dertleşmek dertlerine bir nebze olsun çare olmak istiyorum…


    • merraba ben almanim ame aslen türkim 1 kardeşim kardeş istiyoru mümkün oldükça binle konussun hadi be


  5. bende bir kardeş edinmek istiyorum…


  6. ben onasırrımı söylemediklerimi söylemek istiyorum evde çoook yanlızım bana yardım edin



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s