h1

apartman içi dinamikler

19 Eylül, 2008

– Bazı geceler çok geç saatlerde dışarı çıkıyorum. Geç, gerçekten geç. Hani, ilerideki caminin imamına (ki kendini nette arattıysa bu blogda hakkında yazılanları okumuştur) sabah ezanını okumaya giderken rastlasam can havliyle kaçacağı kadar geç. O saatte dışarıda canlı hayat belirtileri olmuyor. Bir tek bir köpek. Üst katlardaki bir komşunun kutup cinsi köpeği bahçedeki bankta yatıyor. Harika bir hayvan. Çok güzel tüyleri var, hiçbir zaman sesi çıkmıyor. Ama yaz ayları, hele bu şehir onun için işkence tabi. Onlar da dışarıya bırakıyorlar hayvanı. Yazın en sıcağında yapmadılar da nedense bu aralar neredeyse gün boyu orada bırakıyorlar. İhmale giriyor ama artık o kadarı. Geçerken hep kafasını okşuyorum. Hoşuna gidiyor onun da.

– Geçen gün de yine merdivenlerden inerken köpeği okşayıp içimi ısıtmaya hazırlanırken köpeğin apartmanda pek sevilmeyen sahibi çıktı birden karşıma. Ben iyi geceler derken iyi sabahlar dedi. Tamam, bu biraz geçti, ama gecenin orta yerinde iyi sabahlar diyenlere kıl oluyorum. 4’lerde, hatta 3’lerde, hatta trt fm’de (zamanında geceleri bir tek o olurdu) 1:30’ta bile iyi sabahlar dediklerini duydum. İyi geceler, yatmayı hatırlattığından çok mu mahrem geliyor bu insanlara? Oysa ayrımı çok net, di mi? Güneş çıkınca sabah başlar.

– Adamın sevilmeme sebebi köpeğiymiş meğer. Kiracılardan biri “kızlarım korkuyor, bahçede oynayamıyor. ben onlar oynasın diye tuttum burayı” diye bir çıkış yapmış. Bahçe de küçücük bir bahçe. Hem korkulacak hayvan olsa neyse. Boğulsan kurtaracakmış gibi görünüyor bana.

– Son 2 ayımı, hatta ondan da öncesini fiziksel olmasa da fikren cehenneme çeviren ödevimi dün gece 5:00 itibariyle bitirdim. Ama bu haberi verecek ne bir amigo bulabildim, ne de bir gringo. Aramak anlamında değil tabi o saatte. Bu aralar, en iyi ifadeyle kendi dünyalarına gömülü tüm arkadaşlarım. Ya da hep mi öyleler…

– O saatte yatınca uykumun orta bir yerindeydim ki duvara vurmaya başladılar. Sonra da vurup durdular. Ben de üst kattaki kadın topukluyla yürüyor sandım birsüre. Ama yani, çok mu zor, evinde inşaat olanın apt.nın girişine “bizde şu saatler arası çalışma var, yandan geçin” diye bir yazı asması?

– Tam tatile gideyim diyordum, birden hava değişti. İki günde 10 derece düşer mi… Wash. havasının en sevmediğim tarafı budur. Hava güzel oldu mu 1.5 gün sürer, sonra 10 derece birden düşer. Aynısını burada yaşadık. Ben ama kabul edemiyorum hala yazın sonlandığını. Yaşamadım ben onu, nereye gitti?

– 3-4 yıl kadar önce Viyana’daki Freud müzesinin resmi tişörtünü aldığım pazarımızdan bu hafta da sevgili takımım Ajax’ın resmi bir kazağını (uzun kollu penye) aldım. Çok mesudum. Gerçi çocuk bedeni ama sanırım Hollandalı çocukların dana bedeni. Yine de biraz küçük (annem 15 yaşında gibi durdun bunla dedi), ama orasından burasından çekiştiririm, genleşir diye ümit ediyorum.
Yalnız, özellikle çocuklar için tam bir cennet bu pazar. Hangi çizgi film karakterini arasan birsürü ürünü var.

– Tüm şehirde topu topu 1 adet flamenko hocası varmış. Burası kocaman, 3 milyonluk bir şehir. Demek işsiz kalırsan birkaç aylığına Sevilla’ya gidip bir beceri edinip iş erbabı olunabilir. Bu arada, birkaç yıldır yaşadığım iki şehrin de nüfusu 3 milyon. Hatta 3 şehir desem, 3. de 3 milyonun az üstü.

– Birara şöyle bir baktığım bir dans salonunda erkeklerin hepsi aynı şöyle ayakkabılar giymişler. Kendilerini 20’lerde Şikago’da Al Capone’un fedaisi mi sanıyorlar ki? Kadınlar da da hep yüksek yüksek topuklular. Öyle havada hissediyorlar belki. Ya, adım öğreniyorsun. Burk bileğini de al havanı.

– Fish’in reklamı ne iğrenç: Hayallarine ne oldu? Dünyayı kurtaracaktın. Bari sevgilinin önünden spor bir arabayla geç. Veya bayılana dek alışveriş yap.

Reklamlar

18 yorum

  1. topuk ne kadar yuksekse insan kendini o kadar disi hisseder. acitmasi, burkmasi, agritmasi bu his karsisinda viz gelir tiris gecer. bir de kotu haber: genlesmez onnar, ceker:)


  2. ya, biliyorum. maalesef öyle -penyeler. ama öyle mühim bir kazakçık ki bu, gerekirse bir tekstil mühendisi kızla tanışıp kenar dikişlerine küçük birer parça ile genişletirim.
    topuk-dişi, biliyorum da dans öğrenirken 1.5 saat boyunca niye dişi hissetmek durumundalar, onu bilmiyorum. öğren de dansedeceğin bir yemeğe giderken giy. ama sanırım esas amaç farklı, oraya birini bulmaya gidiyor insanlar. bileğini burksa da o olasılığı artırır zaten.


  3. dans kursuna gitmişliğim yok ama (aslında gitmiştim. modern dans diye adlandırılanına, onda da çıplak ayaktık)sanırım topuklu ayakkabı ile katılım isteniyor. hatta flamenko için özel ayyakkabı yaptırılıyor, diye biliyorum…uyduruyor da olabilirim.


  4. uyduruyorsun:)
    blogunu da kapatmışsın, cevap da veremezsin şimdi. yoksa, tekrar açsan mı:)
    olsa da kadınların mor’un söylediği dişilik hislerini istismar ediyorlardır. o da ileriki kurlarda belki. flamenko için ayakkabı yaptırmak çok fantastik.


  5. evet ya o fishin reklami ne kadar sinir bir reklam oyle. bir kere kredi kartiyla yelkenli mi alabilecegiz ki hayalini kuralim yani. bizim memlekette kim boyle bir hayal kurar. kurabilenin de zaten kredi kartina ihtiyaci yoktur. bu kadar amerikanvari olabilir bir reklam. eger bu bir turk reklam firmasinin isiyse buyuk basarisizlik bence.

    sonra o cins kopeklere cok uzuluyorum ben. bu sicaklarda hayvanlar telef olacaklar nerdeyse. ama cok tatlilar, cok isteniyorlar…bu cocuklarin korkma isi de ayri bir mesele. ben inanmiyorum korktuklarina. benim apartmanin 5-6 yas arasi kiz cocuklari daynayi gorunce bagrisarak kacmayi oyun edindiler bir ara. sonra cagirdim, daynayi sevdirdim onlara. simdi en azindan iclerinde bazilari alisti, kacmiyorlar.

    sonra o ozel dans ayakkabilari eger bir de kalitelilerse cok pahalilar. onlarla insanin durusu degisiyor resmen. lastik ayakkabilar kadar da rahat oluyor iyileri ustelik.

    odev icin gecmis olsun.


  6. tam , ‘ aha, blog aleminde nihayet erkek bloggerlar bir tavır aldı, bizm de ayakkabılarımız var, gösterilecekse biz de gösterebiliriz ayakkabılarımızı, işte benim ayakkabım’ diye yazacaksın sanmıştım ki, fosss. başkasınınmış o ayakkabı.:)


  7. eletra’nım, madem öyle, söylemiş olayım böylece. bir moda blogu yapayım diyorum. orada zamanla nasılsa tüm gardrobum ortalara dökülür. yalnız, pek gösterilecek ayakkabılar yok, hep spor.


  8. pelin, başta bir de sevgilinin önünden spor arabayla geç bölümü vardı, kısaltırken çıkarmışlar. bu, kendi mutluluğunu başkalarını sinir etmek üzerine kurma güdüsü ne kadar çirkin.

    köpek gerçekten çok güzel. onu alaska’ya mı kaçırsam acaba? veya erciyes’te bir kayak merkezinde çalışsın.

    onlarınki özel gibi durmuyordu, sıradan topuklu gibiydiler. ben de özel flamenko ayakkabıları edineyim bari, özden’in yazdığı gibi.

    teşekkür ederim:)


  9. mor’anım, yıkandıktan sonra ben çekmesinden endişelenirken baktım, biraz genişlemiş kazak (bunlar 1-2 yıl depoda beklemiş mallar olduğundan alınca hemen yıkanıyor). annem özel bir metodla ütülemiş. bu sanırım sizin çamaşır 302’ye filan girer, advanced methods of bilmemşey.


  10. Nedir bu fish’in reklamı merak ettim? Kaç zamandır NTV haberleri dışında TV seyretmiyorum. Çok şey kaçırmışım, anlaşılan.:)


  11. evet sumdurtmus annen utulerken, tebrik ediyorum, advanced calculusu bile gecer bu teknik. flamenko dersim olsun mali mulku satar ayakkabi yaptiririm kendime. hem arabayla sevgilinin ustunden gecilebilir belki ama, onu gorgusuzluk tamamen.


  12. a, çavdar hanım, sizi çok eksik gördüm türk dizisi yönünden. ben hemen buradan bir özet geçeyim bir post ile. fiş’i hiç seyretmeseniz de olur, farketmez.

    evet ya mork, sevgilinin önünden spor arabayla geçip onun görüp göremeyeceğini, görürse o anda ne düşüneceğini bilemeden (belki yanı boş diye alay edecek, belki gözlükleri ne kokoş durmuş diyecek) uğraşmak yerine direk üstünden geçmek daha pratik. hem spor olmasına da gerek yok. o eylemden sonra da altı kanlı arabayı hemen arka mahallelerde (mesela aksak’ın garajında) okutup o parayla flamenko ayakkabısı alınabilir. buradan da bir türk dizisi çıkar. uğur yücel’i de tekrar aynı karakterde görürüz böylece.


  13. Ayyy! Maalesef gördüm o reklam şeysini, illet… Negatif his uyandırarak mal satmak da, enterasen bir reklamcılık dehası olsa gerek. Hele altta kullandıkları müzik… İnsanı güzelim şarkıdan soğutmaya birebir.
    Asıl beteri, b.o.y.n.r mağazalarında biteviye aynı müziği çalmaları. Dün duyduğumda anlam verememiştim. Demincek, reklamda tekrar duyunca jeton düştü.

    Şu, MorK. ile yaptığınız dans ayakkabısından Aksak’a bağlanan geyiğe hayran kaldım.
    MorK.’ya bir selam sarkıtayım burdan.:)


  14. aldim selami. dram ogesi yetersiz. carpma etkisiyle kirilan kaburgam ozel yapim ayakkabilarima ragmen dansa elvermez. bir kutu vicodinimle kendime intihar susu veririm sezon baglanir.
    (son cevap hakkimi kullandim)


  15. dramı anlatmamıştım ki. geri dönüşlerle sevgilinin üzerine araba sürmeye iten nedenleri görücez bol bol. sonrasında da ayakkabıdan dolayı artık parasız kaldığından aksak’ın yanında çalışmaya başlıyor, mavi. orada yetişiyor.
    geçmiş olsun tekrar.


  16. uydurmuyormuşum, gerçekten dans için özel ayakkabı denen bir şey varmış (bkz. pelin). birini bulmak için dans kursuna giden var mıdır bilmiyorum ama sırf dolapta bir çift ayakkabı daha olsun diye giden kadınlar olduğuna bahse girerim. kadın milleti, yüksek topuk da sever, babet de sever, spor da sever…sevgisi hepsine yeter.
    yeterliliğe çalışan bir doktora öğrencisinin gazabına neyin uğrayacağı hiç belli olmuyor. blogum gitti, pişmanım aslında 🙂


  17. uydurdun’u zaten kışkırtmak için demiştim aslında:)
    geri getirme imkanı yok mu?


  18. yazmasam çatlarım. ben de zaten onun bir kışkırtma olduğunu anlamıştım. uydurmuyormuşum derken kaşlarım çatılmış, yüzüm asılmış, sesim sinirli sinirli çıkmıyordu yani. daha çok “aaaaa varmış öyle bir şey işte” gibiydi 🙂 ne zor di mi aslında ne ifade ettiğini, nasıl ifade ettiğini sanal aktarmak. ama ben genelde niyeti anlarım,o yüzden müsterih olun simon bey 🙂
    sınav bir geçsin yeni bir başlangıç düşünüyorum. (sınavdan sonra yapılacaklar listesi var elimde,günün yarısı onu düşünmekle geçiyor)



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s