h1

Alice’in Resimli Portakalı

25 Ekim, 2008

Bu tahmin edemeyeceğiniz kadar vip bir festival. Filmleri arkaya dekor olsun diye koymuşlar. Her yer film ekibi, jüri, gasteci, kartlı öğrenci, davetli, devletli, heybetli… Zaten sıradan seyirci de yok. Olanları da düşünen yok. Davetliler için dakka başı bir yerlere araba kalkıyor. Ama sıradan seyirci olarak son seansa gidince şehre ulaşamıyorsun (çünkü bu kimsenin aklına gelmemiş). Ama iki mekan arası sürekli gidip gelince bazen herkes gibi seni de davetli sanıyorlar, fena olmayabiliyor. – Nereye gidecektiniz? – AKM – Beyefendi AKM’ye gidecekmiş, hemen götürüver.

 

.

.

.

.

Yazın başından beri kendisini bir yazıya konuk etmek istediğim Ayşe Özyıl mazel kameraların kendisine doğrultulmasına sevinmiş, “bakın, bu ayakkabıları ben tasarladım” diye anlatıyor (rezalet (ayakkabılar)).

.

.

.

 

.

.

Aynı şahıs birgün sonra bu sefer K. Spacey’nin fotoğrafında bitivermiş.

.

.

.

.

.Normalde boşça olan kültür merkezi kafeteryasında televizyonun önü birgün silme dolmuştu. Festivalle ilgili birşey sandım, ama meğer Kurtlar Vadisi’ymiş. Belediye ve festival vakfı çalışanları diziden taktik öğreniyor.

.

Bu adamcağız kokteylde bir köşede çevirmeniyle dururken yanına gittim, güzel filmlerinizi seyrettim, sizi burada görmek filan dedim. Hani felaket filmlerinin klasik bilimadamıdır, jeolog, fizikçi veya astronom. Önce gelecek felaketi haber verir ateşli bir şekilde, filmin sonuna doğru da bulunan çözümü. Ama meğer az sonra seyredeceğimiz filmin yönetmeniymiş, hem de Peter Mullan’la Robert Carlyle gibi iki büyük oyuncuyu yönetmiş. Bilsem onlardan bahsederdim. Gerçi söyleşide sordum.

 

.

.

Kenardan bir perçem düşürülmüş jöleli saçları ve çapkın gülümsemesiyle Amerika’daki kenar mahallelerin bıçkın Latin (hispanic) delikanlılarına benzeyen yönetmen İsmail Nec mi ve oyuncusu Herold.

.

 

.

 

.

NBC çok sıcak ve çok mütevazi. Bazı, başka sınıflara aitmiş gibi duran yönetmenlerimizin aksine tam halk adamı rolünde. Yalnız, bufilmin de senaryosunu (çoğunu) yazan hep arkasındaki kadın o olmasaydı nerede olurdu, merak ediyorum.

.

.

.

.

Bir diğer gözde Türk yönetmenim (sanırım başka da yok) R.Erdem de çok sempatikti.

.

.

 

.

.

Hele NBC’nin R.Erdem’i tebrik sahnesini çok duygusal karşıladım.

.

.

.

.

.

.

(İzlediğim) 9 iyi film adına Gomorra (vizyona girecek, seyredersiniz).

.

.

.

.

.

9 iyi film adına Tokyo Sonata (vizyona girmeyecek, siz arayıp bulmalısınız -bir süre sonra).

.

.

.

.

Ayrıca, yarışmada (seyretmediğim) 16 film, yarısı filan iyi film

.

.

.

.

.

.

Bir de kendimi çekeyim dedim. Ama yalnız başına festival zor tabi. İnsan hem kendi ayarlayıp hem kendisi çekince kendisini, net çekmesi de zor oluyor doğal olarak. Bu kare hem karanlık çıkmış hem de saç sakal birbirine karışmış. Vizörden görmüş olsam bi tarardım.

.

.

.

{bu kadar resim koyunca üç browser da farklı açılıyor. ben firefox’a göre şeyettim, explorer’da garip boşluklar oluyor}

Reklamlar

12 yorum

  1. bir önceki posttan başlayalım.. ah be abi!Son pişmanlık neye yarar.. O kırmızı halıdaki hayatının diğer yarısı olmaya namzet insan kaç kere çıkar karşına? antalya otellerini taramada ben de yardım ederim gerekirse… Filmin gözüne vurmuşssun anlaşılan..3 maymun u merakla bekliyorum..bugun gösterime girdi galiba..icazet verdiğin gomorra yı da muhakkak göreceğim…gelelim başka bir meseleye: yurdumun hassas terazi gibi adalet tartan/dağıtan mahkemeleri bizim blogları erişilemez kıldı…Fikrim kelepçe altında.Aklımın ziyadesiyle zorlandığı bu zorbalık karşısında biz nerelere gidelim be usta demek geliyor içimden…


  2. ah zizu, alnında yazmıyor ki. ya da alın gerekmez, neresinde yazsa diğer yarısı diye, bakıcam. o yüzden bana çok kere çıkıyormuş gibi geliyor. bir de uygunsuz zaman diye birşey var. o kadar zaman içinden tam dönecekken mi çıkar?.. antalya otellerini aramada, resepsiyonistleri zorlamada varsan özel dedektiflere para yedirmeyeyim şimdi.

    3 maymun’u ben de merak ediyorum. söyleşide istemeden bayağı birşey öğrenmiş olsam da.
    gomorra, umarım izmir’e gelir. gerçi izmir’e gelmese de vizyona girdiğinden dvd’si gelir.
    sen başak köklükaya yorumuna cevabımı gördün mü? (3 altta, 13 ekimdeki yazıda)


  3. Diyeceğim şu:
    Festivale bir gitmiş, pir gitmişsiniz, efendim.
    Nedir o, sinema yazarı gazeteci olarak toplantılara katılmaklar, fotoğraflar filan?
    Peh, peh!
    🙂


  4. başak köklükaya cevabını gördüm:) falezlerde kahvaltı eder, sonra kapı kapı gezeriz otelleri..salla özel dedektifleri.


  5. çavdar hanım, emekli amcalarla ortak tepkimizdi, basın toplantısı değil, seyircilerle söyleşi diye. basın toplantıları ayrıca düzenleniyordu, sabahları, bunlar filmden sonra söyleşilerdi, ama yine de basına ayrıcalık tanınıyordu. türk filmlerine gitmediysem de (vizyona girecek diye) söyleşilerine gittim. başka türlü festival olmaz bence zaten, filmlerin toplamı olur. (bunun diğer kanadında da sadece galalara, törenlere filan gidip ayrıca filmleri gitmeden film festivali yaptım sananlar var).
    ama topu topu 4 gündü.


  6. zizu, öyle deme bak, hadi gidelim derim. zaten uzaktan olmayacak gibi bu iş. sizin şilep yakınlarda mı?


  7. benim şilep hiç olmadı ki abi:) O sadece benim blog için uydurduğum bir masaldı..bir süre kendim de inandım o masala..denizcilik okudum ama hep karadaydım..halende öyle…gidelim konyaaltı’ndan başlayalım , kemer de bitirelim:)


  8. ne buenos ne de aires yani ha? biz de -lizzle’la- birçok hülyamızı* sana yüklemiştik.
    bu hikaye konyaaltı’nda başlar ama istanbul’da biter söyliim.

    *hülya için ekşiden:
    farsça kökenli bir bayan ismi. her ne kadar “hayal” anlamına gelsede; kalbime atılan buz gibi gol işte.

    alınan her soluğun ciğeri başka başka şekillere soktuğu; intihar için kafa yorulan ve bu mevzuu hakkında harbi harbi meyil arzedilen günlerin birinde, gözleri gözlerimi hiç olmadığı kadar çok yakarken, usulca kulağıma eğilerek “seni seviyorum” diye üflediğinde, hayallikten çıkıp mıh gibi kalbime saplanan mutlak hakikat.

    “hayal” anlamını taşıyan tek gerçek.


  9. ne yapalım,istanbul diyorsan Leb-i Derya da noktalarız serüveni. “hülya” yi tanimlayan arkadasi avuclarim patlayana kadar alkişliyorum..çok iyi tasvir/tanım/anlatım/tefsir.hepsi bir arada.Bu arada, iki gün önce Uzun Ihsan’ı gördüm KSK çarşıda..tesadüfün böylesi..sevg, saygi, zeytin dali..


  10. beyaz tisortlu olan sensin degil mi?


  11. öndeki küpeli beyaz tişörtlüyü diyorsan değil. arkadaki beyaz tişörtlü diyorsan o da değil.


  12. ama aynı saatlerde uzun ihsan’ı ben de bölümünün koridorlarında görmüştüm. demek ki biri astral uzun ihsan’dı.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s