h1

Türk televizyonlarının en sevimli kızı

7 Aralık, 2008

Biz onu, beleş binmek istediği otobüse usulca süzülüp sonra hostes gelirken yanıboşlar arasında gördüğü en canayakın oğlanın omzuna başını koyup uyku numarası yaparken tanıdık.
Ev niyetine yeni sitelerin örnek dairelerinde yatardı. Veya sandallarda. Veya kötü pansiyonlarda. İş niyetine marketlerde tattırıcılık yapardı. Veya vapurda kötü şarkı söyleyicilik. Ailesi yoktu görüntüde. Ve hiç arkadaşı. Sürterdi orada burada. Tattırdıklarını tadarak karnını doyururdu. Kazandıklarıyla marketten erzak alıp gecekondu mahallesinde kapı önlerine bırakırdı torba torba. İki düşü vardı. Gelinlik giymek ve ambulansa binmek. Çocuksu.

img_0926-222

5 bölümün sonunda hayata veda etti. Olması gereken de buydu zaten. O kız, öyle bir kız yok. Yok işte. Zaten hiç olmadı. O, sadece beyazperdede varolan bir imajdır. Hep derim yönetmenlerin yalan söylediğini. Bir keresinde oradaki bir film çıkışında hoplayıp zıplayan, sevgilisinin boynuna sarılan öyle bir kızın Türk çıktığını yazdığımda biri “gel bak, burada çok var o kızlardan” demişti. Ne uydurukçuluk. Yok işte, hiçbir yerde.

Bu yalan, kafalara sokulan bu yanlış beklentiler hayatımızı çaldı be! Leslie Caron, Shirley McLaine, Audrey Hepburn, Jean Seberg, Juliette Binoche, Audrey Tatou, şimdi de bu. Olmayan bir türün imgelerini masum beyinimize kazıyıp gerçekleşmeyecek hayaller kurmamıza neden olan herkes. Hesap vermeli. Tüm senaristleri ve tüm yönetmenleri asarak başlamalı işe. Bunu gören kimse de yönetmenliğe soyunmaz nasılsa. Sinemanın olmaması bizi özgürleştirir. Sonra tüm kadın ırkına gelir sıra. Hesapçılıklarından, ve perdedeki o türlerdenmiş gibi yapıp hiç de olmamalarından ötürü onlar da asılır. Sonuncusunu asmadan önce aldığımız kök hücrelerin, kromozomların filan çare etmediğini anlayınca neslimizin sonunu bekleriz.

Deli gibi sevimli bir kızdan Children of Men’e doğru evrilmiş olabilir bu yazı. Ama o filmde bile ciddi bir ümit vardır. Belki de başka bir dünyada yaşıyordur bu kızlar. Onları resimlere ve filmlere sokanlar da bizzat kendileridir. Ve dünya üzerindeki kendilerine benzemez benzerlerinden -kötü kopyalardan- kurtulduğumuzu görünce dönüverirler aramıza. (Çünkü zamanında kötü bir tür bu dünyanın gerçek dişi ırkını başka bir gezegene yollamış, yerlerine kötü kopyalarını bırakmıştır. Yaaa…)

[Bu da Ada’nın kanlı canlı hali. Henüz hala varken.]

Reklamlar

9 yorum

  1. ‘Gerçek dişi ırkını başka gezegene yollamış’ cümlesi bana ‘Türk kızları Rusya’ya gitsin, Rus kızları Türkiye’ye gelsin’ cümlesini hatırlattı. Bunun için web sitesi kurup kampanya bile başlatmıştı bazı aklı evvel kişiler.

    Alakasız biliyorum, kusura bakma.

    Bu yazı biraz tuhaf olmuş.
    Nereye varmak istemişsin anlayamadım.
    Daha çok sayfaya yağan kara takıldım ondan belki de.


  2. tuhaf olan yazı değil, benim.


  3. Güzel ve sevimli kadın tanımında çoğu kez hem fikir olduğumz sevgili aziz abime, iyi bayramlar dilerim…erkan oğur’dan ” pencereden kar geliyor” adlı parça iyi bir fon olabilir:)


  4. Peki, meraktayım sormam gerek.
    Kanal D’de yayınlanmış bir dizi mi bu?
    Adı var mıdır?
    Gerçekten hoş bir hanımefendi.
    Ayrıca bağlantıya tıklayınca saatlerce uğraşıyor açmak için.
    Sıkılganım, bekleyemedim.


  5. Esefle kınıyorum kendimi orada logo var, kör müyüm?
    Bayramda evde kimseler yok.
    Üç gündür evden hiç çıkmadım.
    Manyaklaşıyorum sanırım.


  6. zizucum, bir ziyarete beklerdim aslında. evde ikram edilmeyi bekleyen çukulatalar ve içen kimsenin beğenmediği acı bir likör var oysa ki.


  7. bağlantı 13 mb. açılır 1-2 dk.da filan.


  8. bu kızlar, gerçekte olmayan ama perdede olan kızlar, en azından perdede varlar.. gerçek olmasalar bile,ki aslında bence bu kötü bir şey değil, çünkü gerçek sandığımız pek çok şey yeri gelince nasılda sahteleşir bilirsin. bilirsin değil mi? evet, ne diyordum, o kızlar en azından perdede varlar. peki sence perdede o kızların erkek versiyonlarından ne kadar var? pat diye aklına gelen bir karakter var mı? varsa seni tebrik ederim. ama önemli olan o karakterin aklına pat diye gelmesidir, unutma.. yoksa tebrikim biraz sönük olabilir.evet bayım?


  9. cevap 1: gerek yok ki. sinema erkekler için yapılır. kadınlara bir fantezi yaratılması gerekmiyor ki. (yani sinemada)
    cevap 2: bunu yine de bir kadına sormak lazım. ben bilmem ideal cevabı.
    cevap 3: ben olsam harrison ford derdim mesela. ama o kadınların erkek cinsi değil galiba o. bazı hemcinslerin hugh jackman’a bayılıyor mesela (zevksiz zevksiz), ama o da değil. aklıma gele gele michael j. fox geliyor, ‘ultra tatlı’, ‘hayatın itici gücü’ tanımlarına uyabilecek.
    cevap 4: aa, bu arada, ben bunun cevabını vermiş olabilirim aslında. sineliste’deki en sevdiğim aktörler listesindeki 40-50 oyuncu arasında var mıdır: john cusack, hugh grant, jack lemmon, marcello.
    cevap 5: ama bunlar bile yeterince değil. yani, yok. sevimlilik ve hayatı üzerinde heryere taşımak (bahar hissi) feminen bir özellik zaten. yani, haklısın, sanırım yok.
    cevap 6: perdede olmayabilir, ama fiiliyatta var. bizzat biliyorum. en yakından. şimdi de zaten onu doyurmaya mutfağa gidiyorum.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s