h1

Kendine acımak güzel bir histir

10 Aralık, 2008

İncinmişsindir. Biri sana hiç beklemediğin bir ayıp etmiştir. Çok açık haksızlığa uğramışsındır. Ta içinde hissedersin bunu, en derin zerrelerine kadar yayılır. Gidip yatağa, yorganın altına girmek istersin.
Belki sonra bir kitap açmak. Bir süredir duran, pek elinin gitmediği birşey. Depresif bir hal değildir ki bu, öyle konsantre olunamayan, veya başka şey yapılamayan. Tersine, birçok şey yapmak istersin. Zamanla. Gerçekçisindir. Çok.
Uysalsındır ve mahzun. Hayat devam eder. Tartışmazsın, kızmazsın. Kızdıracak şeylere başını çevirirsin. Zaten bundan kötüsü olamaz. Sakin davranırsın günlük hayatındakilere. Kibar, en pratiğinden, fazla diyaloğa girmeden, mesafeli, neredeyse resmi. İçine dönmüşsündür.
Bu güzeldir çünkü sıcak bir histir. Sonuna dek hissedersin. Başka zamanlardaki yaşadığın şeylere teğet geçen, hissetmeyen sen değilsindir.
Kimseye anlatmazsın olanları. Hoş, anlatacak kimse de yoktur. Hayatındaki herkesi bir başka görürsün. Onlar aynı onlardır, bakan sen başka bir sen.Hem onların içyüzünü görürsün hem önceki sen’in. Önyüzeylerini değil, içinden arkasını, bir düzey ilerisini, bir kat altını, bir safha dibini. Kendinle ilgili yüzleşmek istemediklerin önünde beliriverir.
Mahzunluğun bir kısmı ondandır. Durum acıklıdır. Ama bunu görmek de birşeydir. Bir başlangış için yer vardır. Çok güçlü değilsindir belki o an. Ama ileride olabileceğini bilirsin. Sezon boyu yapılacak maçlar için oksijen biriktirmeye Alpler’e gitmiş bir takımın oyuncusu gibi.
Tek farkla, bu bir takım sporu değil, bireysel bir spordur. Tenis gibi içedönük. Ve tek amacın vardır, wimbledon’ı kazanmak. Son topu da kazanıp geleneksel olarak coşkuyla kenar demirlerine ve insanların omzuna basa basa tribüne çıkılan, sevenlere ve nişanlıya sarınılan an geldiğinde soğukkanlı bir şekilde ellerini cebine sokup göğü seyredeceksindir. Sonra da sana gümüş tabağı veren York düşesini (ah, Di hayatta olacaktı) belinden kendine çekip öpeceksin.

Reklamlar

10 yorum

  1. Aaa ne güzel kar yağıyor…

    Kendine acımanın hiç bir güzel yanı yok. Enerji yitirmekten başka hiç bir şeye de yaramaz.

    “Beklemediğin bir ayıp etmenin” ayıp etmeyeceği beklentisinden kaynaklandığını unutmamak gerek. O yüzden kişilerle olan iletişiminde, yani ilişkilerinde beklentileri sıfıra yakın tutmak hem senin hem de o kişiler için en sağlıklısı. Beklentin olmadığı için, bekleyip de oluşmayan durumlar karşısında duyacağın incinmişliği de duymazsın. O zaman kimseye bağlı olmadığın gibi kimse de sana bağlı olmaz. Özgürüm, özgürsün, özgürler. O kişiden özgürüm, abartılı duygulardan özgürüm, beklentilerden özgürüm. (“Bir şeyden özgür olmak” şeklinde kullanarak Türkçeyi bozmuş mu oldum acaba?..)

    Yalnız York düşesi olmak varmış!


  2. bu anlattığım hissin birçok güzel yanı var. adı acımak olunca kalıplaşmış bir tepki alıyor. kendi için üzülmek olsa belki farklı olacak.

    [aslında, işin nedeni çok önemli değil. diyelim ki sizin hakettiğiniz iş torpille başkasına verildi. konu, ondan sonraki anlamlı ve yararlı süreç].
    ama beklemek, bence tüm sosyal ilişkilerin (ve bir insanı sevmenin) doğal uzantısı. tüm beklememek muhabbeti bir kandırmaca gibi geliyor bana. özgürsen, bağlı değilsen bağın da yok karşındakiyle, yani onunla hiçbir şeysin. toplumun içindesin, ama öyle hepsinin arasından kayıp gidiyorsun. yani herkes senin birşeyin olduğunu sanırken sen onlara nanay yapıyorsun hem içinden hem de bir gün dışından.
    demek ki diyorum, tüm o beklediğini bulamamaların esas kaynağı sizsiniz ışıl ışıl hanım. sonra bunu bir kere gören, hayal kırıklığıyla bir diğerine öyle davranıyor. ve benim karşıma kadar geliyor o hareketler silsilesi.

    ve evet, benim wimbıldın finallerimdeki york düşesleri hep çok şanslıdır.


  3. Ah azizim, bütün bunlara neden olacağımı bilseydim… Kimbilir kaç kişi daha etkilenmiştir…

    Aslında şu dediğinizin doğruluk payı var: “… anlamlı ve yararlı süreç”. Ürettiğimiz her ne ise onda, mutlaka o sürecin katkısını görürüz. Örneğin bir sanatçıdan duygusuz olmasını nasıl bekleriz. (Farkında olmadan beklentisiz olamayacağımızın bir örneğini de böylece vermiş oldum. Ancak zaten beklentileri sıfıra indirelim dememiştim: Sıfıra yakın olsun demiştim -Allahtan-)

    İşte o süreci kızgınlıkla, kendimize üzülmek/acımakla geçireceğimize insanların bunu özellikle BİZE karşı yapmadıklarının, bizim yerimizde olabilecek başkasının da aynı tavır/davranışla karşılaşacağının bilincine varmak daha uygun olmaz mı?

    Sonuçta beklentilerin, bir yerlerde takılıp kalmamıza neden olacağını, karşımızdaki insanları tam anlamıyla anlamamıza engel olacak paravan işlevini göreceğini düşünüyorum.


  4. o yağanlar kar değil mi? ne güzel olmuşlar yahu.. ne zamandır böyle burası? çok oldu mu? olduysa eğer ben yine çoktandır gelmiyorum demektir buraya, bu da fena bir şey olur.. neyse, çok güzel olmuş sahiden. bunu buraya ikinci yazışım ama olsun.. yalnız şunu demem gerek, ben zaten bu sayfanın kötü bir okuyucusuyun.. sayfayı açınca ilk on dakika küçük beyaz topların hareketlerini izledim, sonra yazıya bakabildim biraz ama pek anlayamadım. yani sanırım.. bir de ekranın sol alt köşesinde minnacık bir yüz var, gülüyor. 🙂


  5. ışılışılışıl hanım, sorun kişisel almakla ilgili değil genelde. karşımızdaki o kadar sevdiğiniz kişinin o sevgiyi sorgulatan birşey yapması kırıyor bizi (ya da beni) en çok. başkasına da yapılmış olabilirdi, farketmez. o kişiye, ya da onca sevginize yakıştıramıyorsunuz o hareketi.

    beklentiler paravan, çok doğru gerçekten. bazen ama işte, anlayacak eşiği geçiyorsunuz.

    kendine acımak çok doğru tanım değildi belki. ben o kelimelere yüklenen kalıplaşmış durumdan farklı bir şey anlatmak istedim. tam olmadı ama daha uygun bir isim gelmedi aklıma.


  6. kötü okuyucu pırpır, 3 yıldır yağıyor o karlar.


  7. boş boş bakmam, ama bakıyor olsaydım bile şimdi bu kadar dikkatimi çeken karlar çok öncesinden de dikkatimi çekmez miydi sence.


  8. Arttırıyorum: Kendine acımak dünyanın en güzel hissidir bence.


  9. evet ya, sonunda biri anlamış demek istediğimi.


  10. herseyde ve herkeste insanin ic ve dis yuzu önemlidir distan anlatamayan icinden anlatir sessizce…



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s