h1

biraz hareket, hareket

25 Aralık, 2008

Limon ne ister diye sormuş yengem. Bizde böyle yabancı uyruklu sorular pek olmaz aslında ama gerekmiş demek ki. Aklıma pek birşey gelmedi. Hani, bir ara blogger profillerinde oluyordu (belki hala vardır), wish list kısmı. Daha çok kızlarda olurdu, özel üretim converse, kıpkırmızı bir topuklu ayakkabı, lost’un 4. sezonu gibi şeyler, Amazon’dan linklerle. İşte öyle wish list’lik belli istekleri olan biri değilim ben (belki bir tek Sight & Sound aboneliği hariç). [Nasıl biriyim: sanırım outlet tipi biri. Kaliteli birşey bulursun. Ama illa aradığın belli bir şeyi değil. Veya hırsız kültürü de denebilir. Girdiğin evde iyi bir şey bulacaksındır. Ama belli birşey bulmayı beklersen olmaz].

Neyse, bir süredir yüzsem diye geçiyor içimden. Biraz ileride de Sports Int.’l var. Onun üyeliği geldi aklıma. Ama şimdi çok pahalı birşey demek olmaz diye önce bir öğreneyim dedim. İntern. sitelerine baktım, çirkin ve işlevsiz. Geçen yılın aktiviteleri var ve fiyatlar yok. Telefon ettim. Arkadaşlarımız sizi arayacak dedi kadın. Telefonumu sordu, söyledim. İsminiz dedi, söyledim. Soyadınız dedi. Neden dedim. Öyle gerekiyor dedi. Gerektiğini sanmıyorum, bu numaradan ulaşırlar bana dedim. Bizim sistemimiz böyle dedi, sesi de yükselmişti. Ben sizi bilgi almak için aradım, siz beni değil dedim. Benim soyadınızı da almam gerekiyor dedi bağırarak. Niye bağırıyorsunuz dedim. Bağırmıyorum dedi bağırarak. Bir üstünüzü bağlar mısınız dedim. Şu anda toplantıdalar dedi. İyi, ben gelir söylerim dedim.

Çıktım, otobüs, 4-5 durak sonra Sports. Önünden geçerim sık sık ama girişini bilmiyorum. Zorla karanlık ve küçük girişini buldum. Kapıdaki adama üyelik deyince birini çağırdı. Bir güvenlik gör.lisi geldi, beni danışmaya götürdü. Danışmadaki kadın biraz beklettikten sonra bir arkadaşımızı çağırayım, sizle görüşsün dedi. Bu arada şu formu doldurur musunuz dedi. O sırada anladım bunların nasıl çalıştığını. Ben ‘önemli olan benim sizden bilgi almam değil mi’ diye lafedecekken belli ki bunların tüm çalışma şekli bu. Niye kaydolmak istiyormuşum, neye ihtiyacım varmış, adresim şuyum buyum. Kredi kartımın arka yüzündeki rakamları da sorsaydınız deyip sporsal birkaç şeyi doldurdum.

3-4 dk. geçmişti. Saatime bakıyordum. Bir dakika sonra kalkıp gidecektim. Genç biri geldi. Buyrun dedi, odasına çıktık. Birkaç soru soracağım dedi. Şu hastalığınız, bu hastalığınız, şikayetiniz. Ben de doktor gibi anlattım. Şöyle yapınca şurama bir ağrı giriyor, sonra da yumuşak g’leri söyleyemiyorum, filan. Hep size uygun bir program tasarlarız filan diyor. Önce vücudumdaki yağ oranı vs.ye bakılacakmış da bir diyetisyenle ve spor hocasıyla beraber program yapacakmışız. Şişman ev hanımları ve masa başından kalkmayan göbekli kocaları için düşündükleri sistemden bana ne? Ben öyle kafama esen saatte gelip yüzemez miyim? Herhalde bugün karar verirsiniz, di mi? dedi adam. Hayır, birkaç hafta içinde dedim. Hoşlanmadı. Bugün geçerli bir çek çıkardı sonra. $200’lık. Bunu imzalarsanız bugün kullanabilirsiniz dedi. Kullanmayacağım dedim. Yine de imzalayın dedi. Neden dedim. Şeflerim öyle istiyor dedi. Sizin işleyişiniz yani dedim. Aynen dedi. Yumuşak başlı olabiliyorum bazen. İmzaladım. Birkaç dakikalığına kayboldu. Şefiyle beni nasıl ikna edebilirler diye konuştular herhalde. Vaktiniz varsa gezelim dedi. Uzatmadan dedim. Yol gibi çizilmiş ve şeritle ikiye bölünmüş bir parkurdan tura başladık. Etrafta başka turlar da var. Karşıdan bir üye geliyor, adam iki üç metre yana çekiliyor. Rahatsız edici değil, korkunç.

Yüzme havuzu, jakuzi, sauna, insanların koşup koşup bir yere gitmedikleri aletler, insanların taş taşır gibi ağırlıkların altına girip bir de bunun için para almadıkları aletler… Adam etkileneceğimi düşündü sanırım ama ben sadece bölümlerin boşluğuna takıldım. Yanyana televizyona bakılıp koşulan kısım dışında hep çok azar insan vardı. Hem o kadar geniş alanı iyi kullanıp bir kapalı tenis kortu yapsaydınız bari.

Şu spor için şuradan yer ayırtılıyormuş, saati şu kadarmış. Şu restoranda şu kadar, bu Barçın’da bu kadar indirim varmışmış. Bunlar beni ilgilendirir miymiş? Bilemiyorum, sanmıyorum. Arada da benim ağzımdan çıkan herşeyi bol bol kullandığı bir sohbet geçiyordu.
Döndük ofise. Ücret kısmına geçtik. Biliyorsunuz, tesisi anlatmadan kuru kuruya şu kadar demenin anlamı yok. Öyle. Tenisli mi düşünüyorsunuz tenissiz mi? İkisi de olabilir, siz söyleyin. Tenissiz ilk üyelik bedeli 2100 dolar, yıllık aidat 2000. Tenisli olursa ilk üyelik 2300. Yani toplam 4100 dolar. Nasıl bu fiyat sizce? Çok güzel bu fiyat bence. Ben zaten bu fiyatı çok severim. Zaten gelirken diyordum keşke tam 4100 dolar olsa diye. Keşke bir Tolga Çevik’lik yapsaydım. Önceden birşey düşünmemiştim dedim. Gerçekten de öyle. Sonra devam etti: Bu ay üye olursanız 3000, bu çeki de düşünce bugün için toplam 2800 dolar. Kartınıza %10 indirim. 2520 dolar. Dolar kurunu da 1.35’te sabitledik. Hesap makinesi. 3400 ve 2 ytl. Nasıl bu fiyat? Müthiş bu fiyat.

Sonuçlar:
1. Bu nasıl bir ülke ya?

2. Bir hizmetin bedelinin o hizmet için çalışan kişilerin maaşından fazla olması ortada yanlış birşey olduğunu gösterir diyebiliriz herhalde. Sonuçta da ‘o hizmeti alacak enayi bul, maaşını çıkar’ diye çalıştırılan asalaklar oluyor o kurumda.

3. Geçenlerde bir Radikal spor yazarı, Almanya’ya 3 günlüğüne giden bir arkadaşının bir spor tesisine üye olduğunu ve üyelik için aylık 10 euro verdiğini anlatıyordu. (Abarttığımı düşünen olursa emin olamadım, yıllık da olabilir 10 euro).

4. Çoktur herhalde diyordum, ama yine de belki alınabilir, hediye edilebilir birşeydir diye aklımdan nasıl geçebildi?

5. Bizim okulun, ne girerken ne de istediğin sporu yaparken 5 kuruş istenmeyen bundan güzel tesislerini yıllar boyu ayda yılda bir kullandığım için, yukarıdaki maddeyle de birleşince demek gerçekten salağım.

6. Para eşittir sağlığın geri kazanılması olduğunu biliyorduk da bir de para eşittir sağlığın korunması demek ki.

7. Bugün otobüste “uçlar 50 kuruştan 1 liraya çıkmış”, “yok, benimki hala 50 kuruş” sohbeti yapıyordu üniv. sınavına hazırlanan çocuklar.

Reklamlar

2 yorum

  1. Aşağıda hızımı alamadım, burada da yazayım; bu spor merkezlerinin amacı, hizmet verirken makul para kazanmak değil, insanlara kabartılmış prestijler sağlıyormuş izlenimi verip, onları kazıklamak, bence. Bir de o kampanyalar filan, lütufta bulunuyormuş gibi gözükmüyorlar mı…. Iyyk!:(


  2. tabi orada pazarlanan şey prestij. pazarlanmasa da gidenlerin en önemli amaçlarından biri bu. maksat spor mıpor değil, oraya doğru giderken spor çantasıyla görülmek. orada birilerine görülmek. sonra bunun bir diğerlerine söylenmesi. birilerine bakmak. birileri tarafından bakılmak.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s