h1

çürümüş elma pörsümüş portakal

28 Aralık, 2008

Geçen sezon içinde seyrettiğim bariz kötü filmleri yazmayı erteleyip durdum. Geçti diye düşünüyordum ki bir süredir bazılarını orada burada ‘süper’, ‘öneririm’ gibi sözlerle görür oldum. Demek ki kötü filmlere ödül vermenin zamanı yok. Zaten maksat onlar üzerinden biraz sinema muhabbeti. Here are the winners:

The Fountain: Aronofsky’nin Pi’si estetistik görüntüleriyle boğucu olabiliyordu ama yine de ilginç şeyler içeriyordu. Yeni mezun bir sinemacının hevesi vardı bir de.
Requiem for a Dream ise katlanılamayacak düzeydeydi. Zaten konu sinir bozucu, anlatım fazlasıyla bayıcı, üstüne bir de adamın herhalde çok sevdiği için ikide bir kullandığı o hızlandırılmış görüntülü sekanslar… Krizdeki birini hastaneye yetiştirme sahnesini, ağzımda midemi bozmuş bir şeyin tadının uyandıracağı gibi bir iğrentiyle hatırlıyorum şu an. -Tanrı biliyor ya- Sabretmeye çalıştım, ama sonu gelmeden kapattım. O filme bayılmış olanları da gerçekten anlamıyorum.
Adamın kötü çuvallayacağı oradan belliydi. Bir sonraki bu filminde oldu bu. Masalsı şeyetmeye çalışmış. Ama Guillarme del Toro aynı gerçekle masal arası gitgelleri (Gitgel Dolap, TR’de seyrettiğim en iyi 2-3 oyundan biriydi: Harold Pinter’e sevgiyle…) nasıl iyi becerebiliyorsa, bu film bizdeki fantastik öğeli çocuk dizisi düzeyini bile becerememişti.
Oysa insan Rachel Weizs ve Hugh Jackman gibi iki güzel insan bulmuşken şöyle iyi bir romantik komedi çeker. Veya, daha iyisi, 19.yy. İngiltere’sinde geçen, bol etekli elbiseler ve salon resmiyeti içeren romantik bir film.

Babel: Her sanat dalının kendine özgü anlatım özellikleri, bir dili var. Hatta diğer sanat dallarında pek iyi ifade edilemeyecek şeyleri o dili kullanarak ifade eden yapıtların başarılı olduğu da genelleme olarak söylenebilir sanırım. Örneğin, bildiğimiz sinema insan vücudunu ancak bir parça esnetebilirken çizgi filmler istediği gibi abartabilir, çizgilerle bambaşka dünyalar yaratabilir, bir nesneyi bir kalem hareketiyle bambaşka birşeye döndürebilir.
Bu aynı zamanda demek ki bir resim, bir heykel, bir oyun, bir senfoni birkaç cümleyle ifade edilemez. Eğer edilebiliyorsa gayet kötü bir eserdir. Yoksa niye yapıyorsun o eseri? Birkaç cümle yaz, olsun.
Bence de işte, Inarritu Bey, bu kadar para harcayıp ekibinin, oyuncularının zamanını alıp bu filmi çekeceğine word’de güzel fontlarla kısaca “bir adam Japonya’dan kalkıp Fas’ta avlanır, silahını oradaki rehberine bırakır. Sonuçta da Kaliforniya’da çalışan Meksikalı bir dadı işini kaybeder” (veya daha da özetle “küresel bir köy olduk anasını satiim”) diye yazıp sinemaya gelenlere dağıtsaymış. Da vaktimizi almasaymış. Ayrıca, Brad Pitt’in Cate Blanchett’i eş alacağına biri beni ikna etsin mümkünse.

lifesweet2
(resimde Brad Pitt ve Cate Blanchett filmden bir sahnede)

Music & Lyrics: Hiç ama hiç romantik komedi seyretmemiş olsaydık belki bu filmi hoş bulabilirdik. Senaryo ne bir inandırıcılık içeriyor -çiçek bakıcısı kız müthiş edebi yeteneklere sahiptir, eski pop yıldızının çiçeklerine bakmaya gidince şarkısına söz yazı-yazıverir- ne de bir hoşluk barındırıyor. Oyuncular ne iyi oynuyorlar ne de çekicilikleri var. Hugh Grant artık bu roller için yaşlandım diyor -ki onun en vasat romantik komedileri (9 months, 2 weeks notice, mickey blueeyes) bile çok daha seyredilebilirdi. Drew Barrymore zaten hiç bir zaman sevimli değildi (belki bir tek 7 yaşındayken -E.T.’de-). Sonuç, 40’lardan bu yana en iyi romantik komedileri çeken Hollywood’un hali için içler acısı.

– The Good Shepherd’da Angelina Coli: -Bu filmden önceki- 3 yıl altın ahududu’ya aday olup alamamış Coli. İyi oynayanlar için nasıl oscar alamamış diyorsak bu rolle nasıl ahududu’yu alamamış Coli demek lazım. O kadar kötü. Aslında ilginç, Holivut’un (Holivut, binbir gece’deki Liliput’un kardeşi) en iyi olduğu şeylerden biri oyuncu yönetimidir. Biri iyi oynayamıyor mu, hemen baba bir oyuncu hocası getirilir, şipşak eğitim verilir. Yönetmen usta biri olsa dikkat ederdi de oynatmaktan çok oynamayı bilen de Niro olunca kaçmış.
İnanılır şey değil ama, bu kadın bir de oscar almıştı. Tüm zamanların en kötü oyuncusu Zeta-Jones da aldıktan sonra sürpriz değil tabi. Ve Nicole Kidman (tam da çok kötü oynadığını düşündüğüm The Hours’ta hem de). ‘Güzel ama kötü oyuncu’ diyenlere ‘kötü olur mu, bak oscar’ı var- diye cevap verilsin diye kariyerlerinin başında veriyorlar bunlara amcamın heykellerini.

Bu arada de Niro, filmin en baba rolünü kendine ayırmış.

Coli’nin filmdeki kocası da tam anlamıyla bir amerikan rüyası örneği: arkadaşıyla yazdıkları ortalama senaryo ile oscar alıyorlar, o filmdeki iyi rolü ile sivriliyor. Birkaç yıl içinde de en aranan yıldızlardan biri oluyor. Seri filme dönüşen bir süper kahraman tiplemesi de var. Ama pek yakışıklı değil. Genelde iyi oynadığı da söylenemez: Matt Damon.

Kötü oyuncular demişken yine Matt Damon’ın oynadığı ve yine aile babası ve yurtdışında gizli birşeyler karıştıran birini oynadığı Syriana hem film olarak ilginçti hem de George Clooney süperdi (nitekim oscar aldı). Zaten kimin yıldız olduğu en iyi gelişmemiş yerlerde anlaşılıyor. Asya’da, Afrika’da, hiç beklemeyeceğin ücra bir yerde bile Brad Pitt’i bilen insanlar bulursun. Ve Tom Cruise’u. George Clooney’i daha az. Ama Matt Damon’ı kim tanır? (Onu tanısa tanısa Macide Tanır).

Reklamlar

7 yorum

  1. Ayy, seni sinir basmış, anladım.:))
    Haksız mısın? Pek de değil. En azından Fountain konusunda kesinlikle haklısın. Music & Lyrics, bomboş vakitte seyredilebilir, diye düşünüyorum. Paramparça Aşklar…. kadar iyi değildi, ama, Babel’i de, ilgiyle seyretmiştim, diye hatırlıyorum.


  2. beni bugün bir sinir basmadı ama. ben her zaman sinirliyim kötü, safi klişe, iyiymiş gibi yapan ve haketmediği şekilde beğenilen filmlere.
    bence babel, artık bayan ‘orada burada alakasız hikayeler yürür, ama bunlar çok önemli bir noktada kesişir’ filmlerinin açık ara en kötüsüydü. ve kaydadeğer başka bir tarafını da göremedim.
    music&lyrics için ise bomboş vaktini ona verene acırım (aynı şeyi yapan kendime acıdığım gibi). adresini versin, 20 tane pırıl pırıl romantik komedi göndereyim isterim 30’lardan, 40’lardan, 50’lerden.


  3. Babel’de Brad Pitt’i oynatmak feci bir fikir. Tabii bu durum tüm filmi mahvetmeye yetmiş. Yalnız, kısacık da olsa Gael Garcia’yı izlemek çok hoşuma gitmiş, kalbim küt küt atmıştı, yanlış anlaşılmasın, benimki Amores Perros’un hatırına:)


  4. son iki filmi izlemedim, babel’e katılıyorum ve lakin merakım başka. fountain’ın müzikleri müthiş tek kelimeyle. izlemediği filmin müziklerini edinmiş be bayılmış biri olarak deli gibi merak ediyorum filmi. sahi o güzel müzikler kötü bi filme mi ait yahu?!

    resmen hayal kırıklığına uğradım!


  5. brad pitt, evet bence de çok uyumsuzdu, helena bonham carter resimli zeynep hanım. ama ben onsuz da beğenmezdim.
    gael garcia’nın beğenilmesi hep bana iyi gelmiştir.
    amores perros’u hep y tu mama tambien’le karıştırıyorum. ikisinde de oynyordu, ikisi de aynı zamanlarda çıkmıştı filan. ben seyretmedim amores perros’u.


  6. the fountain’i, imdb ratinglerine bakılacak olursa beğenen de olmuş. ama bence 2000’li yılların en kötüsü olmaya aday olabilecek denli kötüydü.
    yani, maalesef. ama bu da bir mucize olarak algılanamaz mı, öyle kötü filmden böyle iyi bir müzik çıkması? (kurtarmaya çalışıyorum hayal kırıklığını ama samimiyetle yapıyorum bunu).


  7. Simon, Amores Perros’u izlersen eminim İnarrutu Bey’i Babel’i çektiği için affedersin. Harika bir kurgusu var, bir çok içiçe geçmiş hikaye ve onca şiddet göze batmadan zevkle izleniyor. Hatta adam Karl Marks’a bile rol vermiş. Valla, inanmazsan izle gör:)

    Bernal vakasına gelirsek, “Motosiklet Günlüğü” nü izlemeye giderken, yok artık bu ne cür’et nasıl yani biri çıkıp Che’yi mi oynayacak diye üzülmüş, burun kıvırmıştım. Ama hem film, hem Gael Garcia büyülemişti.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s